13.06.2013

Necati Şaşmaz'ın Gençliğe Hitabesi

Dün gece Polat Alemdar bana, mizah yazıları yazmak için boşuna uğraştığımı gösterdi. Gerçekten çok komik aşağıda hemen hemen tam metnini üşenmeyip yazdığım açıklama. Bir o kadar da garip. Taksim Delisi Cenk'in bile çok daha güzel cümleler kurduğunu, ayyaş diyip güldüğümüz Kenan Komtan'ın o uçmuş kafasıyla bile nasıl daha anlamlı, daha birbiriyle bütün oluşturan şeyleri bize söylediğini görmüş olduk. Bu adamın iki dudağı arasından çıkacak birbirleriyle ilgisiz kelimelerin oluşturduğu cümlelerin kaale alındığı bir dönemdeyiz. Polat Alemdar'a yazık. Onu bilir kişi gibi, kitlelerin sözcüsü gibi kaale alana bin defa yazık. Saygılarımla:



'Türkiyemiz bunu haketmiyor' demekten baska bir şey söyleyemiyorum. Sanırım bize nazar değdi. Biz, dinlemeyi sanırım az önce Hasan Bey'i dinlerken yeniden idrak ettim: Dinleyen bir toplum olmamız gerekiyor. Aynı dili kullanan bir toplum olmamız gerekiyor. Tabi ki kuşaklar arasında dil farklılıklari olmakta. Biz teknoloji çağında yaşıyoruz şu anda. Geçmişimizde ben bu kadar kamerayı hatırlamıyorum. Twitterımız var, ne güzel teknolojilerimiz var. İmkanlarımız var. Bunun dolayısıyla bize bilgi aktarımı oldu. Bilgiler geliyor. Ama bilgi kirliliği dezenformasyonlarımız da var. Bizim iletişim eksikliğimiz var. İletişimimizdeki kopukluğu ancak birbirimize tahammülümüzle giderebileceğimizi düşünüyorum. Ben suskunluğumu koruyan, yaklaşık on gün suskunluğumu korudum, olanları izlemek istedim, gözlemlemek istedim, bekledim fevri olmamak için. O günden bugüne çok güzel gelişmeler oldu.

O dönemde benim Gezi Park'ına gittiğime dair haberler yayınlandı. Bunu ben sizler gibi habersizce okudum gazeteden. Ben bunu yapmadım.Dolayısıyla oradaki arkadaşların bana bunu yapması hiç hoşuma gitmedi. Bu bir mahalle baskısı gibi geldi. O baskıdan esiri olmak istemedim. Bu, insanları zoraki taraf olmaya itmemeli bence. Ve şu andaki düştüğümüz durum da bütün dünya gözünde üzücü. Beni Türkiye dışından birçok dostum arkadaşım aradı. Bunlar yabancı olanlar da var içinde. 'Neler oluyor Türkiye'de?' dedim. Onlara cevap vereyim. Türkiye emin, Türk milleti emin ve emin olmaya devam edecek. Bize güveninizi asla azaltmayın. Biz demokratik söylenlerimizi, özgürlük söylemlerimizi keşke görselde de dünyaya verebilsek. Maalesef dünya böyle görmüyor arkadaşlar, keşke öyle görünebilsek.


Elbetteki demokrasi hakkımız. Bu yakınlaşmalar, uzlaşım, bulunan orta dil, bizim akademisyenlere, sosyologlara, bilim adamlarına ihtiyacimiz var ki bize bugünü anlatabilsinler ne olduğunu anlatabilsinler.


Geceden gündüzü değil pardon geceden gündüze değil de, bugünden yarına değil de çok acil değil de ama çabuk çabuk acil değil ama çabuk çabuk yapılması gerekiyor! Çünkü onlar bizim bir tabirle biz gece karanlığındaki kedi gözleri gibi onları izlememiz gerekiyor. Ama o gözler de ancak bizim ışığımızla gözükebilen birşey. O görüklerimiz de fosforlu kedi gözleri.




Fosforlu kedi gözleri bize yol gösterir. Bilim adamları bize yol gösterirlerse biz de ışık, o da benim algım ışık da bizim doğru anlayışımız olsa gerek. İnşallah sağlam bi yere varacağız. O hedefimizi de sosyologlar belirleyecek. Tahammüde bi yük taşıma durumu var. Bi yük taşıyorsunuz. Sizin kendi beğenmediğiniz şeyi kendi çıkarınız için taşımak.

Dua okuyalım inşallah bu üstümüzden gitsin!!
Belediyenin yapacağı kamu oyu yoklaması oy kullanımı olacakmış. Sayın valimiz çok güzel diyalog içinde gezideki arkadaşlar için. Orayı örgütlerden dışarda tutarsak orası bizim. Yeni dünya insanı bu kuşağın insanı ile paylaşmak isterim bu güzelliği.

Bunları nerden biliyorsun diyeceksiniz. Benim kardeşim bi sosyolojik arastırma anlamında ve bu oyuncu, yönetmen, senarist camiasında.



Olmasın bu illegal örgüt bayrakları, her taraf olsun Türk bayrakları ben her gün gelirim.

Allah hepimize yardımcı olsun bu günleri geçelim unutalım. Afedersiniz unutmayalım yarınlara taşıyalım. Allah hepimize yardım etsin ama en çok bana. Kendime de torpil yapayım mehheheh

Edit:

18.05.2013

Episode VII - Part II : Early Remembrances

Terliklerle birinci kattan aşağı atlamamızın akabinde normal olarak hepimiz bir ayak pişmesi yaşadık. Bu nedenle işaret ettiğim yönde, ayak yanmamız geçene dek badik badik var gücümüzle koştuk. Erdem, Survivor'daki kaslılar gibi sportif bir bünyeye sahip olduğundan grubun en önünde seyrediyor, bense hem Erdem'i takip etmeye, hem de arkada kalan Gizem'i kontrol edip onun da bizimle olup olmadığından emin olmaya çalışıyordum. Çok geçmeden Gizem'in narin kız ayacıkları yere atılan çere çöpe, asfaltın keskinliğine dayanamamış olacak ki yere adeta bir Mahsun Kırmızıgül oturuşu yaptı ve 'Ama ayağııımmmm..' diye hüngürdemeler de katarak ağlamaya başladı. Erdem'e 'Uzuun!' nidasıyla seslenip durmasını sağladıktan sonra hızla geri, Gizem'in yanına koştum. Onun türkücü oturuşuna inat maç öncesi takım fotoğrafı çektiren Beşiktaş'ımda kısa boyundan mütevellit aşağıdakiler arasında yeri sabit olan Recep Çetin misali tek dizimi yere koyarak şık bir şekilde yanına eğildim. Gizem mental olarak pes etmişti. Ayağının yara olmamasını vücudunda bir lightsaber deliği açılmasına yeğliyordu. Gözümü koşarak geçtiğimiz yöne doğru döndürende kırmızı lightsaber'ı ve olanca haşmeyiyle Darth Vader'ın seri adımlarla bize doğru yaklaşmakta olduğunu gördüm. Bizi Force menziline aldığı anda ağzımıza sıçabilirdi. Fakat ben, Gizem'i kalkıp kaçmaya devam etmeye ikna edemiyordum. Erdem yanımıza vardığında ikna görüşmelerim tıkanma noktasında idi.

---

Erdem'e 'Alsana kızı sırtına' diye hızımıza hız, gücümüze güç katacak bir öneri sundum. Erdem ise kah sırtımızda taşınarak, kah grubun en arka safında koşarak Gizem'in her halükarda grubu yavaşlatacağını, bu nedenle üzülerek de olsa Gizem'i bırakıp yola devam etmemiz gerektiğini, bunun biyoloji kitaplarında Doğal Seleksiyon olarak lanse edildiğini ve sadece güçlülerin yaşamayı hakettiğini söyledi. Erdem bilime dayanan bir yol çizdiği ve ben de en nihayetinde bir mühendis olduğum için bilimsel önerisine kayıtsız kalamayıp 'Haklısın!' dedim ve Gizem'e elimi uzattım. Helallik istedim. Küfretti. Yakışmıyor ama dedim. Bir daha küfretti. 'Sözünü geri al lan! Sözüm geri de, sözüm geri de lan' bağırışlarım ile taviz vermez yapıda bir sinirlenici olduğumu Gizem'e kanıtladım. Yine de sözünü geri almadı. Erdem de tartışmayı yarıda keserek beni kolumdan tutup kaldırdı ve yeniden koşmaya başladık. Diz çöküp dinlenmek iyi gelmişti, biraz soluklanmama yardımcı olmuştu. Var gücümüzle koşarak Darth Vader'dan, dolayısıyla da Force'un menzilinden uzaklaşmaya başladık.

---

Daha ikinci koşuya başlayışımızın başıydı ki gaipten bir ses duydum:
"Dön ve kızı al!"
Sesin vücudumdaki laktik asit birikiminden kaynaklı olduğunu düşünerek kulağıma çalınanı duymazdan geldim. Fakat hemen birkaç saniye sonrasında bir kez daha aynı ses, aynı cümleyi çınlattı örsümde üzengimde çekicimde:
"Dön ve kızı al!"
Sesle münakaşaya girdim. 'Ya iyi hoş da bırakıp giden O'ydu. Ben dönemem ki, zira ben bi yere gitmedim. Giden O'ydu. Hem hadi diyelim dilin sürçtü, ben gittim aldım kızı. Annem babamı geç arkadaşlarım tefe koyar beni. O iş olmaz..'
"Gizem size lazım. Erdem'le dönün ve kızı alın"
Ses ex yarimi değil, Gizem'i kastediyormuş meğer. Sese Erdem'in bu kararı çok mantıksal bir çerçeve içinde aldığını, ayrıca Erdem'e olası bir itirazım dahilinde zaten adrenalin dolmuş, 196 santime varan uzunlukta kas kütlesi fazlaca olan bünyesiyle beni sakat bırakana dek dövebileceğini anlattım ve bunu yapamayacağımızı söyledim.
"Hani sen bir Sadri Alışık, bir Münir Özkul olmaya çalışıyordun. Münir Özkul gibi açta açıkta bile olsa 'Hanım! Bir tabak daha koy masaya, misafirimiz var.' diyebilen yüce gönüllü bir insanın, Sadri Alışık gibi başkası üzülmesin diye gözyaşında boğulan bir adamın bu durumda ne yapacağını sanıyorsun? El uzatıp helallik derdine mi düşerlerdi sence? Dön ve Sadri Alışık'lığa, Münir Özkul'luğa yakışanı yap."
Ses haklıydı. Hani İsmail Abi'lik, hani Sadri'lik, hani Münir'lik? 'Ama sen kimsin yahu? Neredesin, nasıl duyabiliyorum ben seni? Hem ne istiyor Darth Vader bizden?'
"Ben Obi Wan Kenobi. Beni görememene rağmen nasıl beni duyabildiğini Episode III-Revenge of the Sith'te açıklamıştık. Hatırla! Darth Vader ve beraberindeki Sith'ler bilimum galaksilerdeki tüm Jedi'ları ve Padawan'ları hunharca öldürdüler. Gezegeninizde Jedi bayrağını taşıyabilecek sen, Erdem, Gizem ve ilerde tanışacağınız birkaç kişi kaldı sadece. İşte bu yüzden de Darth Vader bizzat kendisi bu görevi isteyerek peşinize düştü. Ben, Yoda ve Qui Gon size rehberlik edeceğiz. Sayımız çok az ama galaksi huzuru artık sizin elinizde."
'Tamam ama Erdem'le de konuşun bi siz. Önce sizden duysun. Az önce de belirttiğim gibi Erdem'in gazabı beni bitkisel hayata sürükleyebilir.'
"Erdem'le de seninle aynı anda konuştum. Şimdi arkasını dönecek..."
Obi Wan bunu söyler söylemez Erdem arkasını döndü ve birbirimize hiçbir şey demeden, gözlerimizle anlaşarak Gizem'e doğru önceki koşumuzdan çok çok daha hızlı koşmaya başladık. İkimizin de kulağında aynı anda aynı ses yankılandı:
"MAY THE FORCE BE WITH YOU"







Edit: Bu bölümün soundtrack'i Life Size Ghost oldu..


17.05.2013

Sıra

Birinin göğüs kafesinin inip kalkışını izlemek çok acı.

Hala inip kalkıyor oluşu ise bu izleyişi katlanılabilir kılıyor.

1.05.2013

Episode VII - A Narrow Escape

               Olurdu olmazdı derken saatleri devirmiştik. Erdem ısrarla harika bir film olacağını söylüyor ve umutsuzluğa kapılmamamız için Tron filmini örnek gösteriyordu. Gizem ise Tron filminin yalnızca uzun bir Daft Punk klibi olduğunu söylüyor ve J.J. Abrams'ın Star Trek deneyimine rağmen gelecek serinin tırt olacağı hususunda ısrar ediyordu. Bense devirdiğimiz saatler içinde anca Star Wars'un gerçek değil de film olduğuna inanabilmiştim sadece ve şimdi gelecek film  hakkında fikir yaratmaya çalışıyordum. Walt Disney'in son zamanlarda  önümüze koyduğu hiç güzel bir film olmaması fikrimi gelecek serinin tırt olacağı yönüne saptırıyordu. Hannah Montana'nın sırtına binmiş giden bir yapım şirketinin Star Wars'u eskisinden de üst bir seviyeye çıkarmasını düşünemiyordum.

               Bundan da kötü olamaz herhalde diyebilmek için serinin ilk, sıralamanın dördüncü filmi A Phantom Menace'ı izleyip morallenmeye karar verdik. Film bittiğinde tadı damağımızda kalan, gözümüze gözüküp on dakika içinde ortadan ikiye ayrılan Darth Maul dışında tutunabileceğimiz herhangi birşey yoktu. Bundan fena olamaz diye düşünürken keyfimiz yerine geldi. Gizem'le Erdem kalkmak için izin istediler. Saatimi kontrol edip hayatta olmaz dedim. Vakit çok geç olmuştu ve sokaklar tekin değildi. Bende kalmaları konusunda ısrarkeş hareketler ve söylemler içine girip kendilerini ikna ettim. Erdem'le Gizem'e alt eşofmanlar dağıtıp temiz nevresim ve yastık kılıflarıyla donatılmış yataklarının bulunduğu odalara dağıttım.

                Gece içeriden gelen tıkırtılar nedeniyle uyandım. Arada bir de kırmızı bir ışık huzmesi seçilir gibi olup kayboluyordu. Hırsız fobimden ötürü yatağa kitlenip kaldım. Cep telefonumla cüzdanımı yastığımın altına alıp tümüyle hareketsiz bir şekilde, hatta nefes alışverişimi bile sessizleştirmeye çalışarak yatakta öylece mıhlanıp kaldım. Uyanmamın üzerinden birkaç dakika geçmişti ki Gizem yanıma geldi. O da ışık ve sese uyanmış, nedense iki metrelik devyarasa Erdem yerine benim yanıma koşmuştu. Gizem'in gelişi fobimin şokunu üzerimden atmama yardımcı oldu. Ama benim kendisini koruma konusunda yardımcı olamayacağımı, Erdem'le güçlerimizi birleştirmemiz gerektiğini söyledim. Beni sürükleye sürükleye yataktan çıkardı. Olabileceğimiz kadar sessiz olarak Erdem'in yanına doğru gitmek için odamın kapısını açtım. Kapıyı açtığımızda karşımızda upuzun bir adamı dikilirken bulduk. Tamamen reflekssel olarak 'Senin anneni sikerim lan!' diyerek uzun adamın burnuna yumruğumu ekledim. Adam burnunu tutarak odaya girdi, bizi de odaya doğru çekiştirdi ve kapıyı kapadı. Gizem telefonun ışığını adamın suratına tuttuğunda gördüğümüz surat Erdem'in suratıydı. Önce annesine küfür ettiğim için sonrasında da burnuna vurduğum için özür diledim. Sağ olsun kırmadı, kabul etti özürümü. Ama çıkardığımız ses, içerde çıkmakta olan sesin kaynağının yönünü benim odama doğru değiştirmesine neden olmuştu. Ses hızla yaklaşırken Erdem içerde Darth Vader'ın olduğunu kütüphanedeki kitapları yere indirmekle meşgul olduğunu, acilen kaçmamız gerektiğini anlattı. Kafasını uzatıp ışığın ve sesin nereden geldiğini anlamaya çalışacak göte sahip olduğu için Erdem'i takdir ettik ve zaten girişin bir üst katı olan evimin penceresinden önce Erdem, sonra Gizem ve en arkada ben olmak üzere aşağı atladık. Başlarımızı yukarı kaldırdığımızda ışığın artık odamın içinde olduğunu gördük ve benim 'Bu taraftan' diye işaret ettiğim yöne doğru var gücümüzle depar atmaya başladık.


.. Birkaç gün içinde Episode II ..

Don't make me destroy you my lady!


Edit: Kaç zaman oldu yazmayalı, hepsi kitap yüzünden. Ve yakamdan düşmeyen seyahatler.. Bu güzel şarkı affettirir belki. Başladığım ve hızlı hızlı yazacağım bu seri de yardımcı olur affa..

It feels like I only go backwards

2.03.2013

RotJ

Bu güz gülmek üzere..
Yarın birileri için 'İyi ki' doğmuşsam ne mutlu bana. Blog'un beş buçuk, Demirbey'in 25. yaşı devrildi gidiyor.

Uyku, sindirim, boşaltım, dolaşım gereksinimlerimi karşılamanın yanında bir şans olduğunu düşündüğüm 'Yaşamak' hadisesinin hakkını verebilmeye, düşünmeye, üretmeye, bana bahşedilen ete ve etrafımda kendilerine et bahşedilmiş olanlara birşeyler katabilmeye çalıştığım bir yıl daha geride kalmak üzere. Öptüm say gömdüm bye..


15.02.2013

Part of The Queue

          'Hayır bunu kabul edemem. Getir o deminki Halis Karataş kırbacını, onla yapalım ne yapacaksak ama bunu reddediyorum çiçeğim.' diye kibarca refüze ettim ahlaksız teklifini. Önce çocuk konuşmasıyla ikna etmeye çalıştı. Benim ikna olmadığımı görünce, açıkta durduğu için buz gibi olmuş ayağını iman tahtama dokundurup reflekssel olarak anasına küfrettirdi. Yetmezmiş gibi küfürümü mecaza yormak yerine gerçek anlamında algılayıp 'Gyup mu iştiyomus binim bıyıklııııaaaam?' diye yine çocuk taklidiyle konuştu. Çırılçıplak bir dişi yatakta çocuk sesiyle konuşunca kendimi pedofilik biri gibi hissedip öğürdüm.

           Henüz gün ağarmamış olduğundan mahalleli beni görmez ve dolayısıyla linç etmeye de kalkmaz düşüncesiyle kendimi sağlama alıp doncak, balkona sigara içmeye çıktım. Daha sigaranın ortalarındayken aşağıda çöp konteynerlerini almaya gelen çöpçülerden bir tanesi beni fark etti, hemen sigarayı aşağı fırlatıp counter strike'taki gibi duck pozisyonuna geçtim. Ellerimle aşil tendonlarımı tutar halde, badi badi odaya girdim. Duck tuşundan elimi çekip ayağa kalktığım anda elinde şokella kavanozuyla yatağımda uzanan Elif'i gördüm. Yeme onu orda, korkulu rüya görürüm sonra diye uyardım. 'Yatağa dökülürse görürsün o kabusları. Gel bak ben sürer sürmez ye. Akmadan!.' diye günah çağrısına devam etti. Bu konuyu az önce de konuştuğumuzu, Afrika'da, hatta bırak Afrika'yı Türkiye'nin dört bir yanında binlerce çocuk açken, benim sırf fantazi maksatlı gıda ürünü tüketmeyeceğimi bir kez daha sertçe açıkladım kendisine. Ve Morgan Freeman'ın aklımda kaldığı kadarki bir sözüyle isyanımı kuvvetlendirdim: "Anneleri çocuklarına 'O tabağındakini bitir!' diye bağırabilsin istiyorum. Afrika'daki anneler, Afrika'daki çocuklarına. You know.."


               Anlamadı açıklamamı. Ama şükürler olsun ki surat yapıp giyinmeye başladı. "Nothing good happens after 2:00 am" diyenlere inat açtım Flash TV'yi. Yayın akışını ezbere bildiğim kanalı... Perihan Savaş sunumuyla 'Gerçek Kesit' vardı. Sevdiği kızı, ailesi vermeyince terör estiren, adeta bir ölüm makinasına dönüşen bir gencin dramını anlatan bölüme denk geldim. Elif'in kafasını ekrana doğru elimle çevire çevire Flash TV'ye bir izleyici daha kazandırmaya çalıştım. Kazandırdım da. Çocuğun cinnete yürüyüşünden çok etkilendi. Ailelerin ilişkilere karışması sonucu binlerce koçyiğitin bu şekilde katil olduğundan dem vurdu. Sonrasında Kanal 7'de izlediği Habil ile Kabil çizgi filmine geçiş yaparak, 'Katil' söyleminin tarihteki ilk cinayet işleyen insan olan Kabil'den günümüze dek geldiğini anlattı. Bilgili kadına aşık olurum. Bilgisi ne hakkında olursa olsun. Ben Elif'ten o anda çok etkilendim. 
               O da etkilendiğimi anlamış olacak ki, tam etkilendiğim anda, en zayıf anımda 'Beni isteyecek misin?' diye sordu göğsümde yatar halde. Şu anda istemediğimi, yorgun olduğumu, muhtemelen bu gece istemeyeceğimi ama uyuyup uyandıktan sonra kendisini elbette ki isteyeceğimi söyledim. 'Babamdan isteyecek misin?' diye sesini sertleştirerek, farklı bir soru sordu bu sefer. 
                Cevap verene kadar geçen 2 saniyelik süre içinde kız istemesinden nişanına, nikahından çeyizine birçok şey geçti gözlerimin önünden. Çeyize konulan ponpoflu gelin terliği o film şeridinde gözüktüğü anda ben 'Evet' demek için açmış olduğum ağzımı 'Eöööee'lemek için kullandım. 


               'Eöööee. İsterim tabi kır pidem. İstemek isterdim aslında. Adet, örf, anane, kanun, töreleriniz neyi gerektiriyorsa bir bir yapmak isterdim.' dedim. Başını göğsümden hafif kaldırarak göz temasına hallendi. Kurdu da... 'İsterdim?' dedi meraksalca. 'İsterdim ama benim çoklu kişilik bozukluğum var. Seninle böyle gidelim. Nikahıma alıp ömrünü karartamam, deliyim ben.' dedim.  Etkilemek istediği kızlara psikolojik sorunları olduğunu söyleyerek kendilerini daha çekici yaptıklarını sanan ergenler geldi aklıma. Sonra aynı şeyi karşımdakini benden uzaklaştırmak için kullanıyor oluşumla ilgili tezatı düşünüp gülümsedim. O ise bu durumun kendisine sorun olmadığını söyledi sakince. 'Ama bu değil ki sırf. Alkol, haroyin, kokoyin, fuhuş, taşıyıcılık, satıcılık hepsi bende.'. Olmaz benden dedim. O ise Tosun Paşa'ya kızını yamamaya çalışan Daver Bey gibi 'Aman efendim, canım efendim. Olur o kadar. Nolcak canım'  diye her türlü pisliğimi yavşak yavşak önce göğsünde yumuşatıyor sonra tehlikesiz bölgeye doğru uzaklaştırıyordu. 
               Baktım Elif kafaya koymuş nevresim takımı taksidine girmeyi, ben işi daha fazla kurcalamamaya karar verdim. He he'ye bağladım bir süre sonra. ama mevzuuyu düğün dernek ekseninden uzağa çekip dikkat dağıtmak maksatlı da hüzünselce ağlamaya başladım. Aaa tamam, sakin, n'oldu diye şaşırıp at misali kafamı okşamaya başladı. Kimseye iç dünyamı bu kadar açmadığımı, sinirlerimin bozulduğunu söyledim. 'Kendimi çırılçıplak hissediyorum, üşüyorum.' dedim. Doncak yatıyorsun yatağın soğuk tarafında tabi üşürsün diye sikti attı imgesel anlatımımı. Anlamaza, duymaza, aptala yattım. 'Bu konuyu kapatalım ben iyi hissetmiyorum. Hem şokellayı götürmediysen getir, içim kıyıldı.' dedim. 'Peki. Ama sadece buradan yiyebilirsin.' dedi ve gülerek vücudunu işaret etti. Konu evlilikten çıksın da nereye giderse gitsin diye Adnan Şenses gibi gömüldüm tabağa. Ekmeğin yerini tutmuyor.
                                                Ve Feriştah efsanesinin esin kaynağı. Ve Toygar eti sadece tabakta görmüş.
                

Umarım beğenmişsinizdir. Ve yine umarım soundtrack de hoşunuza gider. Yine İngilterenin bağrından bir grup Erland&The Carnival.  Soundtrack'imiz de bu:



11.02.2013

I'm Forest 'till I die

Büyükada'ya "Her yer at pisliği" diye karşı çıkarken Britanya sevdalısı olmamı yadırgama canısı

Star Wars dedi dikkat kesildim. Nottingham Forest'ın başına geçtim ve adada ufak turuma başladım. Bir gün ezeli rakibimiz Derby County'nin sikimsonik herhangi bir maçını, şehrin en kasvetli pub'ında şişelerimizin boynunu tokuşturarak içme fikrini takımla ilgili hedeflerimin dahi önüne koyarak.

Şimdilik 2. Keşke 2+1..


Soundtrack:Bu sabaha karşı Grammy'lere doymayan güzelim adamlar. Her şarkısını överim, bunu ayrı tutarım. Kutlama niyetine soundtrack'i de Black Keys-Little Black Submarines olarak belirledim.