21.05.2008

ZAMANAMAZAMANAMAZ hahha!

Neyine söz?

-Neyine ?

--Osasuna!

Yeterince iste,fazla değil.Bir şeyi kırk defa söylersen olmaz!

Boku çıkar.

‘Yeter ademoğlu iki rekat sus da kafa dinleyelim!’ derler adama.Bir şeyi çok istemeyeceksin o yüzden.Hep fazlası zarar olmuştu,değişmez bundan kellay.

Geride mi kaldı yine gözün.Basit düşün.Hayatta ilk gördüğün şey ananın amı.Şimdi görsen.

Biliyorum olmaz.Zaten ben de gör demiyorum.Bu yüzden mi bakışların yerde yürüyorsun yıllar yılı?Utanıyor musun doğduğuna?Gördüğünle değil görmekte olduğunla yürü biraz bakalım.

Hatta bakmayalım,bu biraz ucu açık ‘should’ cümlesi gibi oldu. Ben sana ‘must’ öneriyorum:

Gördüğünü siktirtme bana görmekte olduğunla yürü yoksa kırarım kafatasını!

Kafada sini!

Kafanda sini varmışçasına dik yürü.Omuzlar geride,göğüs çıkık,bakışlar ileriye doğru.İçinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şeraitlerini düşünme bir kez olsun.Muhtaç olduğun kudret damarlarında akan kırmızı renkli sıvıda mevcut.

-Emre Güçdemir???

-Mevcut!

Kısa bir de öneri:Ömrü hayatında sessiz sakin adam olamadın.Yanına sokularak seni tanıyan kimileri ise sessiz oğlu sessiz dediler sana.

Sessiz Oğlu Sessiz İmparatonerliği!

Şu an içinden nasıl olmak geliyorsa öyle ol.Görüyorum konuşasın yok.Konuşma yemiyle ısrarla beslenmesine,yanına çift veya ayna alınmasına rağmen konuşmayan gerizekalı muhabbet kuşlarına mı özendin.O halde “Yıldızın parlasın!Sahne senin”

Rol değil demek!

Rol değil demek geçmişte yapılan ya da gelecekte yapılacak olan bir davranış silsilesinin rol olmadığı,gerçek olduğu anlamına gelir.

Sana sende başarılar yavrum.

Bana yavrum mu dedin?

Biliyorum bunların sonu da kaçış.Dönüş yolu gözetmekten bir oldum,gözüm elf gözü.Kedi misali yakını göremiyorum bu sefer de.

Hanım yakın lensimi getir.

Yakındaki lens değil yakını gösteren lens.

Bravo artık yakını görebiliyorsun.

Ve sanırım çok güzel birşey dikkatini çekti.Olmaz gözükür ama denemeye değer ha?

Deneme bir ki

Deneme bir ki

-Houston we have a problem

-Hallolacağına eminim Demir,bir idare et bakalım.

Hallo und çüs!

18.05.2008

Birşey gördüm,sevdim

"Göz gözü görmüyor"

Bu bir deyim yerine bir atasözü olmalı.Bakmadan görmeyi temsil eden kısacık bir atasözü.
"Kalp gözü görmüyor" a rastgelmedim bugüne kadar.Ama "Göz gözü görmüyor" mevcut.
Düşündüm düşündüm düşündüm,yetmedi bir de taşındım.Kararımı da verdim."Göz gözü görmüyor" bir deyim değil bir atasözüdür ve ne kadar da doğrudur.
Kafa önde-tek el burunda-diğer elde sigara-inceden de bir kambur=Görebildiğim yegane şey yerküre.Bir karış yukarısı görüş alanım dahilinde değil maalesef.Göz gözü görmüyor ama mühim değil,gördüm eminim.
Yaşasın gönül kapısı,kalp gözü,melez götü isimli programlar yapan samanyolu,kanal7 ve türevleri.Galiba size bir anlamda da olsa katılıyorum...
Çek çekebildiğin yere.
-ebilmek!

3.05.2008

Postmatürenin Prematüre Hayatı(Başlangıç)

Öyle bir güneş var ki tepede aldığı nefesten bezdiriyor insanı.Annem,babam ve kız kardeşimin mensubu olduğu çekirdek ailemle Serçe model arabamızda güneye akıyoruz.Antalaya'ya...
Arka koltukta oturan NY Yankees şapkalı,bir elinde beyzbol topu diğerinde beyzbol eldiveni olan;sarı saçlı mavi gözlü,az biraz çilli,şirin mi şirin bir çocuk olsun da onun hikayesini anlatayım size isterdim.Ama maalesef boynu kirden halkalarla dolmuş,yenik tırnakları olan,çırpı kollarını ve bacaklarını bir vücut geliştirme sporcusu edasıyla kasten avdet-i afişe maksatlı açıkta bırakan tam yerbezi yapmalık atlet ve şort giyen,üstünde moda sayılabilecek tek şey topuklarındaki ışıkları yanan spor ayakkabılar olan,kesintisiz bir halde sümüğü burun deliği-dudak arasında asılı duran benim hikayemi okuyacaksınız.Yıl 1993...

Arabada "Güneye giderken" değil,o zamanın popüler şarkısı "Nankör Kedi"çalıyor.Bense,altı senelik ömrümde acıların en katmerlilerini yaşamışım gibi uzaklara dalarak eşlik ediyorum şarkıya.Bir müddet sonraysa salya akıta akıta dalıyorum uykuya.
Czirrie de czirrie sesi uyandırıyor beni.Gözümü açtığımda ilk gördüğüm şey yapraklı dizaynıyla bozuk 2500 TL oluyor.Amcam gülerek parayla cama vuruyor .İniyorum arabadan,amcam beni kucağına alıyor.'Nasılsın?' sorusunu beklerken 'Kamışa su yürüdü mü?' yle karşılaşıyorum.Alık bir halde 'Pipet!' diyebiliyorum.Fırçamtrak bıyıkları arasından dudaklarını uzarıyor,şakaklarıma konduruyor busesini.Tükürükleri terime karışıyor.Kamp kapısındaki karşılama faslından sonra kalacağımız odaya gitmek üzere kampın içine geçiyoruz.İşte o anda ilk aşkım geçiyor bisikletiyle yanımdan.Bağıl hızdan umumiyetle tiksindiğim için hangi hızda geçip gittiğini çözemiyorum ama tüm detayıyla kazıyorum beynime bu güzelliği.
Ömrümde ilk defa midemde garip şeyler hissediyorum.Güzel gibi,değil gibi.Akşam yemeğinden sonra durduğum yerde duramıyorum;hep bir kıpırtı , bir titreme halindeyim.Aşkın etkisinden oluyor galiba diye düşünüp önemsemiyorum.Gerçeğiyse gece anlıyorum.Aşkın tetiklediğini sandığım tüm bu fonksiyonlar meğer ishal belirtisiymiş.Ankara-Antalya yolu boyunca incir-su ikilisini beraber tüketmemin sonucu götümden işiyorum sabaha dek.Ertesi gün de değişen birşey olmuyor maalesef.Tuvalet-Yatak odası arasında mekik dokuyarak geçiriyorum tüm günü.Sonraki gün ise iyileşiyorum ve atıyorum kendimi dışarı.Amacım ilk defa aşk denen olguyu hissetmeme sebep kızı bulmak.
Çok geçmeden de buluyorum.Sahilde,denizin sığ kısmında 'Heidi'li çocuk bikinisiyle çimiyor.Beni farketmesi için mal varlığımı olanca haşmetiyle sergileyen slip mayomla çopada çopada koşuyorum denize doğru.Tam yanından geçip bırakıyorum kendimi çelik gibi suya.
Kızı merkez alarak yarıçapı beş metre olan bir dairenin çapı üzerinde bir sağa bir sola kulaçlar atıyorum.Tam merkeze geldiğim sıralarda dalış denemeleri yapıyorum.Çapın uç noktalarında ağzımın yarısını suya sokup priuffu prriuu sesleri çıkarıyorum.Ama ne yaparsam yapayım bir türlü dikkatini çekemiyorum.
Ben suyun içinde maymun olmuşken babası geliyor,kızını alıp gidiyor.Bakakalıyorum ardından.Kafama yemiş olduğum güneşin haddi hesabı şaştığından yarı sütlaç modunda terkediyorum denizi.

Postmatürenin Prematüre Hayatı (devamı)

Akşam yemeğinde amacıma ulaşabiliyorum anca.Açık havada piyanist şantörümüz yemek müziği icra ededursun,biz de ordövrmüş,ara sıcakmış,ana sıcakmış ne gelirse 'günah olmasın' desturuyla tabağı sıyırana dek yiyoruz.İsmini dahi bilmediğim dilber ise iki yan masada ebeveynleriyle oturuyor.
Ne zaman ki yemek faslı bitiyor,insanlar tatlı ve meyve servisi öncesinde yemiş olduklarını yakma maksatlı atıyorlar kendilerini dans pistine.Ben de amcam tarafıdnan zorla kaldırılıyorum oynamaya.Fidayda eşliğinde mal mal el çırpıyorum.O sırada sol tarafımdan uzun ve hızlı bir halay üzerime doğru geliyor.Kçamıyorum.Ailemle arama sonu gözükmeyen bir halay giriyor.Bizimkilerle irtibat kuramıyorum.Rabbime bana yol gööstermesi için duacı bir halde kafamı kaldırıp yalvarıyorum.Bu sefer de disko topu giriyor araya.Rabbimle de irtibat kuramıyorum...
Arkama döndüğümde pistin orta yerinde mahsur kalmış ,benim gibi halay mağduru tahminen yaşıtım bir kızın poposu çarpıyor gözüme."Bari onunla irtibat kurmayı deneyeyim " diyerek yanına gidip eğiliyorum."Birşey mi düşürdün?" diye soruyorum.Kız doğruluyor,hakeza ben de öyle.Ve o poponun ilk aşkıma ait olduğunu öğreniyorum.Birşey düşürmediğini,sadece disko topundan yere vuran renkli ışıkları eli-ayağıyla tutmaya çalıştığını söylüyor.
"yar" diyip sineme sarmaya hazır olduğum kızın zeka özürlü olduğunu düşünemiyorum.Çocuğum çünkü,yetmezmiş gibi bir de aşığım.
Halay ortasında mahsur kaldığımız anlarda tanışıyoruz.Onun da benle aynı yaşta olduğunu,benim gibi Ankara'da oturduğunu ve yonca Evcimik'ten ölesiye tiksinirken Burak Kut'a derin bir sevgi ve saygı beslediğini öğreniyorum.Arkadaş oluyoruz.Halay dağılmaya başladığı sırada ertesi gün için sözleşerek ayrılıyoruz.

İki haftalık tatil boyunca 'yaz-buz'lar yazdırıyorum amcamın hesabına.Biri bana,diğeri ona.Arı Maya'nın ne kadar ulvi bir canlı olduğunu anlatıyoruz birbirimize.Öğlen sıcağında,herkesin güzellik uykusuna yattığı saatlerde ben,TRT 2'de rahmetli kıvırcık Bob Ross'un 'Resim Sevinci' programını izliyordum.İlk aşkıma hediye edebilmek için resim yapıyorum Bob'un öğütleri çerçevesinde.Yalnız işin kötü tarafı "Gel bak,şuradaki yalnız minik çalılığın harikulade gölgesinde oturalım","Hadi kumdan kalemizin yanına gizli,sessiz,şirin bir havuzcuk yapalım." şeklinde gay gay tümceler dökülüyor ağzımdan.
Bob Ross kanımda,kasıklarımda...


Her tatil biter.İnsan o iki haftayı hiç bitmeyecekmiş gibi yaşar ama biter işte.Onun tatili de bitiyordu.Sonraki gün Ankara'ya dönecekti.Bense Ankara'da da ifade edebileceğim duygularımı bekletemedim.Tatilinin son gecesinde dile geldim.
'Seni seviyorum' dedim,'Ben de...' dedi ama iki adım da uzaklaştı.
'Gel!' dedim,gelmedi.'Bari gitme..' dedim '..bundan daha fazla uzaklaşma benden"
Gitti!
Böylece normalinden çok erken bir şekilde çocukluğum bitti.

Bir daha kimse bu şekilde mantıksız,sebepsiz çıkıp gitmez hayatımdan sanıyordum.Yanılmışım.
Yirmibir yaşına geldiğimde karşımda duran kişiye 'Seni seviyorum' dedim, ' Ben de...' dedi ama bakışlarını uzaklara yönlendirdi,iki adım da uzaklaştı.
'Gel!' dedim,gelmedi. ' Bari gitme,bundan daha fazla uzaklaşma benden' dedim
Gitti!
Böylece de normalinden çok erken bir şekilde gençlik dönemim bitti.


SON

2.05.2008

seviyomusunuz beni?

final!kız alacaksan mutlaka fin al!
yazıyorum lakin atamıyorum buraya
"bekleyiş"ten bile güzel bir yazı geliyor haftaya?
ha ben yazdım buraya ama siz bekler misiniz yazıyı sabırsızlıkla?
hayır
peh,sen sağa pişir sen sağa yi!

3.04.2008

Yahülyahülyahülyahülyahül

Her Allahın günü aksatmaksızın aynı saatte,aynı yerde.Ona öyle bağlanmıştım ki kiracı olarak kaldığım bu evden nefret etmeme rağmen bir türlü taşınamıyordum.
Akşam üzeri 4 civarını bekleyerek geçiyordu günlerim.Adeta günün diğer saatlerini amacım olan 16:00 civarına varabilmek için araç olarak kullanıyordum
.Saat 16:00'a yakklaştığında ise ister fırında yemeğim olsun,ister kıta aşırı mesafeden akrabam gelmiş olsun,ister dünya yıkılsın hatta ve hatta bir oda dolusu dilber benle sevişmek için yalvarıyor olsun geçiyordum Camel Soft kokulu odamın penceresine,karşı apartmanın penceresini seyre dalıyordum.Ve o...Bazen umduğumdan erken bazen geç ama bir şekilde çıkıyordu ve arz-ı endam eyliyordu.
Dışarıda onun gibi binlercesi varken neden ona bağlandığımı ise anlamıyorum.İmkansızlığı gözüme gözüme sokması mı onu değerli kılıyordu?Bu uzak mesafeden göz rengini tam olarak tayin edemeyişim mi?Yoksa asaleti mi büyülüyordu Rabbimin bu aciz kulunu,beni...

Karşımızdaki pencereye ondan başka çok nadir olarak üniversite çağında,yirmili yaşlarda bir oğlan çıkmaktaydı.Belli başlı combovari hareketleri vardı.Tüm mahallenin pencerelerini ve sokağı kesip boşluğundan emin olduktan sonra burnunu karıştırması veya aşağıya balgam sarkıtması en pis iki combosu.Ek olarak,duş sonraları nice gelinlik çağda kızın aklını alma maksatlı belden aşağısına bornoz sarılı cam önüne geçişi de ayrı bir combosuydu.Ama asıl bu gençe özdeşleşen combo gölge oyunu combosuydu.Eleman gün aşırı otuzbire kendini vermekteydi.O kendini her türlü gözden ırak sanardı lakin coşkun sıvazlama seansları perdede adeta bir Karagöz-Hacivar oyunu edasıyla tüm mahalle tarafından ilgiyle ve beğenilerek takip edilirdi.
Bu genç adamdan gayrı da kimseyi görmedim zaten o pencerede.İkisi beraber yaşıyorlardı anlaşılan.En çok kanıma dokunan husus da buydu zati.Ölesiye kıskanıyordum bu masturbatör genci.Ama ya o?O asil,o güzel,o elde edilmesi imkansız yeteneklere sahipken nasıl da bu sivilceli ,belden aşağı temalı hayalgücü gelişmiş kimseyi ev arkadaşı yapardı?

Günlerden bir gün her zamanki gibi saat 16:00 sularında pencere önündeki yerimi aldım ve onu beklemeye başladım.
Bekledim,bekledim,bekledim...
Hiç bu kadar gecikmezdi."Evdeki abaza zorla sikiyor olmasın cancağızımı?" diye düşündüm.Sonra bu düşüncemi bastırdım,zira uzun tırnakları yardımıyla parça pinçik ederdi o herifi de izin vermezdi kendisine ilişmesine.
Saat 17:00'ye gelirken o pic çıktı cama."Hülyaaa!!!" şeklinde bir kaç tur haykırdı fazla kalabalık sayılmayan sokağa doğru.Adını da ilk defa işte o anda öğrendim.Gayet saf,gayet güzeldi.
Bu seslenişler üzerine çocuğun alt komşusu balkona çıktı.Vücudunu mümkün mertebe balkon sınırları dahilinde tutmasına rağmen başını çıkarabildiği kadar dışarı çıkararak ne olduğunu sordu gence.Oğlan panik içinde Hülya'nın kapıyı açık bulduğu bir anda evden kaçtığını anlattı,nasıl bulacağını bilmediğini ekledi.Alt komşu teyze "Siktiğiminin karı milleti.Heyvanı da aynı insanı da aynı,her mahlukatın kadını aynı.Aha burnumun sümüğü gibindir alayı.Koy götünye,tee Kırşehir'e atsan bilem haftasına gelir bulur evi.Arsız oluyolar ellaam." diyerek hem evde kalmış olmasının verdiği negatif elektriği tüm sokağa boca etti,hem de kendisi için uzak uzak diyarların Kırşehir'den ibaret olduğunu belli etti.Bir kadın hemcinslerine insan olsun hayvan olsun ancak bu kadar sallayabilirdi.
Bense bu detaya takılmadan önce Hülya'nın evde kilitli kalıyor olmasına takılmıştım,demek Hülya zorla hapsediliyordu o evin içinde.Genç adama karşı beslediğim kıskançlık duygusu yerini bütünüyle kine bıraktı.
Peki ya Hülya nereye gitmişti?En azından bu civarlardadır belki düşüncesiyle üzerime birşeyler giyip sokakta onu aramaya karar verdim.Herşeyim tamamdı bir tek pantolonum kalmıştı ki kapı çaldı."Geliyorum" diye avazım çıktığınca çemkirip üstümü giyme işlemini tamamladım.Odamdan antreye çıktım.Kapıya giderken pantulun fermuarını da kapadım.
Açmadan önce delikten baktım lakin kimse çarpmadı gözüme." Allah Allah?" nidasıyla açtım kapıyı.Göz hizamda kimseyi göremeyince acaba bir paket mi bırakıldı diyerek bakışlarımı eşiğe çevirdim.Çevirmemle birlikte onu gördüm.Hülyam eşiğimde duruyordu.Sevinçten mal olup ağlamaya başladım,bu sırada Hülya içeri girmiş bacaklarımı okşuyordu.
"Hoşgeldin" dedim,kocaman kocaman gözlerini yüzüme çevirip gülümsedi.Maviydiler...
"Yıllardır bekliyorum,niye bu güne dek beklettin?" dedim fakat cevap vermeksizin kucağıma oturdu ve titremeye başladı.
"Benim olmak mı istiyorsun?Ol o zaman,ama önce bekle de şu üzerimdekileri bir çıkartayım.Hem ben gelene kadar sen de bir rahatlar.Korkma artık benim olacaksın" diyip kucağımdan indirdim onu nazikçe ve üzerimi değiştirmeye yatak odama gittim.Salona döndüğümde o büyüleyici ,o bana imkansız gelen halini almıştı:Yere oturmuş,tek bacağını başının arkasına kaldırmış poposunu ve bızırını yalayarak temizliyordu.Bu hareket yakından daha bir süper geldi gözüme.Bitirene kadar ses etmedim,kıpırdamadan izledim.Bittiğinde ise "Gel" dedim "süt vereyim sana".Mutluydu,keyifle "Miyav" diyerek düştü peşime.Artık benimdi.
O günden kelli bir daha akşam üzeri saat 16:00'ı beklememe gerek kalmadı,evden de taşındık.Hülya , ben ve Hülya'nın kumu mutlu mesut bir hayat sürdük...

11.03.2008

Usame ile Beş Çayı

Gökdelenler mi?
Peh!!!
Popolar yükselerek arşa değme raddesine gelmiş durumdalar artık.Bir kır evi olarak ölesiye korkuyorum devasa,yüksek popolardan.Gökdelenlerden beter hepsi.
Sanki her an içlerinden biri üzerime oturacakmış gibime geliyor son zamanlarda.
Ben çatımı yıktırıp teras çıkmaya korkarken insanlar nasıl diktiler bu koca popoları semaya dek,hemen yanı başımda?
Ne tarz bir özgüvenin ürünü bu?

* * *

-Alo!Usame bin Ladin’le mi görüşüyorum?Dokuz yüz doksan dokuz ladin?Farkmaz şeker!Ülkemiz ladin cenneti çok şükür,eksiğini tamamlarım ben.
Böyle lafı dolandırmaya gerek yok ben direk mevzuya girmek istiyorum izninle Usameciğim:
Ben bir kır eviyim.Minik,şirin fazla yer kaplamayan;kendi içimde mutlu,kendi içimde huzurlu bir kır eviyim…
Aslını istersen eviyDİM!!!
Sağıma soluma devyarasa popolar dikildi ben farkına varmadan,varamadan.Çirkin görünüşlerine bakmaksızın beni ezmeye çalışıyorlar.
Demem o ki senin elin yatkın bu yıkım işlerine.Eğer senin için maddi-manevi ağır bir külfet gerektirmeyecekse bu göz,kulak,sinir,zihin sağlığımı sikip atan popolara uçaklarla girebilir misin sana zahmet?
Tamam anlaştık o halde.Uçaklar Semih Hava Yolları tarafından temin edilecek.
Mübarek sakalından öpüyorum!Çaav!!!


Nerede uzattın o mübarek sakalı
Nasıl bombaladın Amerikayı
Usame Baba bize kıyak yapsana
Kalkık popoları bombalasana!

Siyah beyaz güm güm güm
Bombalasi bombalasi bom bom bom