Akşam görüşürüz..
9.06.2014
Hatıralar
Bu akşama yeni yazı burada olacak. O gelene kadar eskilerden bu yazıyla idare edin. Bir çoğunuz unutmuştur bu yazıyı belki de..
Akşam görüşürüz..
Akşam görüşürüz..
3.06.2014
Daha Nen Olayım İsterdin / Kas Sızınım Senin
Salonun orta yerinde sırt üstü uzanıyordum. 'Gel gel! Gel otur şu ayak bileklerime.' diye çağırdım Buddha'yı yamacıma. Küfür ettiğimi sanıp bel nahiyesinin hemen altını işaret ederek 'Gel gel! Gel sen otur önce bi!' diye sertçe çıkıştı. 'Ben sana küfrediyor muyum ama ayıptır?' diye gönül koyup Kadere Mahkumlar programını açtım. 'Lan ne güzel Jamie reyiz yemek yapıyordu niye geçtin Allah Allah?' diye söylendi. Duymazdan gelip 'Hmm mmm hımmı Hanımey, hmm hmm mmm da zalımey' diye bir süre acıklı türküye eşlik ettim. 'Ulan sözlerini de bilmiyorsun daha, yalandan içlenme bi de. Açsana Jamie'yi!' diye daha sert çıkıştı. Sesindeki siniri fark etmiştim. Boylu poslu adamlardan korkmam ama o vücudu kaslandırmış adamdan korkarım. Döver möver neme gerek akşam akşam düşüncesiyle 'Al ameka!' diyip açtım Jamie'nin programını ve odama gittim.
Gece gündüz Jamie izliyor, Amsterdam'dan Las Vegas'tan dj setleri dinliyor, şaaşalı yabancı dizileri takip ediyorduk. Buddha özel hayatında da bu izlediği programlar çizgisinde ilerliyor fakat bendeniz Demirbey, Buddha da civarlarda değilse Nados Pizza'dan 3 liralık karışık pizza (Mizah, şaka vs değil. Ciddi ciddi 3 lira. Salamlı, sucuklu...) söyleyip yiyor, arabesk müzik eşliğinde dertlenip içiyor ve Akasya Durağı, Cennet Mahallesi gibi yapımlarla şahane eğleniyordum. İçimdeki İzzet Altınmeşe'yi zar zor gizliyordum anlayacağınız. Tabi bu gizli öznem İzzet Altınmeşe etkisinden midir bilinmez; Buddha bir Uzi hızında çiftleşiyor, ben köpek balığının ağzının yanında gezen kahve yancısından hallice balıklar gibi 'Buddhacığım, bu hanımın beyaz tenli, çilli, kulağı güzel ve okuduğu dinlediği güzel şeyler olan hanım arkadaşı var mı?' diye geziyordum. Vardı. Sağ olsun o hanımlar o arkadaşlarıyla beni görüştürüyorlardı da. Ama...
Ama Ah Müjgan Ah işte be.
Beceremiyordum kulp bulmamayı. O değil, bu değil diye nice gelinlik çağdaki kızın hayalleriyle oynadım. Hep bir kusur bulup durdum. Hep Müjgan'la kıyasladım ister istemez. 'Ama Müjgan böyleydi.' , 'Ama Müjgan şöyleydi.' demekten helak oldum.
Odama girdiğimde ne yapacağımı bilemez halde kapıda bir süre durdum. Yapacak hiçbir şey bulamadığım zamanlar yaptığım gibi sigara paketine uzandım ve bir sigara alıp yaktım. Daha ilk dumanı üflemeden Buddha kapıda belirdi. Kapıya arkam dönük olduğu için kapının eşiğine tık tık şeklinde tıkladı ve öhürm diye de ekledi. Ses etmeden dönüp baktım. 'Kız gibi trip atıyorsun hemen. Gel izle hadi Kadere Mahkumlar'ı.' diyerek gönlümü almaya çalıştı. Cevap vermedim. Sigara paketini uzattım. Değiştirmeyeyim diyerek kendi sigarasından bir tane çıkarıp yaktı. Zeki Demirkubuz filmlerindeki adamlar gibi birbirimizin yüzüne bakmadan sigara içiyorduk. Yine yüzüne bakmadan 'Mekik çekmek istemiştim.' dedim. 'Ahahahah' diye güldü ayı gibi. İşte şimdi de 'Avvvanak Kuzenler' tadında bir filmin kahramanları olmuştuk. Sinirli bir bakış fırlattım ve gerisin geri çektim gözlerimi. Halıya, perdeye merdeye bakmaya başladım yeniden. Film yeniden Demirkubuz filmine dönmüştü. 'Ben de kaslı olayım istedim. Baklavaymış, adonismiş edineyim istedim.' dedim. '..Hep mi senin kaslarının çevresinin çevresinden ekmek yemeye çalışacağım. Benim de kasım olsun. Ben de onun çevresinden takılayım istedim. Yetti canıma.' dedim. Sinir krizi geçirmeye kalktım ama henüz tam kıvama gelmemiştim. Geçirmedim sinir krizi falan. Elini omzuma attı. Kafamı çevirdim. Bana bakıyordu. Konuşmak için ağzını açar gibi oldu. Boştaki elimin işaret parmağıyla dudaklarını mühürledim. 'Bana bakarak konuşma.' diye uyardım Buddha'yı. 'Ambians.' dedi. 'Ambians.' dedim. Kafalarımızı başka yönlere doğru çevirdik.
'Aslında senin kassızınım lan ben.' dedim.
'Asıl ben senin bıyıksızınım.' dedi.
'Şu birbirimize söylediğimiz şeyleri bir daha söyleyemeyiz.' dedim.
'Yok ajan. Her zaman söylerim. Canımsın.' dedi.
'O değil yahu kassızınım, bıyıksızınım demek kolay değil. İyi söyledik valla takılmadan.' diye açıkladım yanlış anlaşılmayı.
'Bıyık sızınım!' dedim, 'Yeri gelir kas sızın olurum Müjgan' dedi.
'Müjgan'larımıza o zaman!' diyerek sigaramı ona doğru havaya kaldırdım, o da sigarasını havaya kaldırdı. Tokuşturup Allah ne verdiyse fondipledik dibine yaklaşmış olan sigaralarımızı.
Edit: Adventure Time adlı çizgi filmin, "Ulan nasıl bir çizgi film soundtrack'i olur böyle şapşahane şarkı" dedirten on numara parça bu yazının soundtrack'i.. Hem yazıyı hem şarkıyı beğenirsiniz umarım..
Gece gündüz Jamie izliyor, Amsterdam'dan Las Vegas'tan dj setleri dinliyor, şaaşalı yabancı dizileri takip ediyorduk. Buddha özel hayatında da bu izlediği programlar çizgisinde ilerliyor fakat bendeniz Demirbey, Buddha da civarlarda değilse Nados Pizza'dan 3 liralık karışık pizza (Mizah, şaka vs değil. Ciddi ciddi 3 lira. Salamlı, sucuklu...) söyleyip yiyor, arabesk müzik eşliğinde dertlenip içiyor ve Akasya Durağı, Cennet Mahallesi gibi yapımlarla şahane eğleniyordum. İçimdeki İzzet Altınmeşe'yi zar zor gizliyordum anlayacağınız. Tabi bu gizli öznem İzzet Altınmeşe etkisinden midir bilinmez; Buddha bir Uzi hızında çiftleşiyor, ben köpek balığının ağzının yanında gezen kahve yancısından hallice balıklar gibi 'Buddhacığım, bu hanımın beyaz tenli, çilli, kulağı güzel ve okuduğu dinlediği güzel şeyler olan hanım arkadaşı var mı?' diye geziyordum. Vardı. Sağ olsun o hanımlar o arkadaşlarıyla beni görüştürüyorlardı da. Ama...
Ama Ah Müjgan Ah işte be.
Beceremiyordum kulp bulmamayı. O değil, bu değil diye nice gelinlik çağdaki kızın hayalleriyle oynadım. Hep bir kusur bulup durdum. Hep Müjgan'la kıyasladım ister istemez. 'Ama Müjgan böyleydi.' , 'Ama Müjgan şöyleydi.' demekten helak oldum.
Odama girdiğimde ne yapacağımı bilemez halde kapıda bir süre durdum. Yapacak hiçbir şey bulamadığım zamanlar yaptığım gibi sigara paketine uzandım ve bir sigara alıp yaktım. Daha ilk dumanı üflemeden Buddha kapıda belirdi. Kapıya arkam dönük olduğu için kapının eşiğine tık tık şeklinde tıkladı ve öhürm diye de ekledi. Ses etmeden dönüp baktım. 'Kız gibi trip atıyorsun hemen. Gel izle hadi Kadere Mahkumlar'ı.' diyerek gönlümü almaya çalıştı. Cevap vermedim. Sigara paketini uzattım. Değiştirmeyeyim diyerek kendi sigarasından bir tane çıkarıp yaktı. Zeki Demirkubuz filmlerindeki adamlar gibi birbirimizin yüzüne bakmadan sigara içiyorduk. Yine yüzüne bakmadan 'Mekik çekmek istemiştim.' dedim. 'Ahahahah' diye güldü ayı gibi. İşte şimdi de 'Avvvanak Kuzenler' tadında bir filmin kahramanları olmuştuk. Sinirli bir bakış fırlattım ve gerisin geri çektim gözlerimi. Halıya, perdeye merdeye bakmaya başladım yeniden. Film yeniden Demirkubuz filmine dönmüştü. 'Ben de kaslı olayım istedim. Baklavaymış, adonismiş edineyim istedim.' dedim. '..Hep mi senin kaslarının çevresinin çevresinden ekmek yemeye çalışacağım. Benim de kasım olsun. Ben de onun çevresinden takılayım istedim. Yetti canıma.' dedim. Sinir krizi geçirmeye kalktım ama henüz tam kıvama gelmemiştim. Geçirmedim sinir krizi falan. Elini omzuma attı. Kafamı çevirdim. Bana bakıyordu. Konuşmak için ağzını açar gibi oldu. Boştaki elimin işaret parmağıyla dudaklarını mühürledim. 'Bana bakarak konuşma.' diye uyardım Buddha'yı. 'Ambians.' dedi. 'Ambians.' dedim. Kafalarımızı başka yönlere doğru çevirdik.
'Aslında senin kassızınım lan ben.' dedim.
'Asıl ben senin bıyıksızınım.' dedi.
'Şu birbirimize söylediğimiz şeyleri bir daha söyleyemeyiz.' dedim.
'Yok ajan. Her zaman söylerim. Canımsın.' dedi.
'O değil yahu kassızınım, bıyıksızınım demek kolay değil. İyi söyledik valla takılmadan.' diye açıkladım yanlış anlaşılmayı.
'Bıyık sızınım!' dedim, 'Yeri gelir kas sızın olurum Müjgan' dedi.
'Müjgan'larımıza o zaman!' diyerek sigaramı ona doğru havaya kaldırdım, o da sigarasını havaya kaldırdı. Tokuşturup Allah ne verdiyse fondipledik dibine yaklaşmış olan sigaralarımızı.
Edit: Adventure Time adlı çizgi filmin, "Ulan nasıl bir çizgi film soundtrack'i olur böyle şapşahane şarkı" dedirten on numara parça bu yazının soundtrack'i.. Hem yazıyı hem şarkıyı beğenirsiniz umarım..
27.05.2014
Düş Yetmezliği Raporu
Beşiktaş bayrağımı indirdim, bayrağın yüzüne bakamaz oldum Müjgan'ı Beşiktaş'tan çok sevdiğimi idrak ettiğimde. Çok değil 5 ay oldu.
Beşiktaş için Olimpiyat Stadı'na gidiyorum bazı bazı. "Dünya yanacak, bir Olimpiyat Stadı'na gidenler kurtulacak. Hadi koş!" deseler, öleyim daha iyi der gitmem. Olimpiyat Stadı'na gidip durdum bu sene çokça, salt Beşiktaş için. Menfaatsiz. Zira "Beşiktaş'tan menfaat bekleyen anasından .m beklesin." mottosunu savunurum, laf rahmetli Optik Başkan'ın ağzından çıkıp kulağa değdi değeli. O en sevmediğim, en gitmeyi istemediğim yere Beşiktaş için gittim durdum.
Müjgan'a gidemedim ama. 'Gelme' dedi bir kere.
Müjgan, 'Yazma bir daha beni.' demedi. Ama elim de gitmedi yazmaya. Yazamadım durdum.
Yahu hayal be. İstersen kral olursun, ister Japonya'da yapılmış bir çakmak olursun, ister yağmur olursun araba camına mı baraja mı nereye istersen yaparsın. Ucu bucağı yok... Ben hayalini kuramaz oldum Müjgan'ın.
Bursa'daydım. Doğum günümdü. Doğum günüm kutlu oldu.
Beni bi bir hafta daha bırakın da Müjgan'a ereyim düşümde de geleyim.
Gitmem fark bile edilmedi. Ama dolan bir şeylerin boşalması lazım burada artık. Sadece biraz düş yetmezliğine yakalandım. Bir haftaya geçecek..
Edit: Bu ara klibiyle osuyla busuyla seviyorum bu şarkıyı. Grup menşeinin yiğidin harman olduğu topraklar olan İngiltere olması da ayrı bir güzellik. Hemşehrilerimi kayırıyorum: Clean Bandit ft Jess Glynne - Rather Be
![]() |
| Gezi Direnişi-Özel Beşiktaş Yürüyüşü'nden bir anı. İsyanın sembolü Optik Başkan |
Beşiktaş için Olimpiyat Stadı'na gidiyorum bazı bazı. "Dünya yanacak, bir Olimpiyat Stadı'na gidenler kurtulacak. Hadi koş!" deseler, öleyim daha iyi der gitmem. Olimpiyat Stadı'na gidip durdum bu sene çokça, salt Beşiktaş için. Menfaatsiz. Zira "Beşiktaş'tan menfaat bekleyen anasından .m beklesin." mottosunu savunurum, laf rahmetli Optik Başkan'ın ağzından çıkıp kulağa değdi değeli. O en sevmediğim, en gitmeyi istemediğim yere Beşiktaş için gittim durdum.
Müjgan'a gidemedim ama. 'Gelme' dedi bir kere.
Müjgan, 'Yazma bir daha beni.' demedi. Ama elim de gitmedi yazmaya. Yazamadım durdum.
Yahu hayal be. İstersen kral olursun, ister Japonya'da yapılmış bir çakmak olursun, ister yağmur olursun araba camına mı baraja mı nereye istersen yaparsın. Ucu bucağı yok... Ben hayalini kuramaz oldum Müjgan'ın.
Bursa'daydım. Doğum günümdü. Doğum günüm kutlu oldu.
Beni bi bir hafta daha bırakın da Müjgan'a ereyim düşümde de geleyim.
Gitmem fark bile edilmedi. Ama dolan bir şeylerin boşalması lazım burada artık. Sadece biraz düş yetmezliğine yakalandım. Bir haftaya geçecek..
Edit: Bu ara klibiyle osuyla busuyla seviyorum bu şarkıyı. Grup menşeinin yiğidin harman olduğu topraklar olan İngiltere olması da ayrı bir güzellik. Hemşehrilerimi kayırıyorum: Clean Bandit ft Jess Glynne - Rather Be
23.04.2014
Yabancı, Başımın Tacı
Yine kimdi bu yatağımdaki?
Tüm olasılıkları düşünmeye çalıştım. Kafam ağrıdı. Nasıl içmiştim dün gece? Kimlerle, nerede, neyi nasıl içtiğimi hatırlamıyordum. Ama yukarıdaki gif'teki gibi sarhoş hissetmiyorum da diyemiyordum. Beynim şakaklarımdan fışkırırcasına zonkluyor, ağzım at gibi viski kokuyordu.
Odayı gözümün ucuyla taradım. Bir yabancıya ait hiçbir şey fark etmedim.
Pikeyi üzerimden hafif sıyırarak yattığım yerden kalkmaya yeltendim. Huysuzlandı, hareketlenir gibi oldu. Mıhlanıp kaldım yerime. Sırtımı yabancıya dönüp, dün geceyi elimden geldiğince hatırlamaya çalıştım.
Olmuyor olmuyor olmuyordu. Memento'daki arkadaş gibi lan aynı. Sikseler haberim olmayacak. Filmi izleyip adamın hayatına imrenmiştim. 'Yap yap "Unuttum" de, yediğin nanelerin hiç birinden sorumlu değilsin. Oh ne ala memleket. Biz burada kaşımızın oynayışından bile sorumluyuz. Hafıza kaybı rahatlıkmış valla.' diye düşünüp bir sinirle kombiye kafa atmıştım.
Son faturalardan dolayı zaten sinirliydim kombiye.
Kafam şişti. Kombiye kafamı acıttığı için bir de yumruk salladım. Kasası yamuldu.
Hafızamı kaybetmedim.
O günden sonraki iki ay içinde bir defa anahtarımı evde unuttum. Bir defa odamın ışığını açık unuttum. Bir defa da suyu-hem de sıcak suyu açık unuttum.
Yemişim böyle memento'yu diyip hırsla hafıza ile ilgili eplikeyşınlar indirdim tabletime. Hafızamı geliştirdim. Fil gibi geziyorum dosta güven düşmana korku salarak.
Elimle götüne başına dokunmam aynı yatağı paylaştığım biri için sorun olmaz diye düşünerek, duvara bakmakta olan yüzümü çok yavaş hareketlerle ona doğru döndüm. Sırtı bana dönüktü ve pikeyi ölümüne kafasının en tepesine dek çekmişti. Yüzümü onun tarafına döndükten sonra boşa çıkan sol pençemle bel nahiyesine doğru tehlike vaat eden bir atak yaptım. Çıplak değildi. Düpedüz sweat shirt'tü bu elime gelen. Sıyırmaya yeltendim. Altından tişörtü hissettim bu sefer. Bir kat altında zıbınla karşılaşmak moralimi sıffır sıffır sıffır sıffır yapabilir endişesiyle derinliklere yapmakta olduğum keşif gezime orada son verdim ve bulunduğum yüzeyi taramaya devam etmeye karar verdim. Soktumunun kombisi ısıtamamıştı evi demekki. Gel de dövme bu kombiyi. Millet seksinin arkasından tişört altı çıplaklıkla idare ederken kombi sağolsun lahana gibi kat kat olmuş bir hanım yanımda uzanıyordu. Bildiğin fakir seksi yapmıştım demek ki yorganlar altında yirmi bin fersah.
![]() |
| Giyin bunu giyin. Bok var! Giyin! |
Bel nahiyesindeki elimi göte doğru indirmeye başlayınca korkunç gerçekle yüzleşmem de başlamış oldu. Kemikli bir göttü bu. Yani aşırı zayıf bir hanımla beraber olmuştum. Kesin karnım kasığım ağrıyacaktı bir süre. Vay bana vaylar bana. Benim işim sürekli ayakta durmalı, gezmeli işti. Şimdi saçma sapan bir formda yürümek zorunda kalacaktım.
Peki ya göğüsleri? Ulan bari buradan yırtayım diye yalvararak sol pençemi kalçadan göğüse doğru yürütmeye başladım.
"Çek o elini sikerim!" dedi hafif kısılmış, boğuk ama bağırmaya çalışan bir erkek sesi.
Korktum. Hem de çok korktum. Yine de korktuğumu belli edersem beni döver, öldürür neme lazım diyerek 'Kimin evinde kimi sikiyorsun birader.' diye çıkıştım belki de elinde artık 'Kilis'li Çıtır Demirbey' etiketli filmlerimin olduğu tehlikeli olabilecek adama.
Yüzünü döndü. Dönerken de 'Ne içmişiz ha? Benim bile kafam iyi oldu.' dedi.
Çakıl'mış yanımdaki.
Ne ara koynuma aldım lan seni dedim. Hatırlamıyormuş o da benim gibi.
İkimiz de hafızamızı zorlayınca, daha o ikinci tekilada sallanmaya başladığımızı itiraf ettik birbirimize. Utanmadan. Çünkü kapasitelerimizi biliyorduk.
Soundtrack No:1 Elliott Smith-Miss Misery
Soundtrack No:2 Kasabian-Fire (Glastonbury Version)
5.04.2014
KAFA ATMAK- II
(Oktay: O , Çakıl: Ç , Semih: S , Emin: E , Demirbey: D )
S- Çet rulet diye kaşıdınız bak. Dışarı mı çıksak?
Ç- Dışarıda para harcarız ya. Takılalım evde ne güzel işte.
O- Rulet de beni kaşıdı. Aç tempobetten bir şeyler oynayalım?
Ç- Akşam akşam para kaybedeceksin şimdi, boşver.
D- Hayatın para lan.
E- Ben miyim şimdi Kayserili? İki önerinizi de beğendim. Bi daha Kayseri'ye laf etmeyin.
O- Ulan Varyemez! Ne emmeye geliyorsun ne gömmeye. Kafalar inceden parladı. Ya sızıp kalacağız burada koltuk tepelerinde ya da şu güzel kafayı güle güle kullanacağız.
S- Bebe televizyon bile açmıyor la elektrik gidecek diye.
D- Midnite Haute başlamıştır aç aç!
Aç aç nidaları odada yankılandı ve televizyon açıldı. Midnite Haute çoktan başlamıştı. Maalesef son on beş dakikasına yetişebilmişlerdi. Fakat o bile yetmiş, Semih üstü çıplak, altında kot pantolonla oturduğu koltuktan 'Bunlar insansa ben hayvanım. Ben yaratığım da!' diye samimi bir itirafta bulunmuştu. Semih, içlerinde alkolü en hızlı tüketen ve yine alkole en dayanıklı olanlarıydı. Karadenizli olmasına rağmen 'Da' ve 'Ha bu' deyişlerini saymazsak şivesinde bir Karadenizlilik sezilmiyordu.
'Bunlardan biri, birimizden birinin sevgilisi olsa...' dedi ve cümlenin ucunu açık bıraktı Demirbey. O kadar falza 'Biri' kullanmıştı ki, Emin'e dönüp 'Anladın mı lan ne cümleyi?' diye sordu. Emin, gerizekalı olmadığını tabi ki anladığını söyledi kendini korumak istercesine. Demirbey duruma açıklık getirip, kurduğu cümlede öğesel bir sıkıntı varmış gibisine gittiğini, bu nedenle kendisine böyle bir soru sorduğunu belirtti. Emin, Demirbey'e kurduğu cümlede sıkıntı olmadığını söyleyip, her zaman yaptığı gibi kumandadan kanal değiştirmeye başladı. 0'dan 99'a. Defalarca tekrarlayarak..
Emin, alkol almaz, sigara içmez, madde kullanmaz, kız peşinde koşmaz ama bunlara rağmen çevresinde bunları yapan adamlara uyum sağlayabilir. İçmemesine rağmen kafa açmayan muhabbet sahibi, alkollü gecelerin dönüşlerinde ayakta durmakta sıkıntı çeken tüm ekibi eve bırakan cennetlik bir gönüllüydü.
Demirbey, sorar gözlerle cevap bekliyordu odadakilerden. Çakıl atıldı :
'Bunun ağzını yüzünü yalarım. Bir hafta aralıksız...'
'Hooo hoooooooo benim eşeğime hoooo!' diye araya giren Oktay böldü Çakıl'ın cümlesini.
O- Adam "Sevgilin" diyor lan Obama! Paralı asker mi aldın sanki it? Şu kızcağızın güzelliğine baksana. Kız arkadaşın olacak, Söke'ye falan götüreceksin sen bu kızı. Anana ana diyecek, babana baba diyecek, kız size gelin gelecek! Ona göre konuş! Hiç mi sevgiye dair bir şey yok lan içinde?
D- Hiç bakmalara doyamam dediğin biri yok mu lan? Dokunmaya kıyamayacağın hani?
Ç- Ne bileyim oğlum? Bana bir düşünme şeysi verin. Emin'e sorun, Semih'e sorun.
D- Türk düşün.
Ç- Ohoo oh. Bir de ırkçılık!
O- Tamam tamam, bop dedi elleri görüp ona göre oynayacak. Emin!
E- Yok abi benim. Ben, ortalama adamım. Bunun gibi uç 'bir hafta aralıksız' da demem, bunun gibi 'bakmalara doyamam' da demem.
D- O beni işaret eden elini sikerim. Ne var lan kötü bir şey mi bakmalara doyamamak?
S- Bu bebe aşık olmamış la hiç!
D- Arabasıyla 'bakmalara doyamama' tadında takılmasını biliyor ama.
S- Otomobil sektörüne bir fetişi varsa demek.
O- O reddettiği iki ucu da yapıyor ama arabada. El freni, lastik yakma, sıfır çizme hep bu paşazadede.
D-Yaşasın paşa hazretleri!
O- Adamsın!
S- N'oluyor da?
O- Yok bir şey. Devam! Ha bu Çakıl'ın hunhar hallerine denk geliyor işte bu saydıklarım canım benim. Buna ek napıyor bir de bu Eminoğlu? Arabayı fırçasız yıkatır, bir kaç ayda bir motor yıkatır. Arabada sigara içirmez, yemek yedirmez. Bu da Demirbey'in dediği üste titremece hallerine denk geliyor işte. İtirazı olan? Yok? Teşekkürler.
Ç- BURCU ESMERSOY!!!
O- Oha! Onun ayakları görmedin galiba sen?
Ç- Gördüm oğlum. Aşk, bazı şeyleri görmezden gelmek, hoş görmek değil midir?
D- Yaz feysbuka yaz.
S- Ben yazıyorum da.
E- Oktay?
O- Medcezir'deki evin hanımı.
D- Dizi mi?
S- Ne la medcezir ne?
E- Dur ben bakıyorum şimdi onun oyunculara telefondan. Hah bu mu, bu mu, bu mu?
O- Evin hanımı diyoruz lan. O iki çocuk nasıl evin hanımı olsun?
D- Genç Osman dedi.
E- Mine Tugay'mış adı onun.
Ç- He Behzat Ç'deki kendini öldüren rahatsız değil mi o?
S- Evet evet. Ben de diyorum ben nereden tanıyorum ha bu kadını.
O- Demirbey?
D- Müjgan!
Ç- Siktirtme Müjgan'ı.
D- Aşk olsun, niye öyle diyorsun Müjgan'a.
O- Harbi siktirtme Müjgan'ı da ünlü Türk birini söyle.
D- ...
S- Eeeeh!
D- Tamam tamam. Tuğba Dural.
O- Değişik bir seçim. Şu canlı yayında ağlayan değil mi o?
D- Kıyamam.
Ç- O karı iyi baya cidden.
D- Hoşt! Sende Burcu var arkadaş, yorum yaptık mı yengemize biz?
O- Emin senin soruyu soralı çok oldu ama cevap ver istersen, bak millet döküldü.
D- Asa Akira der şimdi bu.
Ç- Belki direk Çeki Çen diyecek. Nereden biliyoruz ki adama mı kadına mı neye düşkün olduğunu.
E- Sikerim seni çocuk!
D- Aha! Çakıl'ı doğrularcasına.
S- Söyle da işte sen de.
E- Azra Akın.
O- Hmm. Mantıklı. Çekik gözlü ve tescilli bir dünya güzeli abla. Semihciğim, bir sen kaldın çiçeğim.
S- Fonix Marie.
O- Oğlum Türk dedik lan.
S- Benim Türkiye'de dikkatimi çeken kadın yok arkadaş. Bir gram ilgilenmiyorum burayla. Sabaha kadar beklersiniz de yine cevap veremem oğlum ben size. Hem evlenir evlenmez gelir Türkiye'ye, vatandaşlık işlemleri başlar kardeşim. Oy moy verir.
O- Bebeler kabul ederse tamam anasını satayım. İtiraz var mı beyler?
Ç- Bebe başka birini bulamayacağım diyor. Boşver.
Boşverdiler.
![]() |
| Burcu & Çakıl |
![]() |
| Mine & Oktay |
![]() |
| Tuğba & Demirbey |
![]() |
| Azra & Emin |
![]() |
| Fonix & Semih |
Bir süre söylenen isimler üzerine konuşmaya devam ettiler. Seçimler irdelendi. Herkes seçtiği isimde vurgun olduğu detayları dillendirdi. İşte tam da o sırada Emin Kanal 7'de durdu. Demirbey dikkat kesildi. Çakıl, neşelendi:
Ç- Mavi Boncuk lan! Kalsın da izleyelim.
D- Daha yeni başlamış hem.
S- Bu, Emel Sayın'ı kaçırdıkları film di mi?
Ç- O, o.
S- Neden kaçırıyorlardı?
Ç- Ya bi hesapta takışma falan oluyordu Emel Sayın'ın çıktığı mekanda. Bunlar da Emel Sayın'ı kaçırıp mekandan intikam almaya çalışıyorlardı.
S- Var mı lan öyle iş? Kolay mı öyle koskoca Emel Sayın'ı kaçırmak?
O- Denemedik ki hiç.
D- Lan?
O- Lan tabi. Şu söylediğimiz isimleri kaçırması kolay mıdır?
E- Ajan siz çok içtiniz ama ha.
D- Yok be. Adam haklı. Kaçırsan kaçırılır.
O- Sonrası Stockholm Syndrome.
Ç- Phoenix Marie nolcak?
S- Diğerlerini kaçıralım diyorsanız kaçarı yok onu da kaçırırız.
E- Bi siktirin gidin gece gece.
Ç- Yıllardır kafa açmadan durdun şu muhabbetin içinde. Ya iç bizim kafaya eriş katıl bize. Ya da a böyle normal normal katıl bize.
E- Kaçıramayacağız nasıl olsa. Tamam lan.
D- Halı lazım!
O- Halılar lazım! Çakılım, Gittigidiyor'a girsene halı bakmaya.
E- Orası pahalı. Ben size halı bulurum.
D- Ya dağılalım arayalım çarşıda. Toplu almayacak mıyız nasılsa? İndirim yaptırırız.
S- Tabi. 5 tane halı lazım.
Ç- Toplu alıma indirim oluyorsa bizim şu salonun halıyı da değiştirelim. Pislikten kırılıyor.
O- Ölüsevicisin lan sen. Sabah ilk iş ayrılalım, halı arayalım o zaman.
E- Ben tekim ajan. Siz bölüşün. Ben halıları bulunca sizi çağırıcam nasıl olsa.
Ç- Demirbeyle ben ararız. Oktay, sen de Semih'le çıkarsın.
E- Alkollüsünüz siz.
Edit: Soundtrack SebastiAn ve Justice'ten
4.04.2014
zr dlrm
Şu anda günübirlik iş maksatlı gittiğim Bursa'dan İstanbul'a geçmeye çalışıyorum. Kafa Atmak (Hearts oynayanlar şifreyi çözer) başlıklı serinin baştan ve sondan ikinci yazısını yarın akşam yayınlayacağım.
Özürler dilerim. Şarkılar sunarım..
Özürler dilerim. Şarkılar sunarım..
1.04.2014
KAFA ATMAK
Emin- Bırakın lan aramayı. Yine ticari zekama muhtaç kaldınız ibneler! Koşun gelin. Yenimahalle'deyim ben.
Çakıl- Ne demek lan koşun gelin? Buldun mu halı?
E.- Buldum tabi. Sen mi bulacaktın? Ben 3 tane abi evlendirdim. Ne nerede en ucuz bulunur bilirim.
Ç.- Homo! Kayserilisin sen kokusunu aldın kesin.
E.- Tiriviriyi boşver de bir araba maraba bir şey alıp gelin. Benim araba almaz bu kadar malı.
Ç.- Tamam ayarlayıp geliyorum Demirbey'le.
1 saat önce
-------------
Can sıkıntısı fena fillah hastalık. Yolumuz düşmedi bu hastalığa beraber olduğumuz zamanlar. İlla gülüp eğlenecek, 'Vakit de nasıl geçti be!' dedirtecek bir şeylerimiz oldu. O gün de olmuştu.
Çakıl'ın evinde buluşulacaktı. Buluşmaya her zaman olduğu gibi Demirbey en erken gelen isimdi. Babasının memur olmasından ötürü gram riske girmeyen, dakik, bir iş en düzgün en hızlı şekilde yapılsın isteyen kişilikte bir adamdı. Buluşmalara, karar verilen saatten sonra geldiği görülmemişti. İçeri girer girmez 'Sıcak beynimi akıttı lan!' diyerek hemen giriş kapısının sağında bulunan mutfağa girdi. Buzdolabını açıp soran gözlerle içine doğru baktı. Hey Hat! Soğuk su yoktu. Çakıl ise bir nefes fazla yaşasa kar bilecek denli sağlığına düşkün, kürleri, iyileştirici suları, sağlığa dair püf noktaları bilen bir adamdı. Bu nedenle soğuk suyun neden olabileceği bir hastalıktan uzak durmak istiyor, dolabında soğuk su barındırmıyordu. Demirbey küfretti. Çakıl karşılık verdi. Demirbey telefona sarıldı. Çakıl, 'Adam mı çağırıyor lan beni dövmeye?' diye korkar gibi oldu. Demirbey'in telefondaki kişiye 'Canısı gelirken şişe şişe soğuk su al allasen' demesiyle rahatladı. Küfürleşmelere devam ederek salona geçtiler. Çok geçmeden sırasıyla Semih, Emin de geldi. Oktay'sa önce bir iki tur telefonuna cevap vermeyip, akabinde bir yarım saat kadar gecikmeli de olsa sonunda eve geldi.
Kağıt?
Oynama konusunda oy birliği sağlanamadı.
Play Station?
Semih duyunca sinirlendi. Gitmekle tehdit etti.
Chat Roulette?
Kimse cinsel organını açmaya gönüllü olmadı.
Alkol?
Eve giren herkes iki dakika dinlendikten sonra biraya hücum etmişti bile zaten.
PS: Emin hariç
Kadınlar?
Konuşulur tabi. İlginçtir daha önce burada da bahsetmiş olduğum muhabbetin dışında bir muhabbet gelişti o gün. "Cansever mi yoksa Elvan Abeylegesse mi?" demedi bal dudaklar, "Dünya güzeli ama belden aşağısı olmayan bir kadın mı yoksa Bülent Ersoy mu? Seçim yap!" demedi dudu diller. Oturuldu. Ciddi ciddi aşk konuştu o adamlar o gün.
İçildi.
Konuşuldu.
İçildi.
İçildi.
Konuşuldu.
Çok içilince normalde konuşulmayacak şeyler bile konuşuldu. Normalde alınmayacak kararlar alındı. O kararların en ciddisi, en sonuncusunun ardından Oktay-Semih, Demirbey-Çakıl ve Emin şeklinde bölünmeye karar verildi. Dışarı çıkıldı ve kararı uygulamaya geçirecek adımlar atılmaya başlandı.
Devamı Cuma..
Edit: Soundtrack John Reyiz'den. Albüm de taze gelmişken hem..
Çakıl- Ne demek lan koşun gelin? Buldun mu halı?
E.- Buldum tabi. Sen mi bulacaktın? Ben 3 tane abi evlendirdim. Ne nerede en ucuz bulunur bilirim.
Ç.- Homo! Kayserilisin sen kokusunu aldın kesin.
E.- Tiriviriyi boşver de bir araba maraba bir şey alıp gelin. Benim araba almaz bu kadar malı.
Ç.- Tamam ayarlayıp geliyorum Demirbey'le.
![]() |
| İnsanlık Halı |
--------------------------------------------------------------------
1 saat önce
-------------
Can sıkıntısı fena fillah hastalık. Yolumuz düşmedi bu hastalığa beraber olduğumuz zamanlar. İlla gülüp eğlenecek, 'Vakit de nasıl geçti be!' dedirtecek bir şeylerimiz oldu. O gün de olmuştu.
Çakıl'ın evinde buluşulacaktı. Buluşmaya her zaman olduğu gibi Demirbey en erken gelen isimdi. Babasının memur olmasından ötürü gram riske girmeyen, dakik, bir iş en düzgün en hızlı şekilde yapılsın isteyen kişilikte bir adamdı. Buluşmalara, karar verilen saatten sonra geldiği görülmemişti. İçeri girer girmez 'Sıcak beynimi akıttı lan!' diyerek hemen giriş kapısının sağında bulunan mutfağa girdi. Buzdolabını açıp soran gözlerle içine doğru baktı. Hey Hat! Soğuk su yoktu. Çakıl ise bir nefes fazla yaşasa kar bilecek denli sağlığına düşkün, kürleri, iyileştirici suları, sağlığa dair püf noktaları bilen bir adamdı. Bu nedenle soğuk suyun neden olabileceği bir hastalıktan uzak durmak istiyor, dolabında soğuk su barındırmıyordu. Demirbey küfretti. Çakıl karşılık verdi. Demirbey telefona sarıldı. Çakıl, 'Adam mı çağırıyor lan beni dövmeye?' diye korkar gibi oldu. Demirbey'in telefondaki kişiye 'Canısı gelirken şişe şişe soğuk su al allasen' demesiyle rahatladı. Küfürleşmelere devam ederek salona geçtiler. Çok geçmeden sırasıyla Semih, Emin de geldi. Oktay'sa önce bir iki tur telefonuna cevap vermeyip, akabinde bir yarım saat kadar gecikmeli de olsa sonunda eve geldi.
Kağıt?
Oynama konusunda oy birliği sağlanamadı.
Play Station?
Semih duyunca sinirlendi. Gitmekle tehdit etti.
Chat Roulette?
Kimse cinsel organını açmaya gönüllü olmadı.
Alkol?
Eve giren herkes iki dakika dinlendikten sonra biraya hücum etmişti bile zaten.
PS: Emin hariç
Kadınlar?
Konuşulur tabi. İlginçtir daha önce burada da bahsetmiş olduğum muhabbetin dışında bir muhabbet gelişti o gün. "Cansever mi yoksa Elvan Abeylegesse mi?" demedi bal dudaklar, "Dünya güzeli ama belden aşağısı olmayan bir kadın mı yoksa Bülent Ersoy mu? Seçim yap!" demedi dudu diller. Oturuldu. Ciddi ciddi aşk konuştu o adamlar o gün.
İçildi.
Konuşuldu.
İçildi.
İçildi.
Konuşuldu.
Çok içilince normalde konuşulmayacak şeyler bile konuşuldu. Normalde alınmayacak kararlar alındı. O kararların en ciddisi, en sonuncusunun ardından Oktay-Semih, Demirbey-Çakıl ve Emin şeklinde bölünmeye karar verildi. Dışarı çıkıldı ve kararı uygulamaya geçirecek adımlar atılmaya başlandı.
Devamı Cuma..
Edit: Soundtrack John Reyiz'den. Albüm de taze gelmişken hem..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











