28.09.2008

Modern zaman mecnunu

Görüşemiyoruz pek,konuşmuyoruz diyor.Kafa sallıyorum evet babında.Görmüyor tabi,zira msn de geçiyor bu haller.Hemen toparlanıp klavyemden bşrkaç harf seçipp o harflerle birkaç kelime oluşturuyorum.Sonra bu kelimeleri sıraya koyup cümleler yapııyorum.
Sonra ise beğenmiyorum yazdığım cümleyi.
siliyorum,baştan yazıyorum,bambaşka birşey...
istediğimi söyleyemiyorum,söylemek istediklerimi...
Gayri samimi gülen surat yolluyor.
Terliyorum bilgisayar karşısında.Hp laptopların klasik özelliğidir çok ısınmaları.Ama sanırım laptop tan değil,olmak istediğim olamamaktan terliyorum
Cesur adam çıkıyor içimden ve duygularını tüm gerçekliğiyle klavyeye dokunarak yazmaya başlıyor.O da benim gibi kelimelerden cümleler yapıyor.Enter a basacakken adını koyamadığım tarafım alıyor kontrolü ele.Tüm yazılan güzel cümleleri bir güzel siliyor tek celsede.
Bakkal nusret geliyor sonra laptop ın başına.vtunnel.com dan youporn a girsene bi tur diyor.
Dur diyorum hayati mesele bu.
Açık msn penceresine bakıp ver hele diyor.Yampiri gülen surat yapıyor.Adını koyamadığı taraf ya da pısırık tarafı olmadığından ,milyarlarca insan gibi normal insan olduğundan tereddütsüz enter a basıyor.nusret eski sevgilimle smileyleşiyor.
başımı 50-60 derece civarı döndürüp dolabımdaki aynama bakıyorum.ağzımın tek tarafı kulağıma gitmiş.Sıkkın bir ifade takınmışım.
Nusret youporn da arama kısmına rus yazıyor.izlediği kadınları göbeğinin hemen altındaki çıkıntıya monte ediyor hayalgücü sağolsun.
Bense hayatımı adadığım şeye ilk dokunuşumu düşünüyorum ve düşündüğüm şeyi elimin yanına monte ediyorum.
Henüz zamanı var belki bir ay belki bir yıl belki bir ömür diyor içimden aşık tarafım...

22.08.2008

Herakleitos vs Gelecekteki Demirbey (PART2)

Bu yazının başlangıç kısmı bir alttaki gönderide bulunmaktadı,onu okumadan buna geçen bir şey anlamaz anlayamaz.Zaten kimse beni anlamıyor...ühüühüüüü
(Not emo horoz der ki: ü ühü üüüüüüüüü)

Bir evliliğe indirgemek yanlış olur bu davranışımı;Emin bana gelip “Abi bundan sonra lens takacağım,yeşil gözlü olup cümle manitanın dibini düşüreceğim!” dese yine korkardım.Havadaki ani değişimlerden tutun da Beşiktaş’ın emektar bir futbolcusunun jübile yapmasına dek birçok değişim ölesiye korkutmuştur beni.O yüzden biliyorum ki sorun evlilik müessesesinde değil bizzat benim içimdeydi.Sıradan,tekdüze,herkes gibi olmayı sevmem ama en azından bu değişim korkusu hususunda herkes gibi olmak istedim.Emin’i kıstırıp tokatlama,komaya sokup evliliğine mani olma düşüncesi yerini kendimle hesaplaşmama bıraktı.

Hesap kitap işlerini yapsa yapsa muhasebeci olan amcam yapar düşüncesiyle telefona sarıldım.Dedim ‘Amca!’,dedi ‘He?’.Dedim ‘Nasılsın iyi misin,bunlara ek olarak da müsait misin?’,dedi yine ‘He’.Dedim ‘Ben bir yıl sonu hesabı çıkaracağım,ocağına düştüm yardım et’,dedi ‘Ne yılsonu hesabı?’.Dedim ’26 yılın sonunun hesabı’,dedi ’10 dakikaya sizin eve gelirim bekle sen.’.İki saat sonra kapı çalındı,gelen amcamdı.Amcam Ankara’dan gelmesine rağmen evde bir bayram havası esmedi,bu bayram havası esmeyince de annemle babam beni bir köşeye çekerek beni çok sevmediklerini,bana duydukları sevginin sadece evlat olmamdan ötürü olduğunu,atılmaz satılmaz bir meta olduğum için hayrına bana sevgi gösterileri yaptıklarını beyan ettiler.Evde bayram havası estiremeyen amcama ve bahtıma küfrettim ben de,ama annemle babama etmedim,zira biliyordum ki anneye ve babaya ‘Of’ dahi denmezdi.

Efenim,amcamla benim çalışma masama geçtik.Ben bilgisayarı kaldırma fırsatı bulamadan amcam oturdu üç tur maça kızı ve yaklaşık otuz tur mayın tarlası oynadı.Oyun izlemekten sıkılınca amcama buraya geliş amacı doğrultusunda hareket etmesini rica ettim,sağolsun kırmadı.Bilgisayarı kapatmadan önce her yeğenini düşünen amca gibi o da internet geçmişimi kontrol edip porno siteye girip girmediğime baktı.2000li yıllarda seksüel ihtiyacını internet sayfalarından karşılayan ben artık dvd dönemine geçiş yapmış olduğumdan amcamdan aferin aldım.Geçmişimin hesabına geçmeden önce on dakika boyunca zararlı internet sitelerine ana avrat küfredip hıncımızı almaya çalıştık,benim hıncım tümüyle geçmiş olmasına rağmen amcam sinirini alamayıp beni dövdü,sonra sakinleşti ve hesaba geçti.

26 yıllık bir yaşam boyunca düştüğüm yanılgılar,takılıp kaldığım hususlar,sevaplarım günahlarım,aklınıza ne gelirse tek tek sekiz A4 kağıda işlendi amcam tarafından.Sonra hesap makinesini aldı eline ve işlediği sayılarla birkaç karışık hesap yaptı.Bu hesapların sonunda sekizinci A4’ün arkasını çevirdi kendinden emin bir şekilde ‘=’ işaretini koydu ve ‘Sıfır’ dedi.Hayatımda ikinci defa sıfır almakla birlikte bu sefer aldığım sıfırın ne anlama geldiği,neler olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.Korka korka nedir sıfır olan amca dedim, ‘Senin B rh - bir çocuğunun olma olasılığı sıfır oğlum’ dedi.Hesap sonucunda sadece bunun mu çıktığını sordum ve aslında benim daha karakteristik,daha kişisel,daha duygu bazlı sonuçlar beklediğimi dile getirdim.Amcamın yüzü asıldı,benim de yüzüm asıldı.Amcam esnedi,ben de esnedim.Amcam şöyle bir durdu,ben de şöyle bir durdum.Amcam konuşmaya başladı,ben dinlemeye başladım. ‘Oğlum senin istediğin şeyleri ben rakamlarla nasıl sana söyleyeyim.Git bana bir şekersiz kahve yap,kendine de yap bir tane.Bu senin istediklerini ancak oradan sana söyleyebilirim.Kahve falı yanılmaz!’ dedi.Hayal kırıklığım bir nebze olsun geçmişti,o sırada kapı çalındı ve kardeşim elinde bir belgeyle içeri girdi.Kardeşim deli raporu aldığını ve bundan sonra ona her günün bayram olduğunu söyledi.Bu sözleri ister istemez evde bir bayram havası estirdi.Annemle babam yanıma gelip benden özür dilediler ve beni çok sevdiklerini söylediler. ‘Bilmukabele’ diyerek mutfağa bir şekerli bir de şekersiz kahve yapmaya gittim.

DEVAM EDECEK…

15.08.2008

Herakleitos vs Gelecekteki Demirbey

Kusura bakma okuyucu kitlesi ama ilk defa başıma geliyordu böylesine bir olay.Daha birkaç sene öncesine kadar arabayla,içinde ‘lolipop’ geçen şarkıyı son ses dinleyerek turlar attığım kadim dostum evlenme kararı alabilecek kadar büyümüş,bense hala hayal üretip satıyordum etrafıma.Ben kakamı şimdi mi yoksa iyice sıkıştırdığında mı yapacağıma karar veremezken insanlar karı-koca olmaya karar veriyorlardı.Bu arada ,evet ben kaka yapıyorum arada.

Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisiyimiş.Ama ben sevmem ne değişimi ne de ta kendisini.Afederisiniz ama Allah o değişimin ta kendisinin belasını vermesin.

İnanın Emin’i kıskandığımdan değil,sadece bir şeylerin değişmeye başladığını görmekten korktuğum için bu evliliğe onay vermediğimi belirttim Emin’e.Sallamadı tabi,ehehh diye güldü.Şaka yaptığımı sandı.Ben şaka yapmadığımı kanıtlamak için gittim içinde yirmi kontör olan hatlardan satın aldım beş milyona(Evet YTL’ye alışamadım!)Gecenin körü ve sabah erken vakitlerde olmak üzere günde iki defa aradım Emin’i,sesimi değiştirip evlenmemesini,aksi takdirde ağzını burnunu kıracağımı;hele ki çocuk yaptığı takdirde çocuğunu çalıp,üstüne bir de sakat bırakıp dilendireceğimi söyledim.Bir hafta kadar sürdü bu kimliği belirlenemeyen tehdit telefonlarım.Bir haftanın sonunda Emin’i aradım,evlilik durumlarını sordum.Kararı kesindi.Bir ay sonrası için nikah günü bile aldıklarını belirtti.Bu telefon konuşmamın akşamında Emin’i evinin bulunduğu Dikmen semtinde,bir ağustos ayında,gölgede kırk derece hava şartlarında kafamda kar maskesiyle sıkıştırdım.Arkadan sinsice yaklaşıp ense köküne vurdum,bayılmadı.Dönüp beni bir güzel dövdü.‘Arkam geniş oğlum benim,yapmayacaktın bunu bana.Evlilik ısrarın sürerse çükünü keseceğim!’ diye bağırmadım,zira sesimi tanıyıp tokat ve yumruk şiddetini iki katına çıkarabilirdi.Elimle ‘Bir saniye birader’ işareti yapıp,yine el hareketleriyle kağıt kalem sordum,cebinden bir peçete ve kalem çıkardı bana uzattı.Ben de yukarıda bağırmak istediğim cümleyle ek olarak :’( şeklinde ağlayan smiley koydum.Bu kesmedi beni ‘Grup Laçin-Bekar Gezelim’ yazdım,bunun sonuna da ;) şeklindeki göz kırpan smileyden ekleştridim.Okurken kaşlarının durumu ve yumruklarını sıkmaya başlamasından sinirinin katlandığını sezdim.O,notun sonuna gelene dek hızla terk ettim pusu alanımı.

Yalan söylemiştim,arkam geniş falan değildi.Ama arkamda kimse yoksa babam var lan düşüncesiyle babama Emin’i dövme düşüncemi açtım ve yardımcı olması için talepte bulundum.Napıcak,reddetti tabi. “Anneme küfretti baba,toprağa koyalım o iti,yanına kar kalmasın bu kötü sözleri” dedim,o beklediğim “Ne?Anana mı küfretti,gel kalkıp kurşun saydıralım şerefsiz Kayseriliye!” sözlerini duymadım babamdan,duyamadım.Adeta bir ilkokul öğretmeni gibi “Kötü söz sahibinindir,sen bir daha görüşme o terbiyesiz çocukla.” dedi.Kös kös döndüm arkamı, “Ben odama gidiyorum,oyun oynayacağım.Zaten kimse beni anlamıyor.” dedim.Odamda açtım Tokio Hotel’i,kapıldım emo rüzgarına.Az biraz sinirim geçti.Oyun da oynamadım,msn i açıp iletime, ‘Dünya çok boktan’ vs bişeyler yazdım,dikkat çekmedi.Yetmedi bir de Emre Aydın’dan şarkı sözü koydum,yine kimse ilgilenmedi.Son olarak da birkaç kişiye telefondan ‘Kendinize iyi bakın,ben sizi çok yukarılardan seyrediyor olacağım’ şeklinde tırışka bir intihar mesajı yolladım.Bir Allahın kulu da mesajıma yapma etme diye cevap yazmadı.Hayata küstüm ben de.Aslında tam küsmedim ama soran olursa küstüm işte…


DEVAM EDECEK...



PS: Kendi kitlemin beni tanımıyor oluşu ne de garip.Efenim çevremden yazıya verilen tepkiler sonucunda artık dayanamıyor ve açıklama yapma gereği duyuyorum en sonunda .Efenim bildiğiniz üzre yazılarımda genellikle birinci tekil şahsı kullanıyorum ve hatta adını da demirbey koyuyorum o birinci tekilin,gelin görün ki bazı çevreler benim birebir bu adam olduğumu sanıyorlar.Yanılmıyorlar bir yere kadar.Tamam o adam benim lakin tümüyle değil,tüm karakteriyle tüm yaşadıklarıyla değil.Hangileri gerçek hangileri değil vermek hoş olmaz.Ama bu yazının ardından benim gizli gizli tokio hotel ve emre aydın dinlediğimi öne süren beynamaz kimseler bu notu yazmama sebep oldular.beni anlamayan o kitle gibi siz de beni tokio hotel yahut emre aydın fanı sanmayın darılırım. saygılar Demirbey the DetailheaD

6.08.2008

Senaryoya gitti gelecek...

Son zamanlarda yazamadığımın farkındayım,bunda geçirdiğim sağlık sorunları,yaz okuluna devam ediyor oluşum başta olmak üzere birçok şey sebep oldu.Bundan sonra bir süre daha maalesef yazmam sözkonusu değil,zira gözümü kırpmadan hayatımın en büyük işi diyebileceğim uzun metraj bir film için senaryo yazım aşamasına girmiş bulunmaktayım.Umarım film biter ve tahmin ettiğim kadar etkileyici olur,işte o zaman sadece blog umu okuyanlara özel bir toplu gösterim ayarlarım.
Anlayışınız ve takibiniz için teşekkürlerimi sunarım...

Demir Bey

26.06.2008

O'nu Görünce...

“Rüyamda uçsuz bucaksız bir buğday tarlasında çırılçıplak yürüyorum.Buğdaylar orama burama değiyor.Bu buğdaylar ilerde ekmek olacak,nimet olacak;sikimi taşşağımı değdirmeyeyim diyorum.Baraj kuran oyuncu misali aleti elimde tutarak yürüyorum amaçsızca.Yoluma birdenbire ‘O’ çıkıyor.Bu halde burada ne yaptığımı soruyor.Cevabım yok.Başımı öne eğiyorum.Tam bir yalan bulup ona bu engin tarlada ne yaptığımı anlatmak için kafamı kaldırdığım anda buğday tarlası yerine İnönü Stadı’nda dikildiğimi fark ediyorum.O ise çok seksi bir hakem üniforması giymiş.Yüzü bana dönük olan O’nun arkasında kalan futbolcular ‘Allahıma tanga giymiş hafız,bak hele bak!’-‘Tabi oğlum tanga olmasa bu iki lob ayrı ayrı lıbırdar mı hiç canııım?’şeklinde birbirlerine onun götünü ve tangasını övüyorlar.

‘Götüne bakıyorlar’ diyorum.’Ne dedin sen,göt mü dedin?’ diyor ve eli cebine gidiyor.Durumu düzeltmeye çalışıp ‘Arkana bakıyorlar’ diyorum ama umursamıyor ve cebinden beyaz bir tavşan çıkarıyor.Seksi hakem kıyafeti yerini Mandrake kostümüne bırakıyor. ‘Bir illüzyon gösterisinin üç aşaması vardır:Giriş,gelişme ve prestij’ diyor.Benim ‘Ama filmde o öyle değildi filmde,başka bir şey söylüyordu Michael Kaine.’dememle birlikte sinirleniyor ve şapkasından kırmızı kart çıkarıyor.

Arkamdan bir ses ‘Are you big player?’ diyor bu oyundan atılışım sonrasında.Dönüyorum ve sesin sahibi Erdem i görüyorum.’Çıkar o formayı hak etmiyorsun pis herif!’ diyor ve tekrar soruyor ‘Are you big player?’.

‘Like a prayer vardı lan bir de.’ Diyorum,Erdem de onu dinliyormuş o sırada.Kulaklığının tekini çıkarıp bana veriyor.Madonna’yı övüyoruz bir süre.Erdem Madonna’nın götüne methiyeler düzüyor ‘Senin götünden bin kat daha güzel lan onun götü!’ diyor.Siktiri çekiyorum,’Benim götü nerde gördün de konuşuyorsun?’

Çırçıplak olduğumu hatırlatıyor .Unutmuşum ben.Yine edep yerimi örtüyorum ama bu sefer nimetle alakalı bir mevzu yok ortada tamamen utançtan.Erdem’den sırtındaki –her Beşiktaşlıda mutlaka bir tane olan- Rosenborg formasını ödünç istiyorum.Formayı hak etmediğimi söylüyor.’Lan ben Beşiktaş formasını hak etmiyorum,versene şu Rosenborg formanı’ diyorum.Bu sefer de o siktir çekiyor ve elini cebine atmaya kalkıyor.Sonra aniden duruyor, ‘Ellerim ıslak be hoju cebimden bir selpak veriversene’ şeklinde bir ricada bulunuyor.Bunun yıllar yılı süregelen bir lise şakası olduğunu hatırlıyorum,bilincim yerinde fakat nedenini bilmediğim bir şekilde elimi cebine daldırıyorum.

Erdem’in cebinden ‘O’ çıkıyor.Demin yanlışlık yaptığını belirtip kırmızı kartını geri aldığını söylüyor ve yeşil kart gösteriyor bana.Bu kartla maça geri dönme hakkı kazanmakla kalmayacağımı aynı zamanda Amerika’ya giriş biletimin bu kart olduğunu açıklıyor.

Oyuna dönüyorum İnönü Stadı’na.Çırılçıplağım hala ve ellerimle edep yerlerimi kapatıyorum yine.Yanımda Beşiktaş formalı birkaç insan da benimle aynı şekilde edep yerlerini avuçlamış halde dikiliyorlar. ‘Kardeş ne iş,hadi ben çıplağım da siz malınızı kimden sakınıyorsunuz?’ diyorum.Baraj kurmakta olduklarını söylüyor içlerinden birisi ve ekliyor ‘Gelmiş geçmiş en iyi duran top ustası vuracak.Mermi niteliğinde şutları vardır.’

Kim ulan Beşiktaşıma frikikten gol atacağını düşünen denyo diye bakışlarımı dokuz metre on beş santim uzağa çeviriyorum.Jose Mourinho yönetimindeki Inter’in değişmez sol beki İbrahim Üzülmez topun başında.Nedendir bilinmez Beşiktaştayken sallamadığım İbrahim Üzülmez sahada gözümde büyüyor.Korkuyorum.Tipinden korkuyorum.İbrahim Üzülmez topa doğru gelirken ben gözlerimi kapatıyorum.Tırsaki bir ‘GOOOLL’ sesi çıkıyor,hemen açıyorum gözlerimi.

Yine o buğday tarlasındayım.Yine çırılçıplağım.Biri omzuma dürt bazında dokunuyor.Kafamı çeviriyorum İbrahim Üzülmez’i görüyorum bu sefer.Ve maalesef o da çırılçıplak. ‘Dünyanın en iyi sol beki oldum ben’ diyor. ‘Aferin’ diyorum ‘Peki are you big player?’ . ‘Sure!’ diyor İbo kendinden emin bir şekilde. ‘İkinci defa aferin İbocum ama şu edep yerlerini ört allasen.Buğdaylara değiyor,ilerde çoluk çocuk ekmek diye yiyecek bunları.’ şeklinde sitem ediyorum. ‘Ama onlar da çıplak !’ diyor İbrahim. ‘Onlar’dan kastının ne olduğunu soruyorum.O’nu,Erdem’i ve Michael Kaine’i gösteriyor.Onlar da bizim gibi çıplaklar.

Michael Kaine O’nun omzuna işaret parmağıyla saydıra saydıra bir şeyler söylüyor.Azarladğını anlıyorum uzaktan,koşa koşa yanına varıyorum yaşlı Michael’ın.Dizimle vura vura mosmor ediyorum tüm vücudunu. İbrahim’le Erdem korkarak bizi izliyorlar,onlara dönüp ‘ O’na laf söyleyeni böyle yaparım ona göre akıllı olun lan!’ diye çemkiriyorum.Korkuyorlar.O’na dönüp edep yerlerini aynı bizim gibi örtmesini söylüyorum ve o anda fark ediyorum ki hepimizin edep yerleri ortadan gitmiş,yerini dirsek derisine benzer bir deriye bırakmış.Seviniyorum bu duruma.O,ben,Erdem ve İbrahim Üzülmez el ele tutuşup dirsekvari derimizi buğdaylar arasında gezdiriyoruz.

Mutlu gibiyiz.

Değil gibiyiz…

24.06.2008

Ruh Diyeti

Her zamanki gibi öpmedi bu sefer.Elimi sıktı.utandım.İlk defa tanıştığım kızları bile öpen ben,dün seviştiğim kızla tokalaşıyordum.
"Baban nasıl?" dedim,şaşırdı.Ne alakası olduğunu sordu.Bayramlaşmaya gelen kapıcı çocukları gibi olduğunu belirttim ve daha dün aşk dolu saatler geçirdiğimizi hatırlattım.Mır mır birşeyler söyledi,duyup da anlayamadım.İplemedim.

Bir yerde oturmamızı istedi ve benle çok kısa bir görüşme yapıp gideceğini belirtti."ABA Piknik'e gidelim o zaman,tüm ekmeğe tavuk döner yaptırayım,acıktım zaar" dedim.Birşey söylemeyince bunun bir kabul ediş göstergesi olduğunu varsayıp rotamı ABA Piknik'e çevirdim.

Kasadan döner fişimi aldıktan sonra ben döner sırasına girerken o,bir masa bulup oturdu.Döner ustası soğan isteyip istemediğimi sordu.Uzaklarda oturan Aliye'ye el ettim,gördü,bana döndü.Jest ve mimiklerimle bugün öpüşüp öpüşmeyeceğimizi sordum.Kafasını çevirip ve yine sustu.Ben de bu suskunluğu 'Evet'e yordum."Soğan yok usta!Bugün öpüşçem kısmfetse" dedim.

Ben dönerimi yerken o sürekli dudaklarıma bakızlıyordu.Canı çekti heralde diye düşünüp ekmeğimi uzattım."Al bi diş" dedim ama "Tokum" dedi."Maedem toksun ne diye gözün dudaklarımda güzelim.Acele etme hınzır seni,ekmeğim bitsin öpüşçez" dedim.Bıyıklarımdan ayran damladığını söyleyerek gözünün dudaklarıma takılma nedenini açıkladı.Ekekeke şeklinde gülüp bıyıklarımı yaladım.Dişlerimin arasına bıyıklarımı alabildiğimi,yani bıyıklarımın ne kadar ulvi ve uzun olduğunu gösteren küçük bir şov sundum.Gülmedi,şaşırmadı.

"Ben konuya giriyorum" dedi."Yaşattığın güzellikler için teşekkür etmek için çağırdım seni ama artık bu ilişkiyi bitirmek istiyorum dedi.Sevgili okur,insan ruhunun 21 gram olduğunu öğrenmiştim bir belgeselde ve Aliye cümlesini bitirdiği anda o hafifçenek ruh nasıl ağırlaştı,nasıl daraldı sıkıldı tarif tasvir edemem size."E madem dün gece niye yiyiştik biz?" diye sorumsalca sordum."Ruhumu hafifletmek için yaptım bunu Faruk" dedi.Anlamadım dedim."İşte anla..." dedi."Yok ben tepsiye düşen döner tanelerinin tespiti ve yiyimi üzerine yoğunlaşmıştım duymadım seni" dedim.Cümlesini özenle tekrar etti.Sinirlenmiştim.

"Benden ayrılırsan bileklerimi keserim" dedim,tınmadı.
"Benden ayrılırsan bileklerini keserim dedim,korktu.Ağlamaya başladı.

Ağlarken bir yandan da mıyır mıyır konuşan Aliye'yi dinlememek için başkalarının tepsilerine düşen döner parçalarına da odaklandım bir süre.O da yamrı yumru,hayatın anlamını bulmuş kız modeliyle konuşup siktirdi gitti.Kendime ikinci bir tüm ekmeğe tavuk döner söyledim,hem de bu sefer soğanlı.Yemeğimi yerken Aliye'nin arkasından bir kaç şey söylemeye kalkıştım ama ağızda nimet varken küfretmenin günahı büyük düşüncesi beni bu eylemden vazgeçirdi,lokmamın bitmesini bekledim.

"Sokayım ruhuna!21 gramcık ruh ağır gelmiş hafifletmek için bi kilo küskük yiyo kevaşe"dedim,bıyıklarımı yaladım.Ayran vardı.


(Evet hayvan adam isim değiştirerek 20küsüelü yaşlarından bir hikayeyle belki de geri döndü kim bilir?Çok gezen mi çok okuyan mı bilir hı?)

18.06.2008

Ken & Ryu Sorunsalı (yarın salı)


Gong çaldı ve dövüş başladı.İki rakip hırsla birbirleri üzerine yaklaşmaya başladı.Ryu ‘aduket’ kombosunu yapmaya çalışıyordu fakat bir türlü yapamıyordu.Bu arayışlar onun uzun bir süre maymun gibi yamru yumru hareket etmesine sebep oluyordu.Ken , Ryu’nun bu boşluk anını güzel kullanarak kendine has vuruş stili olan aparkat(ki buna aparküt diyenler de var.Hatta aparküt daha bir hoş gibi…) ile Ryu’nun ağzını dağıtmaya yeltenmişti ki ilahi bir kuvvetten dolayı mı yoksa fiziki sebeplerden ötürü mü bilinmez kaskatı kesildi.Aşağıdan çıkardığı yumruğu ,Ryu’nun çenesine santimler kala zınk bazında zonkladı ve durdu.Ken’in kalbine bir sızı hakim olmuştu bu aparküt esnasında.Ryu’ya vurmak bir yana laf bile atmazdı o harlı kavga içinde.

Bunun üzerine Ken,doksan saniyelik ilk round boyunca zıplaya zıplaya,bir ileri bir geri kaçıp durdu.Bir yumruk atmak ona nasip olmadıysa rakibine hiç olmamalıydı.Zira izleyenler içinde Ken’in inceden hoşlandığı Chun Lee de bulunuyordu.

İlk round gong sesiyle sona erdiğinde her iki taraf da en ufak bir vuruşa vakıf olamamış,İngilizlerin deyimiyle “it’s a bore draw’ durumu yaşanmıştı.Ryu köşesine çekilirken Ken’e doğru “Seni yakalamıyim oğlum,bi yakalarsam öz validenle cima eyleyeceğim!” anlamlı el-kol hareketleri,ağız oynatımlarında bulundu.Ken ise kendine ne olduğunu anlamaya çalışarak ekranın sol tarafındaki köşeye doğru zıplaya zıplaya çekildi.90 saniye boyunca sürekli zıplamaya alıştığı için değildi bu zıplayışla köşeye çekiliş.Çıplak ayaklı Ken’in ayaklarının altı öğle vakti yapılan bu müsabakada sıcağı yiyen asfalttan mütevellit su toplamak üzereydi,bu nedenle zıplamaktaydı Sarı.

Karşılaşmadaki üçüncü gong sesi,dövüşün 2. round unu başlattı.Ama bu round un da diğerinden farkı yoktu.90 saniye yine zıplaya zıplaya kaçışlara,kovalamacalara ve yakalayamamacalara sahne oldu.Son gong sesi dövüşün berabere sona erdiğini ifade ediyordu.Bu son gong sesiyle birlikte Ryu çılgına kesti.Yarı gerçek yarı drav birkaç üstüne doğru atılma girişiminde bulundu.Çıkan kavgayı ayırmak uzun kol ve bacaklara sahip Dhalsim'e düştü.Dhalsim biri sinirli biri şaşkın iki rakibi uzuuun kollarıyla birbirlerinden yüzer metre uzağa sürdü.

Ryu’yu vatandaşı Honda adlı insan azmanı arkadaşı sakinleştirdi.Ken ise sessizce soyunma odasının yolunu tutmuşken yanına hemşerisi Guile geldi ve “What’s your problem asshole?” yani ‘Kardeş!Neden dövüşmedin yahu?Bir derdin varsa bak biz hemşeriyiz de hele bana!’ dedi.Ken ise “I guess I have a different bound with Ryu.Ayrıca Türkçe konuşalım lan böyle zor oluyor!” dedi.Guile da “Oldu lan” diyerek Türkçe konuştu.

Devam edecek…