27.02.2011

Ağlayarak Açıldım

Bazen hüzünlenirim ağlarım.
Hele ayna karşısında ağlayabilirsem tadından yenmez bu bebek
Adeta bir tiyatrocu gibi
Misal Zuhal Olcay, Yıldız Kenter mesela,
Bir de inceden makyajımı siliyor olsam o anda
Uff bebek
Bulutlara çıkardım


Fazla ağlamam ama.
Bilirsin ağlayan erkek hakkındaki düşüncemi:
Ağlak, duygusal adam homoseksüelliğe yatkındır derim.
Homofobik diye yaftalama kaytan bıyıklını.
Ya da yaftala istersen,
Kaç yaşına gelmişsin ben ne hakla karışırım yapacağın işe.

C'mon c'mon c'mon! I wanna count the hands!

Neden ağlıyorsun diye sormadın,
Seni gidi işveli, bencil, pedofilisever kadın.

Babamı anlattım mı hiç sana.
Gözlerin parlamasın hemen dudu dillim babamla aranızı yapmaya niyetim yok
Hem babamda pedofili de yok.
Bana ağlamamayı babam öğretti
Her şımarıkça ağlayışımda derdi ki bana:
GEL AĞZINA VURAYIM DA AĞLAMAYA SEBEBİN OLSUN!!!
Söyle çıtır kızım, söyle orantısız göğüslüm,
Nasıl ağlayayım hönküre hönküre şimdi?

C'mon c'mon c'mon! I wanna count the hands!

Neden ağlıyorsun diye sormadın,
Seni gidi işveli, bencil, pedofilisever kadın.


(Herşey örovizyonda birincilik için. Bir kere de benim kapımı çalın namussuzlar. Araya "İngilizce de bilir bizim memleket" mealinde ingilizce ünlemler de yerleştirip muhteşem bi anadolu rok şarkısı yapmıştım halbüse. Kısmet değilmiş, e napayım ben de: önce Ayna'ya veya Murat Göğebakan'a veririm parçamı, sonra da ısrar eder Fantezi Müziğin Prensi BAHA'ya cover'lattırırım şaheserimi.
Uff berberde traş olurken kendi yaptığım şarkının Kral'da çıkacak olması, benim onu berbere övecek olmam... Bunlar minik mutluluk kaynaklarım lan!)

7.02.2011

Ben Sensiz Oscar'a Düşmanım Sanal Bebeğim

Dün dost meclisinde lafı geçende, aklıma düştü tek kısa filmim. Açtım izledim yeniden, hissiyattan hissiyata sürüklendim. Film bittiğinde her abartıyı seven Türk sinema izleyicisi gibi kalkıp aval aval ekranı alkışladım tiyatrocu alkışlar misali. Arada yabancı 'Aferin'i olan 'Bravo' şeklinde haykırışlar da ekledim, süper gibi oldu.

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Telefon çaldı gecenin kör vakti. Aha biri benden hoşlandı, kesin bi kız arıyor, davudi sesimi kulaklarına doyasıya çektikten sonra ses vermeden kapayacak diye sevim sevim sevindim. Gelin görün ki telefonun diğer ucundaki ses kahvehane amcası hırıltısıyla konuşuyordu. Hırıltıdan 'Alo' bile diyememiş 'heallo' gibi bişeyler zırvalamıştı. Dedim 'Buyur dayım' . Amca Türk değilmiş meğer, bildiğimiz hello diyormuş hellokitty. Beni uykumdan ettiği için bir sinirle, yaşını başını unutup ben buna İngiliz aksanını vere vere bir azar kaydım mı? "Vay bu vakitte aranır mı, vay ocağın sönsün, sevil de sevme ağlama ağlat ..." vs her türlü isyan ve azar kalıbını döktüm dayıyma. Sevil de sevme biraz nasihat ve olumlu bir temenni ama kaynadı o da arada. Bu dayım Akademi'nin genel sekreteriymiş, well mel diye cümlesine başladı, yeri geldi congratulations dedi, ara sıra da öksürükle karışık güldü, gülüştük.

Efenim bugüne bugün Kpds'den kemiksiz 75 almış adamım, denileni anlıyorum fakat konuşamıyorum.25 puanım buradan gitti sanırım. Yani demem o ki, ingilizcem de var hazır, anlaştık dayıyla, baştaki tartışmamızı bitirdik.


Adı Ernest'mış.
Zaten adı ağız doldurmayan, sesi hırıltılı olmayan insanları çaycı bile yapmıyolar bu Akademi'de yeğen falan dedi işte. Laf kalabalığı yapmayayım. Bu beni Amerika'ya çağırdı. Karılı kızlı ortamı varsa gelirim dedim, ek olarak altımızda araba olup olmayacağını sordum; Work n Travel'la haziranda orada olabileceğimi söyledim. Yok! Olmazmış! İlla martta orada olacakmışım. "Kedi miyiz oğlum ne acelen var mart diye tutturuyosun?" dedim (Evet Ernest la bildiğiniz panpa olduk 5 dakikada,ilişkilerimiz kuvvetlensin diye kız alıp kız vericez birbirimize).

Birkaç dakika içinde işin aslını öğrendim. Bunlar benim yazıp yönettiğim Cümle Hırsızlığı filmine bayılmışlar. Benim filmime benzer 4 filme daha bayılmışlar. Bunların arasından seçim yapıp beş filmden birine ödül verceklermiş. 'Ne öldül peki? Ev mi araba mı? Kanuni motosiklet mi? Uğur derin dondurucu mu?Ne yani?' diye merakımı giderme maksatlı sordum. "Para var, altın heykel var, kadın ödül takdimcisini bedavaya öpebiliyosun, çıkışta yemek var, varoğlu var canımın içi" diyerek saydı da saydı. Daha önce Amerika'ya gitmemiş olduğum için içim bi havalandı, sonra "Ya ödül alamazsam lan? Kek gibi gel dediler gidiyorum, dökücem paraları da bisürü" düşüncesi sardı dört bir yanımı. Harcırahımı Akademi'nin ödemesi konusunda anlaştık.


'Tören mören dedin sen,var mı bi kılık kıyafet şartı Örnim? Şeyden ötürü soruyorum: Burada orduevinde düğün müğün olduğunda el emeği göz nuru bıyıklarımı kestiriyolar,bıyık kesilecekse gelmeyeyim hiç, Harry Potter ekibinin arasına oturtursunuz beni bıyıksız görseniz ' dedim. Örni küçük enişte misali çıkışlar içerisine girdi, 'Bi tek frak mıdır takım elbise midir emin değilim ondan giymen önemli. Hem senin saçına sakalına burada kim dokunuyor kardeşim, kim dokunabiliyor? Sen benim yeğenimsin, benim yeğenime kim dokunabilir Demooo!' diye sinirlenerek kılık kıyafet ve saç sakal normlarına çaıklık getirdi Örni dayım.

Örni'yle önce iki düşmandık sonra dayı yeğen olmuştuk ve ben bu telefon konuşmasının uzaması dahilinde Örni'nin bana çıkma teklif etmesinden korkuyordum. Ellerinden öptüğümü, bi isteği bi siparişi olucaksa aramasını ama orada,amerikada saat öğlen 12-1 civarlarında aramasını yoksa uykumu zikebileceğini söyledim ve telefonu kapadım.


BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Yürü Güneşe

Elimden tuttu. 'Hani ilkbaharda gidecektik, soğuk değil mi?' dedi. Yüzüne bakamadım. Çirkin, gudubet birşey olduğundan değil; utandığımdan, verecek cevap bulamadığımdan döndürmedim yüzümü ondan tarafa. 'Ben Beşiktaş'ı çok özledim lan!' dedim sadece odasındaki İbrahim Üzülmez posterine bakarak. Daha önce hangi maçlara gittiğimi sordu. Teker teker saydım.

O'nun için işten ayrılmıştım. Öyle fazla seviyordum ki O'nu sırf iki gram fazla göreyim diye bastım istifayı. Zaman derdi yok, gece-gündüz ayrımımız yok. Oturdum saydım gittiğim maçları, anlattım her bir detayını üşenmeden. Kimlerle gittim, neler yaptım, ne şarkılar söyledim, neler izledim...Herşeyi anlattım, saatlerce. Gözleri parıl parıl izledi durdu beni. 'Forma da alacak mısın bana?' dedi. 'Kimlere ne atkılar ne formalar sebil ettik, sen iste kulübü üzerine yapayım' dedim. O minicik dimağıyla 'Olmaz, Halkın Takımı Beşiktaş!' dedi. Güldüm. Fazla samimi gülmemişimdir ömrüm boyunca yeh yeh diye bi gülüşüm var zaten. Onun tek cümlelik tiradına samimi güldüm. Sessiz. O görmedi ama. Bedeni olmasa da göz kapakları uykuya yenik düşmüştü. Ben artık uyudu sanıp odasından çıkarken 'Demir!..' dedi '... cennette Beşiktaş olacak di mi? Guti, Feyyaz, Metin, Rıza falan hep olcak orda di mi?'

'Gittiğimizde kapıdan girmeden sorarız. Yoklarsa çıkarız' diye söz verdim.



Odasından çıktığımda ağlamaya başladım. Karla karışık yağmur misali, isyanla karışık hıçkıra hıçkıra ağladım. Uyanmasın diye balkona çıktım, 8 yıldır yol arkadaşımdı O. 8 yıl önce bırakmıştım sigarayı da. Sinirlerim bozuldu, dayanamadım yeniden başladım merete bir ay kadar önce. İnsanın tek dayanağı gidince tanıdık en yakın dayanak olarak sigarayı mı görüyordur nedir bilmem.

Bir hafta sonrası

İnsanız bi yerde, üzülüyoruz seviniyoruz, oluyor bunlar yani. Ben neden sevindiğimi hiç düşünmedim, irdelemedim. Ama neden ve neye üzüldüğümü düşündüm vaktiyle fazlaca. Haksızlığa dayanamadım hiçbir zaman. 8-0 lık maçı da gördü bu gözler, sineye çekti olan biteni; penaltı noktası kazmalı vs li maçı da gördü delirdi dellendi. Sınıfta kaldım kendi eşekliğimden, mahçup oldum; hakettiğim notları alamayıp da sınıfta kaldım bastım isyanı. Aşk meşk mevzuunda da haksızlığın yarası ayrı ama hiç anasım yok.

"İyi oynasınlar da sonra isterlerse kaybetsinler" diyemedim ilk defa. Ağlar, üzülür diye korktum.Ağlamazdı ama işte 'Ya ağlarsa?' . Oğlumla gittiğimiz son maçta iyi oynadık,çok iyi oynadık. Kazandık da. Son bir züğürt tesellisi işte, oğlum o hastalığın pençesinde, hayatının aşkını mücadelesini en iyi şekilde verirken izledi. Oğlum da mücadele etti o haksızlıkla, olmadı. Oğlum gitti! Şimdi ben haksızlık diyorum çünkü O küçüktü, 8 yaşındaydı. Bu işler sırayla olmuyor bir yandan onu biliyorum, bu ilk çocuk ölümü değil. E ama biri 80 yıl boş boş yaşayabiliyor, biri doğmadan da ölebiliyor nasıl bi adalet olgusu? Tövbe dedirttiriyorlar. Sıkıyorum dişlerimi,çatlıyor mineleri. Konuşamıyorum, birikti haksızlıklar. Koskoca bıyıklı halimle ağlamayayım diye tutuyorum çenemi , zira gözümden boşalıcak sinir ağzımı açtığım anda biliyorum.

Her zaman her yerde -- Seninle birlikte -- Ölüm gelsin isterse --
Gözlerde bir damla yaş -- Kalbimizdeki aşk -- Sensin BEŞİKTAŞ

diye tekrar ediyorum dua gibi.

9.01.2011

Senin Kedi Canını Sikerim

Neydi bu halim? Nereden baksan elimde kalıyordu yaşadıklarım. Tek karlı olduğum nokta istediğim zaman öpüp elleyebilmemdi. Çünkü o benim sevgilimdi. Çıkma teklifin kabul mü oldu? Seçimi kazanmak gibidir bu. Ertesi gün gider mazbatanı alırsın. İlişkinin mazbatası da göt meme elleme dudaktan öpebilme hakkıdır. O hakkı alırsın ilişkinin ikinci günü. Buraya kadar herşey ilişkinin ne über birşey olduğunu düşündürttü değil mi sizlere? Ama daha ilişkinin ikinci günündesiniz. Ayrıca uyarayım ellediğiniz popo meme hep aynı. Hiç aynı porno filmi tekrar tekrar izleyen erkek var mı aranızda? Ben de onu diyorum işte...

Kadın sesi girmemişti kulağımdan içeri nicedir. Anne sesi bacı sesi dışında kadın sesi işitmiyordum. Sese alışmam birkaç ayımı almıştı ve bu benim için bir sorun değildi. Ama zaman geçtikçe kadın mağazası gezmeler (edit: Ankamall bershka mağazasına gidin. Mağazanın tam kapısını gören korkuluğa dikkatlice bir bakın.erkeğin içinin burkulmuşluğu demire yansımış, güpgüşlü demir korkuluk yamulmuş gitmiş, sanat eseri sayılabilir o korkuluk) , romantik komedi izlemeler, her saçına başına-her aldığına 'dünyadaki en harikuleyt şey bu' tepkisi dışında tepki verememeler. Yine de ben bunların hepsini sineye çekebilecek suskunluktayım, bakmayın burda car car saydırdığıma. E fazla konuşkan olmayınca da pek sorununuz olmuyor. Sadece he abi lafını hı hı aşkısı canısı şeklinde cover lamanız ve buna bağlamanız yetmekte.

Gelin görün ki birgün karşı çıkmamamın imkansız olduğu bi teklifle dikildi karşıma. Ortak bir facebook hesabı açmamızı bu facebook profilinin adının da onun adı-benim adım ve ortak soyadımız olmasını istiyordu. Örnek vermek gerekirse "ceren-harun sevdacanlıları" , "engin-altan düzyatan" veya veya "bahar-cemil böyleorallıanallıseksyapıyoruzçünküçiftizbizveçiftleristediklerigibisevişmeözgürlüğündedirler" gibi bir adla hesap açacaktık, ortak arkadaşlar, her konuda ortak yorum ve daha aklıma gelmeyen binlerce 'ORTAK' şey. Böyle bi fantezisi olmasına saygı duyduğumu, ama işe dahil olmak istemediğimi belirttim nazikçe (Nazikçe tabi canım: bilen bilir, böyle tartışmalarda sesimi casey affleck tonunda kullanırım) . Ama bu arzusunu doyasıya yaşaması için kendisine fake hesaplarımdan birini verebileceğimi belirttim. Celallendi, bense casey affleck tonunun bile fazla olduğunu düşünüp sesimi sonuna kadar kıstım. Güzel, harikuleyt, kusursuz bir ilişkinin bu şekilde yürüyeceğini düşünmesine anlam veremiyordum. Şifremi vereyim dedim "yok" dedi. Hesabı toptan kapatayım dedim, ikna olmadı. İnatçıydı, hangi kadın değil ki...

Kendi hesabım, profilimden tiksindim tomurcuğumun aklındaki şeyden ötürü. Demin verdiğim hesap ismi örnekleri benim halihazırda bulunan facebook profilime uymaktaydı. Emre-Demir GÜÇDEMİR. "Bilen bilmeyen gay sanar lan beni, homofobik adamım ben. Doğunun batıya bakan yüzüyüm dediysem bu batının doğuya bakan yüzü olduğum gerçeğini de değiştirmez, tutucuyum ben!! emre de demir de erkek ismi. Sikerun!!!" .Okur, var ya o an gerçekten iki ismimden biri unisex olsaydı da kötünün iyisi ex yarın dediğine geleydim diye bi türkü yazdım, onu da paylaşırım bi ara sizlerle.

Ben de zaman zaman kişilik bölünmeleri yaşamışımdır (liseli gibi "psikolojik bi hastalığım var" cümlesiyle ekmek yeme peşinde değilim) , kişiliksiz davranışlarım da olmuştur her ne kadar yaşar usta olmak için çırpınsam da. Oluyor yani bunlar arada. Ama okur kısaca demek istediğim şu : Arada bir benim de, kişiliğimle ilgili sorunlarım oluyor ama asla sevgilimle birleşip ortak facebook hesabına girecek kadar değil. Belki okurlar arasında da vardır böyle hesabı olan, ama burası benim blog um ve buradaki sınırlarım işkembemle sınırlı. İşkembeme dayanarak aforizmayı veriyorum: Acıyorum lan kişiliğini kaybetmiş olan bu tür insanlara.

Eğer bu durumu iki taraf da isteyerek yaşıyorsa akıllarına tüküreyim. Ama yok, birinden biri istemeyerek bu işe dahil olmuş ve dahil kalmışsa onlara sesleniyorum: Eğer kızsan, ben kızların neden bir erkeğe ihtiyaç duyduklarını pek bilmem memeniz götünüz taş gibi yani ne gerek var bize,benim memem götüm falan olsa ben yeterdim kendi kendime ne gerek sakallı kıllı adamlara? Yine de gelin ne istiyorsanız ben halledicem. Ha eğer erkeksen , canım kardeşim iki meme göt için çektiğin ağız kokusuna değmez. İlişkiye harcayacağın parayla her ay 2 gece şehrazat'ın kralına koyabilirsin, cidden lan!

(Edit : 2. Foto yazıyla alakasız ama onca am göt meme dedik inciye selam olsun)

2.01.2011

Susamuru

          Youtube açıp birbirmize komik videolar izletiriz günün birinde belki.Videoların nasıl çekildiğini,çeken insanların nasıl ruh halleriyle o işlere bulaştıklarını düşünürken bir sohbete başlarız belki. Gay Naim'in arkadaşı murat'ın taklidini yaparım hem sana. Bir sen video açarsın bir ben açarım ve biz videoları tüm hayranlığımızla izlerken sen bana birşeyler katarsın,ben de sana birşeyler katarım. "Bak şunun en komik yeri burası,bak bak bir daha izle." "Boşluğa 'İstanbul'un Gerçek Fatihi'                                                               yazsana!"------------------------------------------------------------------------------------------- Elini tutup bütün gün inşaat izleyebilirim belki.Kullanılan demir ve çimento miktarları ve bunların tutarları üzerine başlayan sohbetimiz bizi müzik,edebiyat,sinema ,bilim,tarih vb konularda bilgi alışverişine sürükler. Vinçler inip kalkar ve biz onları tüm hayranlığımızla izlerken sen bana birşeyler katarsın,ben de sana birşeyler katarım. "Kaç günde biter ki bu inşaat?" "Acaba kaç kişi ekmek yiyor lan buradan?"------------------------------------------------------------------------------------------- Omzuma başını yaslarsın,bir kaza sonrasını izleriz belki günün birinde."Kaza nasıl olmuş?"diye fikir yürütürüz belki.Kurtarılan yaralı olursa alkışlarız.Bunların arasında da yine sohbet ederiz. Araba enkazını çekici kaldırır ve biz bunu tüm hayranlığımızla izlerken sen bana birşeyler katarsın,ben de sana birşeyler katarım. "Frene geç basmış,erken bassaymış kaza olmazmış zati." "Kaç paralık hasar çıkar acaba?"  

-----------------------------------------------------------------------------

Bazen birbirimize bilgi babında birşeyler katmasak da olur. Mesela ben yıllardır kendi dirseğimi elimi ayağımı izledim durdum, bırak izin ver biraz da seninkini izleyeyim. Her bir kırışıklığını kafama yazmam için bir ömür ver. Sigara içerken camdan tükürürüm : Bir çok büyük kitle tükürüğü,bir de çok küçük kitle tükürüğü ilk hız vermeden salarım balkonumuzdan aşağıya. Kafadan tükürüklerimin ağırlığını hesaplarız. apartman yüksekliği, yer çekimi ivmesi, serbest düşme derken çok basit biliyorsun . Fizik 1 güzel dersti değil mi? 

Yıllarca sussam bıkma!Yıllarca susasım var...


31.12.2010

2011-2011-2011-2011-2011-2011


Kaybolan zaman içerisinde 2011 olmuş lan!!!

Yalçın Çakır yapar da ben yapamaz mıyım?

edit: yeni eski ayırt etmeyin lan yılları,güceniyorum!

23.12.2010

Şuğan = Seni Sevemediğim Zaman Dilimi

Sevgili 'Çocuklarımın Annesi' , Biricik Eşim,

Merhaba (Burada burnumla oynadım, bilirsin (yani bilmezsin aslında beni daha tanımıyorsun belki de) çekingenken böyle bi tikim var, vakti zamanında M.Ali Erbil’in programlarına çıkar mıyım diye çok heyecanlanmıştım bu tik ortaya çıkınca, olmadı. Kısfmet. Aç parantez kapa parantez arası bu kadar uzun olmaz kapıyorum şimdi, sen ara! )

                Nasıl bir beni hayal ediyorsun merak ediyorum şuğanda. Şuğan çok güzel bi yer; yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kombili geçiyor. Şuğandan adam çıkmaz diye bi laf varmış; bakıyorum, günden güne tanıyorum insanları ve diyebilirim ki: Külliyen yalan. Şuğanlıların hepsini facebook ta kardeş listeme ekleyesim geldi, liseliye döndüm anında. Yeminim olsun bir Şuğan'lı foto paylaşsa herhangi bir sanal platformda hemen ilk yorumcusu ben olurum, içten içe ona yanık olan aşığından bile hızlı davranır  yaparım  ilk  comment'i    " ♥ ♥ ♥ ♥ çk gzell çIkmşŞın cnımmmm    ♥♥♥♥"  diye. Neyse yeter bu kadar övgü.

             Cidden nasıl bir eş hayal ediyorsun? Belki şu anda öpüştüğün adamla evlilik hayali kuruyorsundur. Ama bana düşeceksin bilmiyorsun, okursun bu yazıyı 30 lu-40 lı yaşlarımızın sonunda bir gün kahvemizi içerken, o adam aklına gelir. Garip bunlar, azıcık kıskanırım sen öyle boşluğa dalıp eski yiyişmelerini anımsayınca. Üzülürüm ama olsun, o an elin elimde nasılsa. 

               Nasıl güzel eller, nasıl güzel gözler istiyorsun. Nasıl bir boy pos değil mi? Benim bu notu kaleme aldığım günlerde ülkemizde Nejat İşler,Kenan İmirzalıoğlu ve Kıvanç Tatlıtuğ gideri en çok olan artistler. Kız kıza konuşmalarınızda belki de "Of şu kenan gibi bi sevgilim olsa da, uffşşh(tükürüğü çek) günde 10 posta kaysa bana" falan diye edepsizce konuşuyorsunuzdur. Kızmam, ben de aynı şeyleri ilk ve tek celebrity aşkım katy perry için dillendiriyorum kimi mecralarda nadiren. Katy'yi boşver şimdi, ben kısaca diyorum ki 'Ben bir Kenan, bir Kıvanç değilim. Trilyon tane ameliyat geçirsem de olamayacağım' , keşke buna hazırlıyor olsan kendini bugünlerde. Ama Kenan ya da Kıvanç ya da Nejat da ben olamazlar, ben de nev-i şahsıma münhasır güzellikteyim, manen de olsa güzel insan olma sevdasındayım, oluyor gibiyim. Zaten Kıvanç, Nejat, Kenan hepimiz ayrı kulvarlarda ayrı güzellikler taşıyoruz fakat hiçbirimiz bir Alex değiliz. 

           Görüşme imkanımız olsa 'Hiiiç gerilme, ben istiyorum ki insan gibi yalansız dolansız sevelim sevişelim, bitirelim birer ömrü beraber. Benim senden gram beklentim yok, tek isteğim gözlerinin gülmesine katkıda bulunabilmek. Mümkünse ömrüm yettiği kadar... ' derdim ve zamanı gelince görüşmek üzere ayrılırdım yanından. Suratımı da lojman kapısı buzlu camıyla mozaiklerdim, heyecanını kaybetmezdi ilişkimiz.


               Ben burada senle geçireceğim ömrü biraz azaltıyorum: Sigara içiyorum. İyi mi yapıyorum kötü mü bilmiyorum, seninle tanışınca öğrenebileceğim bunun cevabını ancak. Umarım pişman olurum birazdan içeceğim sigara ve seni bulana dek içilecek olan binlerce sigara için.


               Sahi cidden nasıl bir benin hayaliyle yanıp tutuşuyorsun kimbilir? Beklentilerin hep boşa çıkacak diye korkuyorum. Hep 'Boşa çıktı' dediler şimdiye dek, fazlasıyla doldurmama rağmen. Kırıldım, sonra 'Haklıdırlar kesin' dedim, ne yapayım.. Ben bugün, 23 aralık 2010 tarihinde ve saat 21:42 iken bunları senin için kaleme alıyorum ve bilmeni isterim ki sana istemeyerek de olsa öyle ya da böyle yaşatacağım bütün hayal kırıklıklarını iki çift tatlı kelamım, tüm elimden gelenimle örtmek için sabırsızlanıyorum …

                Görüşmek üzere.. Demirbey’in