5.04.2014

KAFA ATMAK- II

(Oktay: O , Çakıl: Ç , Semih: S , Emin: E , Demirbey: D )

S- Çet rulet diye kaşıdınız bak. Dışarı mı çıksak?
Ç- Dışarıda para harcarız ya. Takılalım evde ne güzel işte.
O- Rulet de beni kaşıdı. Aç tempobetten bir şeyler oynayalım?
Ç- Akşam akşam para kaybedeceksin şimdi, boşver.
D- Hayatın para lan.
E- Ben miyim şimdi Kayserili? İki önerinizi de beğendim. Bi daha Kayseri'ye laf etmeyin.
O- Ulan Varyemez! Ne emmeye geliyorsun ne gömmeye. Kafalar inceden parladı. Ya sızıp kalacağız burada koltuk tepelerinde ya da şu güzel kafayı güle güle kullanacağız. 
S- Bebe televizyon bile açmıyor la elektrik gidecek diye.
D- Midnite Haute başlamıştır aç aç!


Aç aç nidaları odada yankılandı ve televizyon açıldı. Midnite Haute çoktan başlamıştı. Maalesef son on beş dakikasına yetişebilmişlerdi. Fakat o bile yetmiş, Semih üstü çıplak, altında kot pantolonla oturduğu koltuktan 'Bunlar insansa ben hayvanım. Ben yaratığım da!' diye samimi bir itirafta bulunmuştu. Semih, içlerinde alkolü en hızlı tüketen ve yine alkole en dayanıklı olanlarıydı. Karadenizli olmasına rağmen 'Da' ve 'Ha bu' deyişlerini saymazsak şivesinde bir Karadenizlilik sezilmiyordu.
'Bunlardan biri, birimizden birinin sevgilisi olsa...' dedi ve cümlenin ucunu açık bıraktı Demirbey. O kadar falza 'Biri' kullanmıştı ki, Emin'e dönüp 'Anladın mı lan ne cümleyi?' diye sordu. Emin, gerizekalı olmadığını tabi ki anladığını söyledi kendini korumak istercesine. Demirbey duruma açıklık getirip, kurduğu cümlede öğesel bir sıkıntı varmış gibisine gittiğini, bu nedenle kendisine böyle bir soru sorduğunu belirtti. Emin, Demirbey'e kurduğu cümlede sıkıntı olmadığını söyleyip, her zaman yaptığı gibi kumandadan kanal değiştirmeye başladı. 0'dan 99'a. Defalarca tekrarlayarak..
Emin, alkol almaz, sigara içmez, madde kullanmaz, kız peşinde koşmaz ama bunlara rağmen çevresinde bunları yapan adamlara uyum sağlayabilir. İçmemesine rağmen kafa açmayan muhabbet sahibi, alkollü gecelerin dönüşlerinde ayakta durmakta sıkıntı çeken tüm ekibi eve bırakan cennetlik bir gönüllüydü.

Demirbey, sorar gözlerle cevap bekliyordu odadakilerden. Çakıl atıldı :
'Bunun ağzını yüzünü yalarım. Bir hafta aralıksız...'
'Hooo hoooooooo benim eşeğime hoooo!' diye araya giren Oktay böldü Çakıl'ın cümlesini. 
O- Adam "Sevgilin" diyor lan Obama! Paralı asker mi aldın sanki it? Şu kızcağızın güzelliğine baksana. Kız arkadaşın olacak, Söke'ye falan götüreceksin sen bu kızı. Anana ana diyecek, babana baba diyecek, kız size gelin gelecek! Ona göre konuş! Hiç mi sevgiye dair bir şey yok lan içinde?
D- Hiç bakmalara doyamam dediğin biri yok mu lan? Dokunmaya kıyamayacağın hani?
Ç- Ne bileyim oğlum? Bana bir düşünme şeysi verin. Emin'e sorun, Semih'e sorun.
D- Türk düşün.
Ç- Ohoo oh. Bir de ırkçılık!
O- Tamam tamam, bop dedi elleri görüp ona göre oynayacak. Emin!
E- Yok abi benim. Ben, ortalama adamım. Bunun gibi uç 'bir hafta aralıksız' da demem, bunun gibi 'bakmalara doyamam' da demem.
D- O beni işaret eden elini sikerim. Ne var lan kötü bir şey mi bakmalara doyamamak?
S- Bu bebe aşık olmamış la hiç!
D- Arabasıyla 'bakmalara doyamama' tadında takılmasını biliyor ama. 
S- Otomobil sektörüne bir fetişi varsa demek.
O- O reddettiği iki ucu da yapıyor ama arabada. El freni, lastik yakma, sıfır çizme hep bu paşazadede.
D-Yaşasın paşa hazretleri!
O- Adamsın!
S- N'oluyor da?
O- Yok bir şey. Devam! Ha bu Çakıl'ın hunhar hallerine denk geliyor işte bu saydıklarım canım benim. Buna ek napıyor bir de bu Eminoğlu? Arabayı fırçasız yıkatır, bir kaç ayda bir motor yıkatır. Arabada sigara içirmez, yemek yedirmez. Bu da Demirbey'in dediği üste titremece hallerine denk geliyor işte. İtirazı olan? Yok? Teşekkürler.
Ç- BURCU ESMERSOY!!!
O- Oha! Onun ayakları görmedin galiba sen?
Ç- Gördüm oğlum. Aşk, bazı şeyleri görmezden gelmek, hoş görmek değil midir?
D- Yaz feysbuka yaz.
S- Ben yazıyorum da.
E- Oktay?
O- Medcezir'deki evin hanımı.
D- Dizi mi?
S- Ne la medcezir ne?
E- Dur ben bakıyorum şimdi onun oyunculara telefondan. Hah bu mu, bu mu, bu mu?
O- Evin hanımı diyoruz lan. O iki çocuk nasıl evin hanımı olsun?
D- Genç Osman dedi.
E- Mine Tugay'mış adı onun.
Ç- He Behzat Ç'deki kendini öldüren rahatsız değil mi o?
S- Evet evet. Ben de diyorum ben nereden tanıyorum ha bu kadını.
O- Demirbey?
D- Müjgan!
Ç- Siktirtme Müjgan'ı.
D- Aşk olsun, niye öyle diyorsun Müjgan'a.
O- Harbi siktirtme Müjgan'ı da ünlü Türk birini söyle.
D- ...
S- Eeeeh!
D- Tamam tamam. Tuğba Dural.
O- Değişik bir seçim. Şu canlı yayında ağlayan değil mi o?
D- Kıyamam.
Ç- O karı iyi baya cidden.
D- Hoşt! Sende Burcu var arkadaş, yorum yaptık mı yengemize biz?
O- Emin senin soruyu soralı çok oldu ama cevap ver istersen, bak millet döküldü.
D- Asa Akira der şimdi bu.
Ç- Belki direk Çeki Çen diyecek. Nereden biliyoruz ki adama mı kadına mı neye düşkün olduğunu.
E- Sikerim seni çocuk!
D- Aha! Çakıl'ı doğrularcasına.
S- Söyle da işte sen de.
E- Azra Akın.
O- Hmm. Mantıklı. Çekik gözlü ve tescilli bir dünya güzeli abla. Semihciğim, bir sen kaldın çiçeğim.
S- Fonix Marie.
O- Oğlum Türk dedik lan. 
S- Benim Türkiye'de dikkatimi çeken kadın yok arkadaş. Bir gram ilgilenmiyorum burayla. Sabaha kadar beklersiniz de yine cevap veremem oğlum ben size. Hem evlenir evlenmez gelir Türkiye'ye, vatandaşlık işlemleri başlar kardeşim. Oy moy verir.
O- Bebeler kabul ederse tamam anasını satayım. İtiraz var mı beyler?
Ç- Bebe başka birini bulamayacağım diyor. Boşver. 

Boşverdiler.

Burcu & Çakıl
Mine & Oktay
Tuğba & Demirbey
Azra & Emin
Fonix & Semih

Bir süre söylenen isimler üzerine konuşmaya devam ettiler. Seçimler irdelendi. Herkes seçtiği isimde vurgun olduğu detayları dillendirdi. İşte tam da o sırada Emin Kanal 7'de durdu. Demirbey dikkat kesildi. Çakıl, neşelendi: 
Ç- Mavi Boncuk lan! Kalsın da izleyelim.
D- Daha yeni başlamış hem.
S- Bu, Emel Sayın'ı kaçırdıkları film di mi?
Ç- O, o. 
S- Neden kaçırıyorlardı?
Ç- Ya bi hesapta takışma falan oluyordu Emel Sayın'ın çıktığı mekanda. Bunlar da Emel Sayın'ı kaçırıp mekandan intikam almaya çalışıyorlardı.
S- Var mı lan öyle iş? Kolay mı öyle koskoca Emel Sayın'ı kaçırmak?
O- Denemedik ki hiç.
D- Lan?
O- Lan tabi. Şu söylediğimiz isimleri kaçırması kolay mıdır?
E- Ajan siz çok içtiniz ama ha.
D- Yok be. Adam haklı. Kaçırsan kaçırılır. 
O- Sonrası Stockholm Syndrome.
Ç- Phoenix Marie nolcak?
S- Diğerlerini kaçıralım diyorsanız kaçarı yok onu da kaçırırız.
E- Bi siktirin gidin gece gece.
Ç- Yıllardır kafa açmadan durdun şu muhabbetin içinde. Ya iç bizim kafaya eriş katıl bize. Ya da a böyle normal normal katıl bize. 
E- Kaçıramayacağız nasıl olsa. Tamam lan.
D- Halı lazım!
O- Halılar lazım! Çakılım, Gittigidiyor'a girsene halı bakmaya. 
E- Orası pahalı. Ben size halı bulurum.
D- Ya dağılalım arayalım çarşıda. Toplu almayacak mıyız nasılsa? İndirim yaptırırız.
S- Tabi. 5 tane halı lazım.
Ç- Toplu alıma indirim oluyorsa bizim şu salonun halıyı da değiştirelim. Pislikten kırılıyor.
O- Ölüsevicisin lan sen. Sabah ilk iş ayrılalım, halı arayalım o zaman. 
E- Ben tekim ajan. Siz bölüşün. Ben halıları bulunca sizi çağırıcam nasıl olsa.
Ç- Demirbeyle ben ararız. Oktay, sen de Semih'le çıkarsın.
E- Alkollüsünüz siz.

24


Edit: Soundtrack SebastiAn ve Justice'ten








4.04.2014

zr dlrm

Şu anda günübirlik iş maksatlı gittiğim Bursa'dan İstanbul'a geçmeye çalışıyorum. Kafa Atmak (Hearts oynayanlar şifreyi çözer) başlıklı serinin baştan ve sondan ikinci yazısını yarın akşam yayınlayacağım.
Özürler dilerim. Şarkılar sunarım..






1.04.2014

KAFA ATMAK

Emin- Bırakın lan aramayı. Yine ticari zekama muhtaç kaldınız ibneler! Koşun gelin. Yenimahalle'deyim ben.
Çakıl- Ne demek lan koşun gelin? Buldun mu halı?
E.- Buldum tabi. Sen mi bulacaktın? Ben 3 tane abi evlendirdim. Ne nerede en ucuz bulunur bilirim.
Ç.- Homo! Kayserilisin sen kokusunu aldın kesin.
E.- Tiriviriyi boşver de bir araba maraba bir şey alıp gelin. Benim araba almaz bu kadar malı.
Ç.- Tamam ayarlayıp geliyorum Demirbey'le.

İnsanlık Halı
--------------------------------------------------------------------

1 saat önce
-------------
Can sıkıntısı fena fillah hastalık. Yolumuz düşmedi bu hastalığa beraber olduğumuz zamanlar. İlla gülüp eğlenecek, 'Vakit de nasıl geçti be!' dedirtecek bir şeylerimiz oldu. O gün de olmuştu.

Çakıl'ın evinde buluşulacaktı. Buluşmaya her zaman olduğu gibi Demirbey en erken gelen isimdi. Babasının memur olmasından ötürü gram riske girmeyen, dakik, bir iş en düzgün en hızlı şekilde yapılsın isteyen kişilikte bir adamdı. Buluşmalara, karar verilen saatten sonra geldiği görülmemişti. İçeri girer girmez 'Sıcak beynimi akıttı lan!' diyerek hemen giriş kapısının sağında bulunan mutfağa girdi. Buzdolabını açıp soran gözlerle içine doğru baktı. Hey Hat! Soğuk su yoktu. Çakıl ise bir nefes fazla yaşasa kar bilecek denli sağlığına düşkün, kürleri, iyileştirici suları, sağlığa dair püf noktaları bilen bir adamdı. Bu nedenle soğuk suyun neden olabileceği bir hastalıktan uzak durmak istiyor, dolabında soğuk su barındırmıyordu. Demirbey küfretti. Çakıl karşılık verdi. Demirbey telefona sarıldı. Çakıl, 'Adam mı çağırıyor lan beni dövmeye?' diye korkar gibi oldu. Demirbey'in telefondaki kişiye 'Canısı gelirken şişe şişe soğuk su al allasen' demesiyle rahatladı. Küfürleşmelere devam ederek salona geçtiler. Çok geçmeden sırasıyla Semih, Emin de geldi. Oktay'sa önce bir iki tur telefonuna cevap vermeyip, akabinde bir yarım saat kadar gecikmeli de olsa sonunda eve geldi.

Kağıt?
Oynama konusunda oy birliği sağlanamadı.
Play Station?
Semih duyunca sinirlendi. Gitmekle tehdit etti.
Chat Roulette?
Kimse cinsel organını açmaya gönüllü olmadı.
Alkol?
Eve giren herkes iki dakika dinlendikten sonra biraya hücum etmişti bile zaten.
PS: Emin hariç

Kadınlar?
Konuşulur tabi. İlginçtir daha önce burada da bahsetmiş olduğum muhabbetin dışında bir muhabbet gelişti o gün. "Cansever mi yoksa Elvan Abeylegesse mi?" demedi bal dudaklar, "Dünya güzeli ama belden aşağısı olmayan bir kadın mı yoksa Bülent Ersoy mu? Seçim yap!" demedi dudu diller. Oturuldu. Ciddi ciddi aşk konuştu o adamlar o gün.
İçildi.
Konuşuldu.
İçildi.
İçildi.
Konuşuldu.
Çok içilince normalde konuşulmayacak şeyler bile konuşuldu. Normalde alınmayacak kararlar alındı. O kararların en ciddisi, en sonuncusunun ardından Oktay-Semih, Demirbey-Çakıl ve Emin şeklinde bölünmeye karar verildi. Dışarı çıkıldı ve kararı uygulamaya geçirecek adımlar atılmaya başlandı.


Devamı Cuma..

Edit: Soundtrack John Reyiz'den. Albüm de taze gelmişken hem..


21.03.2014

KIRAŞ


Gel de bir şeyler yiyelim.
Hem mutfakta ekmek de var.
Benim gidip almaya hevesim yok.
Sen gel de ver.
Hüsnü'ler ölmesin! Ekmek de yiyebilsinler.

11.03.2014

KARDEŞİMSİN BERKİN

FotoğRaf yok. Bi sikim yok paylaşılacak. 
Çocuk öldü bugün. İster elinde taş olsun, ister sapan. İsterse binmiş tanka etrafa ateş ediyor olsun.
Öldüremezsin!
Öldürmemelisin!
Çocuk öldü bugün be!!!
Başka şartlar altında olsa kimi suçlayacağımızı bilemezdik de malum açıklama var: 
“İçişleri Bakanıma 24 saat içinde AKM’yi ve Cumhuriyet Alanı’nı temizleyin dedik. Şimdi soruyorlar ‘Polise talimatı kim verdi?’ diye. Polise talimatı ben verdim. İşgal kuvvetlerini mi izleyecektik? Dünya zil takıp oynasın diye. Bunu mu seyredecektik? Oralar temizlendi”
Bu çocuk muydu etrafı kir pis içinde bırakan, yoksa senin güçten gözü dönmüş şekilde oynadığın diktatörlük oyunu mu?
Elleri kaldırıp 4 yaptığın, canlı yayınlarda hüngür hüngür ağladığın kızdan daha kıymetsiz tabi bu sabah ölen kardeşim. Alevi bir kere (?). 
Yaşama hakkı yahu. Bir tane var elimizde (Benim inancıma göre). Ne hakla sen 14 yıl + 269 gün uykuda geçmiş bir ömre son verme yetkisini kendinde görebiliyorsun?
Gel söyle. Allah aşkına söyle katillik değil de ne bu?
O övünüp, oy toplamak için kullandığın namazda alnın secdeye vardıkça gelmiyor mu şu ölen gençler gözünün önüne?
Nasıl bir soğukkanlılıktır bu? Nasıl bir vurdumduymazlıktır? Nasıl uyuyabiliyorsun bir söyle!!!
Yok yazı mazı. Yok gül cemal güldürmece. 
Çocuk öldü. 
Ölümün en yakışmadığı zaman diliminden bir insan öldü.
19 yıl önce Srebrenitsa'da ölen miniklere nasıl yanıyorsam hala, bu çocuğa da yanıyor olacağım bundan 19 sene sonra.
Orada "Anne! Çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi?" diyordu çocuğun biri. Hayır, kurşun hep aynı kurşun. Sana, bana, ona...
Berkin'e sıkılan o gaz fişeği de işte sana, bana, ona sıkılan ve şans eseri kah ayağımızın dibine düşen, kah sırtımıza-bacağımıza çarpan, kah başımızı sıyırıp geçen o fişeklerin aynısıydı. 
Ve olmaz olsundu.
Ve unutursak bu yapılanı yüreğimiz kurusundu.

6.03.2014

MÜJGANCEPTION

'Üzerindekileri çıkar. Ne dediğini anlamıyorum.' dedim.

Hayır sevgili okur. Klasikleşen çapkın, ıssız adam gibi adam cümlesi kurmaya çalışmıyordum. Siyah bolerosunun, siyah saç bandının ve siyah deri topuklu çizmelerinin haricinde giymiş olduğu bluz ve tayt tamamen leopar deseninden ibaretti. Leoparla mı yemek yiyordum yoksa leopar desenli kıyafetlere bürünmüş bir hanımla mı ayırt edebilmek için zihnimi tam güç çalıştırmam gerekiyordu. Hem vücudumu fazlasıyla ele geçirmiş olan sarhoşluğun etkisiyle hem de öyle ahım şahım zeka parıltısı saçan bir adam olmadığım için ara ara leoparla karşılıklı yemek yediğim fikrine kapılıp anlaşabilme maksatlı 'Ghaoaaaar!' diye kükremselce kükrüyordum. Hoşuna gidiyor, kikirdiyordu imitasyon deri çizmeli leopar.

Hoşuna mı gitti? 
Gittiyse..
Yine yaparım.
Gitmediyse..
Yine yaparım.


Sevişme isteğimi bu şekilde kabaca değil de daha kibar, daha ince belirtirsem bana seks verebileceğini söyledi. 'İç çamaşırın da leopar desenli mi?' diye sordum. Pembe dedi. 
Okur! Eğer eski bir beyzbol oyuncusu olsaydım veya gençliğimde araba kaputunda oturup çekirdek çitlediğim bir arkadaş grubuna dahil olmuş olsaydım o an tısk bazında ön dişlerimin arasından tükürürdüm. Zira pembe en sevmediğim renktir. Fakat bu iki şartı da sağlayamadığım için 'Vegan bir leopar. Hmm..' demekle yetindim. Zaten az konuştuğumdan, konuştuğum zamanlarda da özneli, yüklemli, tümleçli cümle kurmadığımdan, ne dediğimi bir türlü anlayamadığından yakındı. 

Beni bir sen anla. Yanlış da olsa..

Ama yok. Yanlış anlamayı bırak, hiç anlayamıyordu. Diğerleri gibi.. Sahi diğerleri iyi kötü aklımdaydı da bu kimdi? Pot kırmadan öğrenebilseydim keşke.

'Önündeki leğende sırf salata var. Et yemiyorsun ama etçil bir canlı kılığına girmişsin.' dedim. 'Anca eleştir. Beğenme bir şeyleri. Hiç dönüp kendine bakmayı denedin mi?' dedi. İşte leopar desenini seven kadın cevabı. Lafı sokmanıza fırsat vermeden, daha elinizde tutmuş yaklaşmaya çalışıyorken sertçe bir atakla 'Burada, bende eleştirilecek bir gram şey yok. Gel beraber seni itin götüne sokalım.' dedi adeta. 
'Baktım. Bakıyorum sık sık.' diye cevap verdim. 'Yalan söyleme. Bakıyor olsan kendinden fırsat bulup sağı solu, eşi dostu eleştirecek fırsatın kalmaz. Hadi gel üstüne başına bakalım, tipine bakalım. İster misin? Bunun için mi çağırdın beni buraya Müjgan da Müjgan diye koşturdun ardımdan?' diye sordu. 



Leopar saldırısı! Müjgan nasıl olur da leopar? Zihnimde dahi cümlelerim yarım yamalak hale geldi. Müjgan mı? 
Hala dediklerini anlamıyordum. Zaten içtiğim şeyle leopar desen hakimiyetinin etkisi birleşip akıl sağlığımı elimden almıştı. Ayağa kalkıp masayı terk etti. 'Gitme!' dedim, her gidenin peşi sıra denmesi gerektiği gibi. İki dakika içinde geri döndü. Arkamdan elime doğru bir bira şişesi daha uzattı. Koltuğumun ardından dolanıp önüme geldiğinde leopar desen yoktu ortada. Pembe iç çamaşırı vardı. Böyle böyle tüm habitatın anasını siktik. Sırf iki gram seks uğruna... Leoparla ortam hazırlandı ve pembe renk assolist misali hazır ortama kondu. 'Konuşuyorduk?' dedim.
'Sen konuşuyor, laf sokuyordun. Sıra bana gelince dayanamadın, sabahtan beri yaptığın gibi yine dinlememeye başladın. Ben de sana hizmet etmekten keyif aldığım için elindeki boşalmış şişeyi yenileyeyim diye düşündüm hayatım.' dedi. 'Aferin!' dedim. Elimi tutup kendine doğru çekerek oturduğum yerden kaldırmaya çalıştı. 'Gel boşuna laf kalabalığı yapıp kalp kırmayalım. Soyun sen de. Müjgan'ım diyip bi sarıl artık be.' dedi. Yüzünü seçemiyordum artık. Yine çarpmıştı meret. Yıllardır delisi divanesi olduğum Müjgan'ın bana 'Gel sarıl.' dediği günkü halime bak. Hoş, bunu diyen Müjgan da iç çamaşırıyla. Bu muydu Müjgan? Sarhoşluğun da etkisiyle 'Ben çok bekledim seni be Müjgan. Tek başıma. Nasıl sıkılıyor insan biliyor musun? Önümden geçen çiftleri saydım durdum senelerce. Birileri geldi, beklediler, bekledikleri geldi, bir olup gittiler. Ben hep burada, hep seni bekledim be Müjgan.' diye serzenişte bulunup Bursa'da bir türkü bara sponsor olduğunu gördüğüm gün içmeyi bıraktığım Beck's yerine kullanmaya başladığım bir başka marka birayı kafama diktim. Ağzımdaki son yudumu da  yuttuktan sonra pembe iç çamaşırına dönüp 'Müjgan! Sen, bana 'Hiç gelme!' dedin. Hiç dedin. Şimdi tutup da neden geldin benim evime?' dedim. 


------------------------------------------------------------------------------------------------------


Kapı çaldı. Sigarayı söndürüp camı kapadım. Yavaş adımlarla koridoru geçip kapıyı açtım. İki büklüm olmuş ayakkabılarını çıkarmaya çalışıyordu. 'Geç içeride çıkar.' dedim. Dediğimi yaptı. Ayakkabılarını çıkardıktan sonra ayağa kalktı, yüzüme soran gözlerle bakarken elimle salonu işaret ettim. Salondaki ikili koltuğa oturdu. Çıkardığı ayakkabıları antrede ayağa takılmayacak bir yere çektikten sonra ben de salona girdim ve tekli koltuğa oturdum. 'Yanıma gelsene.' dedi isterik bir sesle. İyi böyle diyerek bir sigara daha yaktım. Oturduğu yerde doğruldu, halıya eğildi ve emekleyerek önüme dek gelip ayağa kalktı. Kucağıma oturmak istedi. 'Geç otur yerine. Napıyorsun?' diye tersledim. 'Deli mi ne? Sen bilirsin.' dedi ve havalı adımlarla yerine döndü. Cebimden cüzdanımı çıkarıp 1500 lira saydım, hafifçe doğrulup eline tutuşturdum. 
'Anlaştığımız gibi..'

'Yolda bulsan sayacaksın ekiki kokiki' diye güldü. Çekemeyeceğimi anladığım için kütüphanenin alt katında duran şarabı alıp mutfağa, açmaya gittim. Bardak kullanmaya lüzum görmeden kafama diktim. 'Ne zaman başlıyoruz?' dedi. 
'Başlarız, başlanır. Önce neye başlayacağımızı bilelim. Her şeyden önce; ben ne kadar içersem içeyim, karışmayacaksın. Sana zarar vermeye kalktığım anda bana zarar ver. Aklına ne gelirse. Öldürebilirsin bile. Kendini nasıl daha iyi savunacağını sen bilirsin, bana sorma. İkinci olarak, bu evde olduğun müddetçe adın Müjgan. Alış, en ufak pot kırma. Müjgan der demez bak bana. Üçüncü olarak kapat şu telefonu siktirtme belanı.'. Ben konuşurken gözlerime bakmak yerine ilgilenmekte olduğu telefonunu hemen kapattı. 'Son olarak, seks bugün senden istediğim, isteyebileceğim son şey. Bana yemek yap. Beraber yemek yiyelim. Ve burada olduğun müddetçe elimdeki şişe biterse hemen dolaptan başka bir tane getir. Bu elim asla alkolsüz kalmasın.' dedim. 'Seks için çağırmadın mı beni?' diye sordu afallamış bir yüz ifadesiyle. 'Hayır Müjgan.' dedim, şişeyi bir kez daha kafama diktim. 


Edit: Yarın, sonunda kitap için görüşmelere başlayabiliyorum. Cağaloğlu'ndan güzel şeylerle dönebilirim umarım. Soundtrack de Cults'tan -High Road

2.03.2014

Searching for Something to Rely On



Yine 2  Mart.
Bir sene önce ve ondan önceki sene ve ondan önceki sene yazdığım 2 Mart yazılarına şöyle bir bakıyorum da değişmemiş fikrim:

Hala bugün, yarından daha heyecanlı ve güzel. Hayal kurmak serbest ve ben kurduğum hayallerde ne kutlamalar ne hediyeler alıyorum gün boyu, aklım şaşıyor. Reelde, yarın iş seyahati maksatlı Bursa'ya gidecek ve fazlaca stresli bir gün geçireceğim. Oysa geçtiğimiz hafta, 3 Mart için izin alma planları yapıyordum. Clap Along'da bahsettiğim günlerden birini ayarlayacaktım kendime. Olmadı. Olmuyor.

Ne ben gidebiliyorum zaten. Ne de o geliyor bana. Uzaklığı bile güzel bazı hayallerin. Ya da güzel değildir aslında ve yakın çevremin dediği gibi gün geçtikçe mutsuzluktan mutlanan, bir şeyleri kasten oldurmamaya çalışan bir rahatsıza dönüşüyorum gün geçtikçe ve bu yüzden böyle diyorum. Bilmiyorum..

Yaşasın Nannaist Mücadelemiz

Elimde yaşama hakkı var. Bir tane. Bulamayana, erkenden kaybedene, çok da uzağa gitmeden, bundan 9 ay önce öldürülen Ali İsmail Korkmaz ve beraberindeki yaşça küçüğüm (Ethem hariç) direniş kayıplarımıza haksızlık olur yarın ve daha sonra yaşayacağım günlerdeki zorluklara mutsuzlanmak, yaşlandığıma üzülmek. Onlar yaşlanamayacakken.. 223 gündür yaşayan ama ne yaşadığını bilmeyen, direnen Berkin Elvan'ın yanında haksızlık olur, şımarıklık olur geçen seneki doğum günümle yarın arasındaki bir yıllık süreye dil uzatmak.

Temennim aynı: Umarım tanıdığım, tanıştığım insanlar için bir şekilde 'İyi ki doğmuşum'dur.

Oh simple thing???