21.11.2008
NEREDE KALMIŞTIK?
"Uzun zamandır görüşemedik..." diye konuşmaya başlayan ses,konuşmasının sonlarına doğru beni çağırıyor.Vakti önemsemeden düşüyorum yola.Beynimin içine Joy the Great hakim oluyor.(Yüce Joy hakkında da bilmeniz gerekenleri yakında yazacağım.)
Yol boyunca Yüce Joy'a ne yapmam gerektiğini soran gözlerle bakıyorum.Yaptığı şeyler doğru olsa kendini öldürmezdi ama yine de akıl danışabileceğim tek kişi o.Tek umudum o.Ama o da benim gibi alt dudağını sarkıyıp ağzının sağ tarafını büküyor.Yol gösterenim olmayınca sessiz kalma hakkımı kullanıyorum O'nun yanında.Zaten bu hakkım da olmasa ağzımdan çıkacaklar sonunda ayakkabı bağcığı kadar saygınlığım kalmaz.Şimdi soruyorum:
'Doğru olan bir dakika sonrası kıyamet gibi konuşmak mı yoksa ölümsüz bir dünyada ölümsüz bir elf misali kelimelerin,cümlelerin doğru zamanını beklemek mi?'
Daha biz 'Nasılsın?' faslındayken telefonu çalıyor.Telefondaki ses bir erkeğe ait ve o erkek de O'nun sevgilisi.Meğer telefonun az önceki çalışı acı acıymış da ben fark edememişim.
Telefonda konuşamam,konuşmayı da sevmem zaten.O,telefondaki sesin bağrış çağrış içindeki azarlarına rağmen o an sesinin uyduya gidip erkek arkadaşının kulağına aktarılmasından memnun.Ben değilim.
Sesimi duyuramadığım gürültülü ortamlarda dahi O'na bağırmamışken;bir başkasının,büyük olasılıkla sudan bir sebepten avaz avaz onun ağzına sıçışı boğazıma kayalar tıkıyor.Bir insan neden bir başkasına bağırır ki?
Dayanamayıp kalkıyorum yanından.Kulak kepçelerimden saç uçlarıma kadar tüm vücudum acıyor.
On dakika sonra geliyor yanıma.Onbeş dakika boyunca uyduyu ısıtmış olmanın memnuniyeti hakim suratına,öte yandan eski erkek arkadaşının yanında sevgilisinin azarlarından tahrik olduğu için mahçup.Özür diliyor.Alt dudağımı sarkıtmadan ağzımın sağ tarafını büküyorum.
Gece boyu eski günlere dokunduruluyor.Gözlerinde keşkeler görüyorum.Arabanın dikiz aynasından kendi gözlerime bakıyorum.Gözümün içindeki keşkelerden ziyade göz altlarımdaki morluklar ve çigiler dikkatimi çekiyor.Sanırım o ölümsüz dünyanın ölümsüz elfi olmayı kafasına koymu,aklından geçenleri süzgeçten geçirmeden söylemeyecek ve benim duymayı beklediklerim hep o süzgece takılıp kalacak.Ben de elfliği seçiyorum ona eşlik etmek için.En azından bir süreliğine.Elbet birgün kıyamet gelecek ama...
Evinin önüne geliyoruz.Öpüyor.Öpüşünden ruh halini çıkartacak kadar tanıyorum onu.O gece beni seviyor.Tam apartmanın kapısından girmek üzereyken sesleniyorum:
-Kimsenin seni kırmasına izin verme!
-...
-Ben kırmamak için çok uğraştım,ben kırıldım.Ama sen kimseye izin verme...
Bunları söylememem lazımdı ama tutamadım kendimi.Arwen misali ölümlü hayatı seçtim.Ama sanırım gecenin en samimi cümleleri de bunlar oldu.Samimiyet gibisi yok.
Yüce Joy'a dönüp 'Sence?' dedim.Durup bir süre yüzüme baktı ve birden üstüme atlayıp sıkıca sarıldı.Sonra ayrıldı.
Gülüyordu.
Ağlıyordu.
Gülerken ağlıyordu ama iki eylemi de tam kararındaydı.Münir Özkul gibi..
'Herkes böyle birşey yaşayamaz.Ne mutlu sana,asla vaz geçme!' dedi.
'Olur.' dercesine kafamı salladım.Braveheart'ta William Wallace'ın,idam sahnesinde annesinin kucağındaki küçük çocuğa bakışı gibi kapıya bakar halde kaldım.
Galiba ben bir yerlerde kaldım.
16.10.2008
Ramazanda Küstüm Şov Olmaz!
'Tanrı diye birşey yok oğlum!' dedi,irkildim.Ağzımı açıp 'Tövbe de abi.' dememe fırsat bırakmadan çantasından çıkardığı bir kitabı pat diye masaya vurdu.Benim az önceki irkilişin etkisinden kurtulamadığımı,yani pat sesine özel bir irkiliş sergilemediğimi görünce parmağıyla yukarıyı göstererek 'Aaa kuş lan bak' diye yukarıya bakmamı sağladı.Ben yukarılara bakadurayım o da pat bazında kitap vurumunu yineledi ve beni ikinci kez irkilmeye sevk etti.Kendimi toparlayıp 'Abi büyük günaha giriyoruz yemin ederim' dedim.Ne yemininden bahsettiğimi sordu,haklıydı da.Ateist birine nimet çarpsın sözünün bir etki etmeyeceğini önceden kestirmem gerekirdi.Titriyordum artık.Kitabı açıp içinden kendince kanıt olan birkaç şey okuttu.Şoka girmemiş olsaydım 'Ssshh'layıp iki rekat susmasını ya da siktirip gitmesini salık verirdim.
'Zar zor titreyerek ağzımı açıp : 'Abi iyi diyorsun,hoş diyorsun,saygı duyuyorum düşüncelerine tamam ama aynı masaya dirsekleri yaslamış oturuyoruz ve farkındaysan masa bildiğin demirden.Olası bir çarpılmanda arada ben dekaynayacağım.Oyüzden ya sus ya da gel laflarını tahta bir masada dirsek mirsek neremiz varsa masaya değdirirken anlat.Bilirsin demir iletken dahta ise yalıtkandıııır!' diyip güldüm.'Canın cehenneme ' diye çemkirip masayı terketti.Arkasından 'Kimin cehennemi oğlüüüm!' diyerek bozdum onu.
Can okuyucu!Hani bir sohbet ortamında masada enerjik,zıpçıktı,alem piji olmuş bir adam olur da en mahrem seks anılarını masa halkına mübalağa dozajını üst seviyelere çıkararak anlatır da masanın diğer ucundaki ezik,saf,örselenmiş adam da sanki kendi sevişmesiymiş gibi hikayeyi nasiplenir ya işte ben de az önceki berbat muhabbetten aynı şekilde nasiplenmişim gibi hissettim.Günaha bulandığım düşüncesi kapladı dört bir yanımı.
Hemen eşyalarımı toplayıp masadan kalktım.Cami cami gezip 17 ayrı dilenciye sadaka verdim.Kesmedi öğle ve ikindi namazlarına müteakip kalkan sekiz cenazenin cenaze namazlarını kılıp,her birine üçer defa olmak üzere totalde 24 defa 'Şahane bilirdik!' dedim.Kah ezan okununca müzik sesini kıstım,kah bu müzik sesini kısışlarım esnasında kelime i şehadet getirdim.Coşkun bir yapım olduğundan bu da kesmedi beni,hemen eve koşup doğru yola tastamam sevk olabilmek için Samanyolu Tv'yi açtım.Amacım bir Dost Gözü,bir Kalp Kapısı izlemekken karşımda Oktay Usta'yı yemek yaparken buldum.Bu kesin saylanmaz lan düşüncesi ile şansımı bir de Kanal 7'de deneyeyim dedim.Latif Doğan'la Küstüm Şov karşısında hipnotize olup kaldım.Program bitiminde ihya olmuştum.Yine de üzerine bir Bez Bebek attım ve Allah sizi inandırsın püripak oldum.
Ben Bez Bebek'e kaptırmış giderken telefonum çalımlı çalımlı çaldı.'Yes' e basıp kulağıma götürdüm.'Alo' şeklindeki laf atışıma karşı bir alo gelmedi.Aleti kulağımdan çekip ekranına baktım.Ekranda yazana göre arama yoktu,mesaj vardı.Evet!Arama ve mesaj uyarılarım aynı efenim.Mesaj sabah ateist olduğunu öğrendiğim arkadaşımdandı.Sabah bir mallık yaptığını,hatalı olduğunu,ama artık doğru yolu bulduğunu,beni korkuttuğu için de benden özür dilediğini yazmıştı.Benden özür dilemesinin önemsiz olduğunu,doğru yolu bulduğuna göre artık af dileyeceğinin kim olduğunu bilmesi gerektiğini yazıp mesajıma göz kırpan smiley ile son verdim.
Ertesi gün akşama doğru Beşiktaşımın maçı vesilesiyle yollara düştüm.Aldım biletimi,bindim otobüse,başladım stada doğru gitmeye.Otobüs silme Beşiktaşlı doluydu.Hepsi de ayaktaydı.Bu ortamda hissettiğim huzuru nasıl anlatabilirim bilmiyorum.Sanırım komple beyaz kaynayan şehirdeki tek siyahi arkadaşın şans eseri bir apartmanın bodrum katına konuşlanmış bir bara girip yüzlerce renkdaşıyla karşılaştığı andaki duyguların çok benzeriydi içimi kaplayan duygular.
Tutunduğum çubuğun dibinde oturan ve ağır işiten yaşlı bir amca beni dürterek 'Evladım hangi takımlısınız siz yahu?' diye sordu. 'Elhamdülillah Beşiktaşlıyız beybaba!' şeklinde ağzının payını verdim.Bu dini kelime de barındıran cevabım otobüste ölüm sessizliğine yol açmıştı.Neden sonra tüm Beşiktaşlılar birbilerine bakarak gülmeye başladılar,adeta gözlerimizle birşeyler üzerinde anlaşmaya varmıştık,sessizlik bozulmak üzereydi ve sonunda Bendeniz'in 'Sus!Soru Sorma' adlı güzide eserinin melodisi üzerine Beşiktaşlıların yazdığı şu şarkıyla bozuldu:
"Koooy!Koy ateistee!
Koy putperestee
Koy satanisteeeeee
Kooooy!Hepsi göt olsuuun
Ramazan ayııı mübarek olsun
İn-şal-lah
12.10.2008
Blue Wagoon ahhah
Kendini bitiren ve bunu anlayan bir adamın o andan sonra kuracağı cümle Pavorotti ses düzeyinden osuruk ses düzeyine doğru bir alçalmayla sona erer.Ama az önce de belirttiğim gibi adam gençti,bir o kadar da maldı.
Genç adamın metro harekete geçtiği anda kurmaya başladığı ‘Şimdi bak ben seni sevdim,sen de beni sev de öpüşelim’ cümlesi ses düzeyinde bir alçalmaya uğramadan tümüyle Pavorotti tonunda gitmekteydi,lakin metronun yapmış olduğu yüksek ivmeli hızlanan hareket adamın sesini adama bağlı olmaksınız gitgide osuruğa çevirdi.Zaten ‘Olması gereken’ detaylı yoldan da olsa oldu.
Metro genç adamdan kurtulduktan sonra ilgi camdan güzel gibi gözüken ama güzel olmayan kıza döndü.Kız beğenilme ile bir mal tarafından beğenilme arasında kalmış ; yüzü , Monalisa gibi yarı ‘Dokunsan ağlarım’ yarı ‘Hoş geldin yar!Yüreğime…’ halini almıştı.Biri müdahale etmediği takdirde kızın komple akıl sağlığını yitirmesi işten bile değildi.Kızcağızın bu durumdan çıkması için ortak karar verilmiş bir şey olmamasına rağmen tüm vagon yediden yetmişe ağız birliği etmişçesine “Nıç nıç nıç” ladı.Onlarca dil aynı anda damağa yapıştırılıp çekiliyordu müthiş bir ahenkle.Buna rağmen kızın yüz felci tüm hızıyla sürmekteydi. Bense müthiş ahenk ile zavallı kız arasında gidip geliyordum.Sonra ikisi arasında bir seçim yapmam gerektiğini,hangisinin benim için daha önemli olduğunu düşünmem gerektiğini fark ettim.Müthiş ahenk’i bir sınava tabi tutmaya karar verdim,geçerlerse yoluma onlarla devam edecektim.
Vagonumuzun orta yerine doğru “Ayıp ama ya, serseri herif!” diye çemkiri fırlattım.Doğrusu vagon halkı testimi perfect le bitirdi.Benim çemkirimin ardından vagondakiler nıç nıç çektikleri andaki gibi müthiş bir ahenkle “Allah bildiği gibi yapsın”, “Gençlik ne hallerde?”, “Cidden ayıp ama be,terbiyesiz!”gibi klişelerle umduğum reaksiyonları verdiler.
Hemen şapşahane önerimi ahaliye sundum.Bir Voice Male ,bir Stomp,bir Anadolu Ateşi olabileceğimizi,hatta işi sıkı tutarsak TRT3’te sık sık ekrana gelen Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği korolarının ekmeklerini kesebileceğimizi belirttim.Müthiş ahenk hep bir ağızdan ‘Yuppiiieeee’ çekti.
Sevinç gösterisini İnönü’nün kapalısı gibi önce çöküp sonra ‘Pınarbaşı burma burma…’ eşliğinde kalkarak yapmasını beklediğim müthiş ahenk bana ‘Hoşça kal TRT3!Merhaba Baby TV’ dedirtti maalesef.
Yine de hepimiz ne için doğduğumuzu öğrendik kısa yolculuğumuz esnasında,kim olduğumuzu öğrendik.Yemişim TRT yi de Baby TV yi de.En olmadı komik olmayan Avrupa Yakası’nı komik göstermek için dizinin her tarafına serpiştirilmiş,hatta saçılmış olan kahkahaları yeniden yorumlarız vagoncanak.Ekmek ekmektir.
Sağol jöleli ve genç ve mal ve ayı adam.
28.09.2008
Modern zaman mecnunu
Sonra ise beğenmiyorum yazdığım cümleyi.
siliyorum,baştan yazıyorum,bambaşka birşey...
istediğimi söyleyemiyorum,söylemek istediklerimi...
Gayri samimi gülen surat yolluyor.
Terliyorum bilgisayar karşısında.Hp laptopların klasik özelliğidir çok ısınmaları.Ama sanırım laptop tan değil,olmak istediğim olamamaktan terliyorum
Cesur adam çıkıyor içimden ve duygularını tüm gerçekliğiyle klavyeye dokunarak yazmaya başlıyor.O da benim gibi kelimelerden cümleler yapıyor.Enter a basacakken adını koyamadığım tarafım alıyor kontrolü ele.Tüm yazılan güzel cümleleri bir güzel siliyor tek celsede.
Bakkal nusret geliyor sonra laptop ın başına.vtunnel.com dan youporn a girsene bi tur diyor.
Dur diyorum hayati mesele bu.
Açık msn penceresine bakıp ver hele diyor.Yampiri gülen surat yapıyor.Adını koyamadığı taraf ya da pısırık tarafı olmadığından ,milyarlarca insan gibi normal insan olduğundan tereddütsüz enter a basıyor.nusret eski sevgilimle smileyleşiyor.
başımı 50-60 derece civarı döndürüp dolabımdaki aynama bakıyorum.ağzımın tek tarafı kulağıma gitmiş.Sıkkın bir ifade takınmışım.
Nusret youporn da arama kısmına rus yazıyor.izlediği kadınları göbeğinin hemen altındaki çıkıntıya monte ediyor hayalgücü sağolsun.
Bense hayatımı adadığım şeye ilk dokunuşumu düşünüyorum ve düşündüğüm şeyi elimin yanına monte ediyorum.
Henüz zamanı var belki bir ay belki bir yıl belki bir ömür diyor içimden aşık tarafım...
22.08.2008
Herakleitos vs Gelecekteki Demirbey (PART2)
(Not emo horoz der ki: ü ühü üüüüüüüüü)
Bir evliliğe indirgemek yanlış olur bu davranışımı;Emin bana gelip “Abi bundan sonra lens takacağım,yeşil gözlü olup cümle manitanın dibini düşüreceğim!” dese yine korkardım.Havadaki ani değişimlerden tutun da Beşiktaş’ın emektar bir futbolcusunun jübile yapmasına dek birçok değişim ölesiye korkutmuştur beni.O yüzden biliyorum ki sorun evlilik müessesesinde değil bizzat benim içimdeydi.Sıradan,tekdüze,herkes gibi olmayı sevmem ama en azından bu değişim korkusu hususunda herkes gibi olmak istedim.Emin’i kıstırıp tokatlama,komaya sokup evliliğine mani olma düşüncesi yerini kendimle hesaplaşmama bıraktı.
Hesap kitap işlerini yapsa yapsa muhasebeci olan amcam yapar düşüncesiyle telefona sarıldım.Dedim ‘Amca!’,dedi ‘He?’.Dedim ‘Nasılsın iyi misin,bunlara ek olarak da müsait misin?’,dedi yine ‘He’.Dedim ‘Ben bir yıl sonu hesabı çıkaracağım,ocağına düştüm yardım et’,dedi ‘Ne yılsonu hesabı?’.Dedim ’26 yılın sonunun hesabı’,dedi ’10 dakikaya sizin eve gelirim bekle sen.’.İki saat sonra kapı çalındı,gelen amcamdı.Amcam Ankara’dan gelmesine rağmen evde bir bayram havası esmedi,bu bayram havası esmeyince de annemle babam beni bir köşeye çekerek beni çok sevmediklerini,bana duydukları sevginin sadece evlat olmamdan ötürü olduğunu,atılmaz satılmaz bir meta olduğum için hayrına bana sevgi gösterileri yaptıklarını beyan ettiler.Evde bayram havası estiremeyen amcama ve bahtıma küfrettim ben de,ama annemle babama etmedim,zira biliyordum ki anneye ve babaya ‘Of’ dahi denmezdi.
Efenim,amcamla benim çalışma masama geçtik.Ben bilgisayarı kaldırma fırsatı bulamadan amcam oturdu üç tur maça kızı ve yaklaşık otuz tur mayın tarlası oynadı.Oyun izlemekten sıkılınca amcama buraya geliş amacı doğrultusunda hareket etmesini rica ettim,sağolsun kırmadı.Bilgisayarı kapatmadan önce her yeğenini düşünen amca gibi o da internet geçmişimi kontrol edip porno siteye girip girmediğime baktı.2000li yıllarda seksüel ihtiyacını internet sayfalarından karşılayan ben artık dvd dönemine geçiş yapmış olduğumdan amcamdan aferin aldım.Geçmişimin hesabına geçmeden önce on dakika boyunca zararlı internet sitelerine ana avrat küfredip hıncımızı almaya çalıştık,benim hıncım tümüyle geçmiş olmasına rağmen amcam sinirini alamayıp beni dövdü,sonra sakinleşti ve hesaba geçti.
26 yıllık bir yaşam boyunca düştüğüm yanılgılar,takılıp kaldığım hususlar,sevaplarım günahlarım,aklınıza ne gelirse tek tek sekiz A4 kağıda işlendi amcam tarafından.Sonra hesap makinesini aldı eline ve işlediği sayılarla birkaç karışık hesap yaptı.Bu hesapların sonunda sekizinci A4’ün arkasını çevirdi kendinden emin bir şekilde ‘=’ işaretini koydu ve ‘Sıfır’ dedi.Hayatımda ikinci defa sıfır almakla birlikte bu sefer aldığım sıfırın ne anlama geldiği,neler olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.Korka korka nedir sıfır olan amca dedim, ‘Senin B rh - bir çocuğunun olma olasılığı sıfır oğlum’ dedi.Hesap sonucunda sadece bunun mu çıktığını sordum ve aslında benim daha karakteristik,daha kişisel,daha duygu bazlı sonuçlar beklediğimi dile getirdim.Amcamın yüzü asıldı,benim de yüzüm asıldı.Amcam esnedi,ben de esnedim.Amcam şöyle bir durdu,ben de şöyle bir durdum.Amcam konuşmaya başladı,ben dinlemeye başladım. ‘Oğlum senin istediğin şeyleri ben rakamlarla nasıl sana söyleyeyim.Git bana bir şekersiz kahve yap,kendine de yap bir tane.Bu senin istediklerini ancak oradan sana söyleyebilirim.Kahve falı yanılmaz!’ dedi.Hayal kırıklığım bir nebze olsun geçmişti,o sırada kapı çalındı ve kardeşim elinde bir belgeyle içeri girdi.Kardeşim deli raporu aldığını ve bundan sonra ona her günün bayram olduğunu söyledi.Bu sözleri ister istemez evde bir bayram havası estirdi.Annemle babam yanıma gelip benden özür dilediler ve beni çok sevdiklerini söylediler. ‘Bilmukabele’ diyerek mutfağa bir şekerli bir de şekersiz kahve yapmaya gittim.
DEVAM EDECEK…
15.08.2008
Herakleitos vs Gelecekteki Demirbey
Kusura bakma okuyucu kitlesi ama ilk defa başıma geliyordu böylesine bir olay.Daha birkaç sene öncesine kadar arabayla,içinde ‘lolipop’ geçen şarkıyı son ses dinleyerek turlar attığım kadim dostum evlenme kararı alabilecek kadar büyümüş,bense hala hayal üretip satıyordum etrafıma.Ben kakamı şimdi mi yoksa iyice sıkıştırdığında mı yapacağıma karar veremezken insanlar karı-koca olmaya karar veriyorlardı.Bu arada ,evet ben kaka yapıyorum arada.
Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisiyimiş.Ama ben sevmem ne değişimi ne de ta kendisini.Afederisiniz ama Allah o değişimin ta kendisinin belasını vermesin.
İnanın Emin’i kıskandığımdan değil,sadece bir şeylerin değişmeye başladığını görmekten korktuğum için bu evliliğe onay vermediğimi belirttim Emin’e.Sallamadı tabi,ehehh diye güldü.Şaka yaptığımı sandı.Ben şaka yapmadığımı kanıtlamak için gittim içinde yirmi kontör olan hatlardan satın aldım beş milyona(Evet YTL’ye alışamadım!)Gecenin körü ve sabah erken vakitlerde olmak üzere günde iki defa aradım Emin’i,sesimi değiştirip evlenmemesini,aksi takdirde ağzını burnunu kıracağımı;hele ki çocuk yaptığı takdirde çocuğunu çalıp,üstüne bir de sakat bırakıp dilendireceğimi söyledim.Bir hafta kadar sürdü bu kimliği belirlenemeyen tehdit telefonlarım.Bir haftanın sonunda Emin’i aradım,evlilik durumlarını sordum.Kararı kesindi.Bir ay sonrası için nikah günü bile aldıklarını belirtti.Bu telefon konuşmamın akşamında Emin’i evinin bulunduğu Dikmen semtinde,bir ağustos ayında,gölgede kırk derece hava şartlarında kafamda kar maskesiyle sıkıştırdım.Arkadan sinsice yaklaşıp ense köküne vurdum,bayılmadı.Dönüp beni bir güzel dövdü.‘Arkam geniş oğlum benim,yapmayacaktın bunu bana.Evlilik ısrarın sürerse çükünü keseceğim!’ diye bağırmadım,zira sesimi tanıyıp tokat ve yumruk şiddetini iki katına çıkarabilirdi.Elimle ‘Bir saniye birader’ işareti yapıp,yine el hareketleriyle kağıt kalem sordum,cebinden bir peçete ve kalem çıkardı bana uzattı.Ben de yukarıda bağırmak istediğim cümleyle ek olarak :’( şeklinde ağlayan smiley koydum.Bu kesmedi beni ‘Grup Laçin-Bekar Gezelim’ yazdım,bunun sonuna da ;) şeklindeki göz kırpan smileyden ekleştridim.Okurken kaşlarının durumu ve yumruklarını sıkmaya başlamasından sinirinin katlandığını sezdim.O,notun sonuna gelene dek hızla terk ettim pusu alanımı.
Yalan söylemiştim,arkam geniş falan değildi.Ama arkamda kimse yoksa babam var lan düşüncesiyle babama Emin’i dövme düşüncemi açtım ve yardımcı olması için talepte bulundum.Napıcak,reddetti tabi. “Anneme küfretti baba,toprağa koyalım o iti,yanına kar kalmasın bu kötü sözleri” dedim,o beklediğim “Ne?Anana mı küfretti,gel kalkıp kurşun saydıralım şerefsiz Kayseriliye!” sözlerini duymadım babamdan,duyamadım.Adeta bir ilkokul öğretmeni gibi “Kötü söz sahibinindir,sen bir daha görüşme o terbiyesiz çocukla.” dedi.Kös kös döndüm arkamı, “Ben odama gidiyorum,oyun oynayacağım.Zaten kimse beni anlamıyor.” dedim.Odamda açtım Tokio Hotel’i,kapıldım emo rüzgarına.Az biraz sinirim geçti.Oyun da oynamadım,msn i açıp iletime, ‘Dünya çok boktan’ vs bişeyler yazdım,dikkat çekmedi.Yetmedi bir de Emre Aydın’dan şarkı sözü koydum,yine kimse ilgilenmedi.Son olarak da birkaç kişiye telefondan ‘Kendinize iyi bakın,ben sizi çok yukarılardan seyrediyor olacağım’ şeklinde tırışka bir intihar mesajı yolladım.Bir Allahın kulu da mesajıma yapma etme diye cevap yazmadı.Hayata küstüm ben de.Aslında tam küsmedim ama soran olursa küstüm işte…
DEVAM EDECEK...
PS: Kendi kitlemin beni tanımıyor oluşu ne de garip.Efenim çevremden yazıya verilen tepkiler sonucunda artık dayanamıyor ve açıklama yapma gereği duyuyorum en sonunda .Efenim bildiğiniz üzre yazılarımda genellikle birinci tekil şahsı kullanıyorum ve hatta adını da demirbey koyuyorum o birinci tekilin,gelin görün ki bazı çevreler benim birebir bu adam olduğumu sanıyorlar.Yanılmıyorlar bir yere kadar.Tamam o adam benim lakin tümüyle değil,tüm karakteriyle tüm yaşadıklarıyla değil.Hangileri gerçek hangileri değil vermek hoş olmaz.Ama bu yazının ardından benim gizli gizli tokio hotel ve emre aydın dinlediğimi öne süren beynamaz kimseler bu notu yazmama sebep oldular.beni anlamayan o kitle gibi siz de beni tokio hotel yahut emre aydın fanı sanmayın darılırım. saygılar Demirbey the DetailheaD
6.08.2008
Senaryoya gitti gelecek...
Anlayışınız ve takibiniz için teşekkürlerimi sunarım...
Demir Bey