20.06.2012

Peace Onbeşli Onbeşli

Uyuyacaksam yatağıma yatar, ayak ucumda duran 37 ekran televizyonda Arka Sokaklar veya Akasya Durağı izleyerek aktif mallaya mallaya içimi geçirir, dalardım. Ailesiyle yaşayan biri olarak hep özenmiştim birası, sigarasıyla televizyon karşısında sızan, ancak bir sonraki sabaha uyanabilen insanlara.


Yıllar geçti, ailemin yanından ayrıldım. Şimdi o özendiğim uykuya dalışı gerçekleştirebiliyorum. Ama hala boş bir televizyon dizisine ihtiyaç duyuyorum göz kapaklarımın tümüyle ağırlaşabilmesi için. Pis Yedili karşısında uyuyakaldım o akşam da. Tek zenginlikleri eşşeğin sikiydi bir de aşkları diye mottosu olan bir dizi. Yani şimdi o küfür yazdığım yeri "Küfüre gülen bir milletiz, göt sik sok yazarsam ona da  gülünür" diye düşünerek yazmadım, orayı gerçekten bilmiyorum ama mottosu aşağı yukarı bu olan bir dizi de bana uyku vaad ediyor işte. Herkesin birbirine lakaplarıyla hitap ettiği, liseli canlandıran azman oyuncuların kol gezdiği, her liselinin aklının fikrinin aşk-meşk mevzuularında cirit attığı, zengini illet, fakiri harikuleyt gösteren bir diziymiş bu Pis Yedili. Daha nasılmış diye öğrenmek istedim, uyumamak için direndim, sübliminal mesajlar aradım falan ama bi 45 dakika içinde sızmışım.



Uyandığımda halıya hep bira dökülmüştü. Temizledim. Gündüz vakti ışıkların açık olması kadar kötü, iç bunaltıcı birşey olamaz. Işıkları kapadım. Ev, zaten iki gram olan mutluluğumu da emiyordu. Artık tümüyle uzaklaştığım arkadaşlarımı arayayım da hasret gidereyim diye elime telefonu aldım. Takımdan ayrı düz koşu yaparken, topluca hep birlik normal günlük idmanlarını gerçekleştiren adamları aramanın çirkin olacağını düşünüp, hiç huzur kaçırmaya gerek yok diyerek yeniden koltuğa uzandım.


Birey olmak çok mu şarttı? Birey olmakla bir gruba dahil olmak arasında çok ince bir çizgi var da ben mi tutturamıyorum diye düşündüm. Sakatlığım, ağrım olmamasına rağmen, takımımızın teknik direktörü de benden bunu istememesine rağmen ben kendi inisiyatifim doğrultusunda takımdan ayrı düz koşuda kararlıydım. İyi bok mu yiyordum, orasını bilmiyorum. Takımdaki arkadaşlarımı şakalaşırken, iki gruba bölünüp oyunlar oynarken gördüğümde fazlaca içim acıyordu ama takımdan ayrı takılmada da inat ediyordum.


Sonra dizinin de etkisiyle lise aşklarını düşündüm. 16'lık dimağların birbirleriyle 'Önce sen ölme ben öleyim, senin acına dayanamam virvir siksik' şeklinde tutulmayacak sözler vermeleri geldi aklıma. O hayatı zindan etmekten öte bi işe yaramayacak olan, neden atıldığını ve atanın neden tutulduğunu bilmediğim tripler... Reis geldi aklıma. Asenaları... Asena'ların sadece Reis'e ait oluşu. Hiyerarşi falan fişmekan. 16 yaşıma geri dönsem kafama sıkardım dedim dışımdan. Doğru ya kim okuyacak 2 sene daha lise, sonra 7 sene daha üniversite. Yüzlerce sınava gir çık işin yoksa. Amaaanfıs.


Pis Yedili ile fitili ateşlenen gereksiz düşünme faslı çok daha gereksiz düşüncelere sapmadan kapı çaldı. 1 koca gün tek bir insanla dahi konuşmamanın verdiği muhabbet aşkıyla koşa koşa gidip açtım. Gelen kapıcının karısıydı. Dilim öyle bir şişmişti ki kadıncağızı beş dakika esir aldım. 'Beyin naabıyo?' dan girdim, hayat pahalılığından çıktım. Kendi işimden gücümden girdim, İllüminati'den ve Mason tarikatlarından çıktım. Baktım doluyum 'Bırak merdiven yıkamayı gel kahve yapayım sana, konuşalım.' diye içeri davet ettim. Bol köpüklü şazili yaptım ikimize de. Ben anlattım o dinledi, ben anlattım o dinledi. Dinlemekten sıkıldığı anlarda gözü televizyonda oynamakta olan Akasya Durağı'na gidiyordu. Sordum, o da bu dizinin hayranıymış. 'Bi sana, bi bana bi İsmail'e oynatıyorlar koca diziyi şerefsizim' diye tespit yaptım. En son olarak da ciğerimi en çok dağlayan konuya geldim. "Arkadaşlarımı özledim la" dedim. İsim isim ben şimdi buradan verip de efendime söyleyeyim kimseyi şeyapmayayım ama tek tek saydım isim isim. Dedim 'Ben bu seneki fotoğraflarda yokum. Ben bu seneki komikli komiksiz anılarda yokum.' Kahvenin dibindeki telveye dil attım, yüzümü ekşittim. 'Ben takımdan ayrı düz koşulardayım canısı.'. O son benzetme cümlesini de kurdum ya ben koyverdim kendimi, mihihi mihihi diye bıraktım gözyaşlarımı, kadınceyizin dizine yattım.

Oturanlar: Ulvi, Rıza, Sergen, Walsh, Ali, Feyyaz
Ayaktakiler: Gökhan, Metin, Bako, Samet, Ziya


Omzumdan dürtmelerle uyandım. Kafamı kaldırdım, kadınceyizle göz göze geldim. 'Ben gideyim artık. Merdivenleri ıslak bıraktım' dedi. Kaç saattir uyuduğumu sordum. 40-45 dakika olduğunu söyledi.
'Akasya Durağı oynamaya görsün, kafamı koyduğum yerde tak uyurum aga.' dedim.

10.06.2012

Sebeb-i Ziyaretimiz

'Abi! Abi'm! Medeni olalım biraz. Neden konuşarak halletmiyoruz sorunlarımızı?' dedim. Kafama vurdu. 'Ama hep kafama vuruyorsun. Gizli mizli bir beyin kanaması geçireceğim şimdi bak. Vebali boynuna. Madem dövmelere doyamıyorsun ense köküme sertçe vur, sok beni komaya. Ben hissetmeyeyim sabahlara kadar döv beni o şekilde. Böyle çok aciyyeee' dedim. İzah işareti şeklinde duran elime tekme attı. Her dövüşsever gibi o da kendisine kalkan elin bi kere inmesini istiyordu. 'O eli indir.' dedi. Baktım böyle giderse gün ağarana dek, belki de mevsim dönene dek sopa yiyeceğim; ben de komalık hamleyi çağırmak için yarasını kaşımaya karar verdim: 'Döv lan beni. Ağzımı burnumu kır. Mosmor et etlerimi. Ama bil ki ablan (Dr. Alban'a selam olsun) ben komaya girende gönlü yoksa bile bana çevirir yüzünü ayçiçeğim gibi. Bilmez misin kızlar orantısız kuvvetle dayak yiyen adama karşı bir anda birşeyler hissetmeye başlarlar. Sahi döv la beni. Al kolumu kır hatta!' diyerek kendisine sol kolumu uzattım. Sağ lazım olabilirdi.Sonrasını hatırlamıyorum.

.................................................................................................................................

2 saat öncesi...


'Of ya kardeşim de gelmek istiyor.' dedi. 'Buyursun gelsin' dedi tüm grup. 'Ama kimseyi tanımıyor yahu. Ne yapacak gelip de. Sıkılacak, benim de canımı sıkacak.' dedi. Grup ısrar etti, kaynaşırız, aramıza alırız biz onu dedi, allem etti kullem etti kardeşin tarafında saf tuttu adeta. Safın en önünde de bayrağı ben sallıyordum. Sanki tohumuna para saymışım gibi neredeyse 'Ben gideyim kardeşin gelsin' diyecek raddede ısrar ediyordum. Kafenin ortasında serili olan pis halıya atlayıp; yerde isyanlı, burundan akan sümüklü ağlamalara girecek kadar çok direttim kardeşinin gelmesi için. Sağolsun beni kırmadı. Ya da komple grubun ısrarlarını kıramadı ama ben üzerime alındım.

Aradan yarım saat geçti geçmedi, kardeşi geldi. Demin telefonda ablasını tehdit eden bu yumurcak şimdi nasıl da utangaç haller içindeydi. Kimsenin yüzüne bakmadan tokalaştı. Benle de tokalaştı. O elini çekmeye çalışırken ben onu kendime doğru çekip başını göğsüme yasladım. Sonra ensesinden çekiştire çekiştire 'Aslan bu aslan' diye övdüm onu. Kesmedi 'Koç! Koç!' diye sırtına vurdum. Boşta bir sandalye bulup yanıma çektim ve kardeşinin yanıma oturmasını sağladım.

Ablası aylar sonra ilk defa ilgi alanımın dışına çıkmıştı. Şu anda sadece kardeş Kerem'e odaklıydım. Kerem'e masanın tee diğer ucundan hal hatır soranları kovalamaya çalışıyordum. Kerem benimdi. Kerem benim amacım değildi belki ama en güzelinden aracımdı.

Ablasına, yani hedefteki yarime, çocuklarımın müstakbel anasına yazma potansiyeli olan adamları gösterdim sırayla. Demin telefonda konuşurken ablasına gider üstüne gider yapan Kerem adeta sinirden nasibini almamış gibi davranıyordu. Kimi gösterip "Bu hoşlanıyor ablandan galiba" desem 'Hayırlısıysa olsun abi' diyordu. Sonra ver ediyordum kötüyü, ver ediyordum çekiştirmeyi. Bu iki üç kızla idare ediyor, bu sadece seks yapabileceği kız arıyor, bu para yiyor diye tek tek adam kötülüyordum. Altın günü kadrosuna alınsam ilk haftadan takımın yıldızı olurdum. Masada kötüleyecek adam kalmayınca kızlara yöneldim. Yare açıldığım zaman kızcağızın aklına girip 'Demirbey mi? Ya bırak, napıcaksın o Allah'ın bıyıklısını. O tipiyle nasıl sokacaksın onu gittiğin ortamlara. At suratlı. Anlaşamazsınız onunla. Balık burcuyla senin burç olmaz. vs' demesi muhtemel çençöneleri kötülemeye başladım bu sefer. Kaşarlıkları mı kalmadı, haroinmanlıkları mı kalmadı, bel soğuklukları mı kalmadı. Aklıma gelen ilk şeylerle kötülüyordum her birini. Baktım sonra masada kötülemediğim bi ablası bi Kerem bi kendim kalmıştı. Kerem benim genel olarak bir kötüleyici olduğumu düşünmesin; iyiye iyi, göte göt diyen bir yapımın olduğunu düşünsün diye biraz da Ewan McGregor'u iyiledim, biraz George Lucas'ı iyiledim. Roberto Hilbert ve Fabian Ernst'in birer Alman panzeri olduklarından ve aldıkları her kuruşun helal olduğundan bahsettim. Bu adamlar gelse kızımı istese düşünmeden veririm diye de övgülerimin altını doldurdum. Sonra da ablasının ve kendisinin ne kadar pırlanta insanlar olduğunu dile getirdim.
Roberto Adamsın Hilbert

Kerem'i esir alışımın birinci saati dolmak üzereydi. Bu bir saat içinde kötülemeler ve iyilemelerde bulunmuştum. Masadan Kerem'le iletişim kurma amaçlı laf atmalar geliyordu. Hepsini bir bir savuşturuyordum. Adeta counter strike'da counter timindeki zırhlı elemandım. Zırhımın içine Kerem'i de almış bırak kurşunu ufak bir harfin bile zırhımızdan içeri işlemesine izin vermiyordum.

Ben ikinci saatin ortalarına doğru içki limitimi aştığımı düşünüyorum. Öyle hatırlıyorum. İkinci saatle beraber başladığımız genel kültür konulu sohbetimizi artık asıl amacım olan ablasına getirmeye başlamıştım. Kadın erkek ilişkisi temalı kitap mı anlatıyor Kerem, hop soruyorum 'Ablanın konuştuğu biri var mı?'. Kadınların ilgi alanlarını mı anlatıyor Kerem, hop soruyorum 'Ablan nelerden hoşlanıyor mesela?'.  Tabi ben içip içip sapıttıkça ortada herhangi bir konu olmasına gerek duymadan ablasının evde benden bahsedip bahsetmediğine, ablasının yeni bir ilişkiye açık olup olmadığına, ablasının benle bir ilişkiye açık olup olmadığına dair sorular yöneltmeye başladım küçük enişteye. 'Evlencen mi ablamla sen?' dedi. Sorusuna soruyla karşılık verdim: 'İster miydin?'

Bilmem dercesine omuzlarını silkip dudağını büktü. 'Ben karışmam.' diye de ekledi. 'Nasıl karışmazsın kayınço? Ablan yerkürenin gelmiş geçmiş en tutkulu aşkını da yaşasa karışacaksın.' dedim 'Sen kayınbiradersin. Olmaz dediğin iş olmaz. Olamaz!' diye de ekledim. Alkolün etkisiyle beraber 'Hayatı çok bilen adam' olmuştum. 'Her konuda bi bildiği olan ve ders veren, nasihat veren adam' olmuştum. Ortamın maymunu olan adam olmaktansa bunlar tercihimdi tabi ama bunların da ilerleyen zamanda ortamın maymunluğunu getireceğini o dakikalarda henüz bilmiyordum.
Hem kaçır hem kendine aşık et. Oooh iyi iş valla..

'Sen içince de sapıtıyormuşsun lan!' dedi. 'Madem koskoca kayınçoyum, sen ablamı istediğinde işine taş koyardım.' dedi, güldü. Ben ortamdaki müziğin gürültüsünden ne dediğini tam anlayamadım. Onun güldüğünü görünce kayınçom bozulmasın diye ben de güldüm. Dizlerime falan vura vura güldüm. 'Alem adamsın Keremçooo!' diye de samimi hitap kullandım. 'Ben ciddiydim!' dedi. Bu sefer dediğini duymuştum. 'Nasıl ciddisin, neyi ciddisin?' diye sordum. Paragraf başındaki cümleleri kurdu bir kez daha. 'Ama nasıl olur? Ben özümde iyiyim. Az yakışıklıyım belki ama Kelime Oyunu'nda falan baya iyiyim. Katılmayı da düşünüyorum. Kültürlüyüm yani. Ablanı da baya seviyorum. Bakarım bir sürü ona. Niye öyle diyorsun?' diye soru yönelttim kayınço adayıma. 10 dakika öncesinde kayınçom olan adamın kayınço adayıma gerilemesine baya içerledim. Ama haklı ama haksız nedenlerini, gerekçelerini saydı. Ben bir kısmını yine duyamadım. O sinirle söylüyor diye ben de sinirle baktım. Saymaları bitince 'Kaçırırım o zaman hacı kusura bakma. Bu topraklar böyle sevda görmedi. Kaçırırım, ilişirim bacına sıkıyorsa vermeyin.' dedim. Avrupai bir aile olduklarından, bir ilişmeyle ablasının geleceğini bana bağlamayacaklarından, bir kadını tecavüzcüsüyle evlendirmenin yanlışlığından bahsetti. Çok hak verdim ama kaçırmada da ısrarlıydım. Tutunabileceğim tek dal da Stockholm Sendromu'ydu artık. Kafa güzelliğinin de tesiriyle 'Siktir git, elinden geleni de ardına koyma' dedim ama bu cümlemi de iki elle ittirmeyle destekleyince hoş olmayan dakikaları başlatmış oldum. Kerem sinirlendi. Çok sinirlendi. O elimi indirmemi istedi. Benden yaşça küçük adamın kavga başlatıcı cümlelerine kayıtsız kalamayınca itişmelere başladık. Sonrası malum. Kavga başladı. Ben 'Boş adam değilim' dercesine yerden süpürme hareketine girdim, savunma hareketleri falan yaptım. Bilirsiniz işte Street Fighter'da gördüğümüz defans hamleleri ve ufak tefek combo girişimlerim oldu. Ha işe yaradılar mı? Yazının sonunu biliyorsunuz. Hikayenin sonu? Bilmiyorum, bilmiyoruz...


Edit: Yazıya ait soundtrack de yazıdan daha durgun, mıymıy birşey olmasın istedim ve Black Keys'ten Howlin' for You'da karar kıldım.




2.06.2012

< 9 ya da > 9


Koş aynaya beybim. Seninkinin çok çok benzerini buldum.

Bazen hiçbir işin yolunda gitmediği hissiyatına kapılıyoruz. Kapılıyorum. Çok mu kötü birşey yaptım birine diyorum. Birkaç tane buluyorum. Hepsi aynı sebeple yapılmış şeyler. Harun Sinanoğlu'nun bir cümlede özetlediği sebepler silsilesi. Düşününce ah almalık işler olmadığına kanaat getiriyorum yaptıklarımın. Çok istediğim herhangi birşeyi elde edemeyeli uzun zaman oldu. Stresini tarif edemem.

Tam o sırada bir kız çocuğu geldi masaya. Bir lira istiyordu. Cebimdeki tüm bozuklukları iş yerinin karşısındaki çaycıda harcıyorum. Hani neredeyse bozuk paranın sadece çaycıya verilen bir meta olduğuna inanacağım, minibüsçüye yüz lira uzatacağım. Bozuk paraya marka muamelesi yapıyorum. Veremedim. Neden istediğini sordum. Nedenini bilmediği için, cevap vermek yerine sorusunu tekrarlıyordu : "Bir liran var mı?". 'Oku... dedim, '...isteme kimseden bir lira falan.' . Atkımı istedi, uğurlu atkımı. Cebimde taşıdığım 4 madde genel uğur kaynağım, o atkı maç zamanları için uğur kaynağımdı. Hep elimde olmayanları, yapamayacaklarımı istedi. İnsanlara dokunmayı pek sevmem. Saç, el, yüz, omuz. Pek temas kurmam. O kızın kirli olduğu çok belli olan saçlarını okşadım. Kendime çekip biraz göğsüme yasladım. Ayaklarını gördüm o sırada. Çıplaktı.

Ayakkabı takıntım vardır. Erkek ya da kız olsun, ayakkabısına ısınamadığım kişiyle samimi arkadaşlık kuramam. Bununla birlikte tüm takıntılarımı bıraktım o çay bahçesinde. 'Yarın burada mısın yine?' diye sordum. Memleketlerine döneceklermiş yarın. Üzüldüm. El sallayarak ayrılırken duyamayacağı şekilde teşekkür ettim arkasından. Takıntılarımdan kurtulmamı sağladığı için..

Herhangi birini, ayakkabılarına bakmadan da sevebileceğimi gördüm.


Edit: Soundtrack de bu bu seferlik

27.05.2012

Nazlı Yare Dil Uzatmalar

Nazlı yare 140 karakter içinde son dönemlerdeki dil uzatışlarım son buldu. Tüm o dil uzatmaları da bir blog postu altında toplamaya karar vermiştim. Teori oydu, pratik bu. Birbiriyle örtüşüyor. İlk defa blog'umda bir yazıyı gözyaşları eşliğinde bitireceksiniz. O derece duygusal. "Yeh yeh çok komik abi yea" diye tepki veren oluyor, onlar aşktan, sevdadan ne anlar. Buyrun efenim yazılanlara geçin.. 


  • Minimalizme saygı duyarken ukuleleden nefret etmemi yadırgama, kızma bana can suyum, kan portakalım.
  • Babamdan gizli arabayı sattım senin de beni sevebilme ihtimaline bastım türkü bakışlım. Kazanırsam bi takım elbise alırım sana sözüm söz.
  • Gül dökme koşu yollarıma, asist yap insafsız yar.
  • Nazlı yari planking yaparken görende acımam, acıyamam ıslak Sabo terlikle sırtını çok pis döverim..
  • Bazen sana yazılar yazmama yardımı olsun diye içmeye başlıyorum. Sonra fazla kaçırıp kendimi Obama'ya şarkı yazarken buluyorum ahşap kokulum
  • Sırf güneşe dönmesiyle meşhur bitkiye ayçiçeği diye isim koyuyoruz ya maralım, bunadır isyanım, hor görme gönlü çillim.
  • Facebook'undan 'Je Veux' şarkısını paylaşan, sevgili nazlı yarim koskoca Natalie Portman bile olsa  anda noktalarım ilişkiyi. Kork benden yar
  • Ben güzele 'güzel' demem, ağzım doluysa. Çok kaba bi hareket sonuçta, yediğin şey püskürebilir vs. Yani üzerine alınma çiçek yar
  • Elinden alışveriş listesi çıksa. Sayfalarca... Okuyasım geliyor işte. Sen yaz hep.
  • İnan sana değil asabiyetim; tatlı çatalıyla pilava abananda sinir küpü oldum çiçeğim, 4-5 pirinç giriyor ağzıma her çatalda.  
  • Ayva tüyüne istenmeyen tüy muamelesi yaptığını gördükçe isilik çıkarıyorum nazlı yar!! Ayva tüy istenmeyen değil; istenen, arzulanan tüydür.
  • Sırf seni lüks restoranlarda besleyeyim, sırf hediyelere boğayım, sırf eksikli kalma diye Çocuklar Duymasın'da bile oynarım mühür gözlüm.
  • Senden gelen mailleri 'Okunmuş' olarak işaretliyorum ey beybi! Hacılardan hocalardan bir merhamet bekler...
  • Aşkımı dizelere dökeyim diye oturdum kağıdın başına ama Resul Balay'a akrostiş yazdım. Zor dönemlerden geçiyorum ey ayva tüylüm
  • Beni bi tek sen anladın sen de ... Neyse geyiğe girmeyelim, oturabilirsin, 100 aldın, tebrikler canısım
  • Sen olmasan salt Beşiktaş'a baya sevinip uyurdum. Sayende mutluluktan kusuyorum turunç özlüm, renksiz gözlüm
  • Ne zaman içim coşsa, nazli yare şarkı yapmaya kalkışıyorum ama 'Ray manifalitiko' türevi eserler veriyorum. Utangacım beybim
  • Ahhahaha yehhehehe. ( yok ya sadece senden haber beklerken canım sıkılmasın diye kendi kendime espri yapıp gülüşüyorum)
  • Burnundaki yıldızlardan düştüm. Ferdi Tayfur şarkısı gibiyim, dokunsan yere kapaklanirim. (-Arkadaşım adama su getirsenizye)
  • Giydikçe açılırım umuduyla süveterinden atletine içliğinden eldivenine giyinip vardım nazlı yar yanına. İşe yaramadı diloy loy
  • Konuştuğun biri var mı? Eğer yoksa blogda yazıp çizdiğim kızı sen yapicam da
  • Yar pembe mezarlık olmak istese en temizinden aklımı çıldırırdım.
  • Güldüremedim yar yüzünü. Hoş, ben bu havada 1001 Temel fıkrası anlatsam da gulemez ki insan zaten..
  • Sözün kulağıma çalanda; en güzel kulak benim kulağım, en güzel östaki borusu benim borum diyorum
  • İmkanım olsa o güpgüzel kulağına eğilip 'ilk ve orta dereceli okulların sömestr tatiline girmesi sikimde bile değil beybim' derdim
  • Sana Gollum diyemem, yüzük derdin çok olur.
  • Sırf kar yağıyor diye, bu hava muhalefetinde illa şarap içmemi bekleme. Ayı gibi bira içiyorum bebek, işine gelirse bebek
  • Seni görünce heyecanlanmamin da etkisi var tabi ama asıl, yolda, gelirken asimetrik ying-yang gördüm. Daha ziyade ondan bu titreyisim
  • Sana derin duygular besleyene kadar kedi beslerim, köpek kuş falan beslerim bu karda kışta. Sevabı çok beybim
  • Sen nasılsın?
  • Adına akrostiş şiirler yazarak Nobel Edebiyat Ödülü alamayacagimi biliyorum, ondan yazmıyorum benim çeşminaaaazlım
  • Hem zaten şiir dediğin, düz yazının virgülden sonraki kısmının bi alt satıra alınmış hali değil mi kaytan bıyıksızım?
  • Kaç zamandır kekelemiyordum.
  • 'Ben sana mecburum...' diye kalkıp yüzüne söylemez; yabani gibi, at gibi içime içime söylersem tabi '...bilemezsin!'
  • Göbeğinin kıllarını almasan bile tiksinmem senden tiksinemem oy
  • Doğum günüm bana geldiğin gündü tezinden yola çıkarak henuz ana rahminde olduğumu söyleyebilirim. Gelsen ya?
  • Nusret'imle 19 dakika telefonda konuştuk. Beni bilen bilir, 15 dakika sustum. İşte kalan 4 dakikada da seni anlattım. Kulağını, omzunu falan
  • Seni yanımda düşününce, Barcelona'ya top yüzü göstermeyiz selvi boylumla diyorum. O kadar buyuyoruz gözümde
  • Sevgi eylem gerektiriyorsa her eylemde en önde slogan atar, eylem sonunda çekilen halayın başı olurum
 
O gözyaşları da kandan olsaydı süfer olurdu da kısfmet işte. Bunu bulabildik. Bu da iyi..

  • Sana olan hissiyatımı arabesk bir parça yerine bir trash metal eseriyle anlatmaya çalıştığımdan anlamıyor olabilirsin. Bir ara cümle kurarım
  • Gönlüm değil bildigin ben ataşlara yandım gidiyorum türkü bakışlım. Sen devir götünü yat anca. Bi çorba, bi hap... Yok!
  • Sarışın seviyorsundur belki diye, senin uğruna verdim saça oksijeni, verdim bıyığa oksijeni. Gestapolar askere alacak maralım, korkuyorum.
  • Aklım sendeyken aklının başkasında oluşu, aklımı başkasına yönlendirmez. Yönlenirse üzülürüm, üzüldüğüm olur.
  • Tam 'Hava çokzell' diyordumki öyle havaya suya güzel dersem seni hangi sıfatla betimlerim bundan sonra dedim, vazgeçtim.
  • Tutup elinden seni gezdirecegime baba gezdiriyorum, anne gezdiriyorum istanbulun romantik diyarlarinda a guzel yuzlum, acik sozlum
  • 'Beni sevmezsen bileklerimi keserim' dedim, tınmadı. 'Bileklerini keserim' dedim. Korkup ağlamaya başladı. İyelik önemli şey
  • Lacoste'un yeni sezon için çıkardığı topuklu ayakkabılardan birini alir da giyersen bana yar olmadığın için duyduğum acıyı ikiye katlarsın
  • Sana ulaşamamanın üzerimde yarattığı stresi Türkiye gazetesi stres bileziğiyle kovuştururum sandım oy, kovuşturamadım vay
  • Benim için kuş üzümü neyse, aşık olduğum kadın için ben de o'yum. Güzel, yararlı, tatlı da olsa o üzüm yemekten ayrılır. Kuş üzü müyüm?
  • Sen en güzel şarkıların en güzel nakaratı oladur, ben şarkı sonunda Kıraç'ın seslendirdiği şiir gibiyim. Tadım, tuzum yok. Etimek gibiyim. 
  • Kız olsam da yine senin peşine düşerdim üşüyen ceylanım. Zira kız olsam lezbiyenin en önde bayrak sallayanı olurdum.
  • Akasya Durağı'nın yeniden başlamasına en az benim kadar sevindiğini, hatta gaza gelip halaya gireyazdığını hissedebiliyorum
  • Sen bi tatlı olsan macaron olacağını dile getirirken, ben 'Etimek tatlısı'yım. Galiba ondan aynı pastaneye gidemiyoruz bi türlü..
  • Ah müjgan ah! Sevebilirsin aslında, hem de zorlanmadan. Piraye'm de olursun
  • Birazdan Emin'i evinden alicam. Ha kulağın çınlıycak ondan uyarayım dedim. Kulağını, işaret parmağını falan övücem bi sürü..
  • Nazlı yarim beni göynüne almamak için adeta catenaccio yapıyor. Doldur boşalta geçmem an meselesi..
  • Gezegenlerin gezegenime göre konumları hissiyatıma etki edecek olursa yakarım tüm hissiyatımı. Beynimin seni seven bölümü burçtan bağımsız nayn tenlim
  • Başkası olsa 'Bayan Nihayet!' der sana, şiirler yazar. Bense Haluk Levent gibi "O bunda saklı, bu şunda. Seni unutmak mümkün mü?" kafasıyım
  • Aksam gergindim ya hani çiçeğim. Hah iste aklıma sen geldin sonra duruldum. Baby tv naifligine sürüklüyor cismin beni
  • Beynimin seni düşünen kısmıyla, transparan erkek çorabını düşünen kısmı aynı olamaz değil mi a cin bakışlım, türbülant akışlım
  • Yarına sınavım varken aklım gözünün rengini bilmeyişime takıldı. Sen söylesen de asla o rengi seçemeyecek olmama.. Sen söylesen?
  • Aşkın dağlarda gezmesin maralım. Dizlerim hasta benim, canım yanar. Ha ama illa çık dağa dersen o dağın anasını bile sikerim o ayrı
  • "Kafam güzel sen güzelsin güzelsin" şeklindeki türküyü dillendirirsem ayık kafayla gözüme değen güzelliğine haksızlık ederim. Mırıldanamam..
  • Güzel gözlüm sana meylim nedendir. Senden gayrı bütün kızlar büyük bedendir..
  • "Yol ver vazelin sürem göynünün cerahatlarına" çıkış parçamla realist-fantezi müzik dalında eşsiz olmam yakındır. Sayende türkü bakışlım...
  • Yar 'Ağzınla kuş tut!' dese zümrüdüanka tutabilecek boyutlarda sevdalıyım
  • Anneler günün kutlu olacak. Bir gün... Babası olayım isten mi a geyşa ruhlum, a etli butlum?
  • Nazlı yarım gole gidecekse çapraz koşuyla önünü acarım. Ama baskasının kollariysa istikameti, önünü tıkar pislik yaparım. Haberi olsun..
  • Savaş diye bi hoşlandığın ya da sana yazılan bi gudik olsa "Savaşa Hayır!" derdim. Sinirlenerek derdim hem de.
  • Hisseli Harikalar Kumpanyası açınca perdesini göreceksem o gül cemalini buyursun açsın. Yoksa inan umrumda değil çiçeğim
  • Yare anlamlı bakmaya çalıştığım zamanlar Rainman'den hallice etkileyicilikte bakıyorum. İnsanın kendini bilmesi de hoş tabi
  • "Denize bıraktım sahilden!" diyen nazlı yardan tiksinmedigimde, soğuk davranamadigimda anladım O'na hissiyatımın gerçekliğini
  • Pazartesi günkü finalde, hoca seni sorsa... Çözemem dudu dillim. Uzar ırzını siktiminin okulu bi sene daha..
  • 'Hadi kalk gel bul bi bahane' diye türkü üfleyen yare 'Arkadaşlara ders çalısmaya gidiyorum' diyerek gidilmez
  • Teyzemin olmadıgı boş eve girmek mi yoksa senle dünya evine girmek mi diye sorsalar.. Bir an tereddüt ederim çiçeğim, sonra seni secerim ama
  • Yare kandil mesajı atma kisvesi ile mi açılsam? "gökten sana benzeyen güpgüzel meleklerin indiği bu mübarek gecede ver elini elime"mi desem?
  • Teoride 'Hancı atıma ot, itime et, sikime göt getir!' şeklinde sinkaflı istekleri de bilirim ama pratikte bir seni isterim ay parçası yar.

Edit: Bir de şarkı mı paylaşsam burada?
Buyurun. Herkes eşit!

25.05.2012

Adem İsminde Biriyle Papaz Oldum Sevdiceğim Uğruna

Kabuk değiştirmekse kabuk değiştirmek. Binlerce karakter ve 140 karakter arasında kalan duygu hezeyanları ne olacak? Ben hastalıklı adamım. Kafamdan geçeni dışa vuramadığım anlar ateşim çıkar, karnım ağrır, karnının ağrıdığını söylerken aslında cayyyır cayır regl olan kızlar anlar beni ancak.
- Biraz hastayım. Neyin var diye sorarsan da karnım ağrıyor.
      
 Bundan kelli 'Aaa twitter için çok uzun olur bu. Ama gel gör ki bunu hikayeye de oturtamam, kısa kalır' diyerek çöpe attığım aklımdan geçen herşeyi buraya yazacağım. Yer benim gök benim. Türkü bakışlı yarime de buradan sitem ederim bol bol. Gerçi onun için twitter bazen yetiyor gibi. Hatta dün şöyle bir baktım da sitemime, şikayetime. Çok komik lan. ' demirbey ' diye aratın, çıkar.

Başka hitap bul lan yarine. 'Türkü bakışlı yar' benim çağırgacım.
Son alınan karar da şu ki: Bilen bilir; buraya yazı düşende hemen reklam peşinde koşarım. Sırf bu yüzden açık olan bir Facebook hesabım var. Bundan sonra günlük babında, küçük duygu patlaması minvalinde girdiğim postları Facebook, Twitter gibi mecralardan reklamlamayacağım. Bu reklam işini sadece emek emek, harıl harıl, kafa patlatarak yazmış olduğum önceki tip yazılarımda yani hikayelerimde uygulamaya devam edeceğim. Daha aktif, daha bir gül cemal güldürmeli blog haline gelsin diye herşey.

Israrla sen gül diye yaptım.

23.05.2012

Yayın Başlığı

Baktı bakmıyorum bakmadı. Köprücük kemiğinin yarattığı su içme havzasının üzerindeki çıkıntıya baktım. 'Pigmentsel dönüşüm.' dedim. O dönüşüm belki de onu insan üstü güzel kılıyordu. Bilemiyorum. İlgilenmiyorum da... Zaten O'na da dönüşümün böylesi yakışırdı. Ben en fazla sabah kalkar böcek olurum. Böcekten de O iğrenir, tiksinir.

Sanki ben regular everyday normal guy'ken bayılıyor da.

O'nun suluk nahiyesinin kıyı boyunda pigmentler dönüşür. Yetmezmiş gibi gözü; suya bakınca yeşile, göğe bakınca maviye evrilir. Kulakları benim nazarımda Elf'e dönüşür. Bacakları, ayakları kanarya ayağı gibi.

Yari hayvana benzetmek halk edebiyatının şanındandır. Tabi benzetmen gereken hayvanlar da öyle önüne gelen her hayvan değil. Belli başlı tipler var. Sanırım atalarımız zaman içinde deneme - terk edilme metoduyla ilerletmişler teşbih sanatını. Maral, ceylan, kuğu, yeşil başlı ördek, turna aklıma gelen ilk hayvanlar. Ama ısrarla araştırmama rağmen yarini güzelliği dillere destan tavuskuşuna benzeten çıkmamış bugüne dek. Hadi yarini benzetmedin, köylük yerde giyilen fistanlar allı, morlu gökkuşağı... Fistanını benzet. 'Sanki tavus yarim' diye bir satır ekle yare göndereceğin güzellemene. "Yarim sıtradivaryustan giyinir, zaradan giyinir. Sanki bana tavus yarim, en büyük problemim havuz yarim."

Beni hep renk körlüğü mahvetti. Bir de tekillikten çoğulluğa geçiş yapan O'nlar.

(Edit: 23 Mayıs annemin doğum günüydü. Geç hatırladım işten güçten ama hatırladım. O hiçbir yazımı kaçırmadan okuyor. Hem de bir defada anlayamadığını söylüyor, birkaç defa okuyor her bir yazıyı. Umarım hiç yazmayı bırakmam, o da okumayı bırakmaz. Uzun yıllar. Çok uzun yıllar... İyi ki doğmuşsun anne)


16.05.2012

Kalp Kırma Nehri Kıyılarında

Bir insanın mesela yan masadaki tuzdan bahsedelim. Bir insanın yan masadaki tuzu alması için başka bir insanı kullanması kadar mide bulandırıcı şey az bulunur. O yan masadaki tuzu almanız karşılığında size maaş verilse dahi...

Ama insanlar buna alışarak büyüyor. Bir amca, bir dayı tarafından sigara için bakkala yollanan çocuk. Anne-babası tarafından ekmeğe yollanan çocuk.. Sanki o anne-baba, sırf o ekmeğe gitmemek maksatlı üremiş gibi. Tabi çevredeki tüm ana-baba aynı fikriyatı savunur olunca, bir ebeveyn tutup da çocuğunu göndermek yerine ekmeği almaya kendi çıksa çocuk 'Hayırsız' oluyor, 'İçip içip anasını babasını dövüyor' oluyor. Ebeveynin kendisi 'Çocuğuna terbiye verememiş.' oluyor. Varsa bir ihtiyacın, aklına da geldiyse siktir git al-gel. Yok. Çocuğun uyanmasını bekleyecek illa. Kendi zevkini, ihtiyacını ertelemeyi göze alıyor sırf sosyetesi sarsılmasın diye.

O çocuk ekmeği alıp gelende bir de aklına gazete ihtiyacı gelenleri var bunların. 'Aaa git gazete de al hadi bakayım.' diye sikiyor çocuğun bi sıkımlık canını. Ya da çocuk normal tava ekmeği alıp gelende 'Aaa susamlısından alsaydın. Hadi al-gel sana zahmet.' diyebiliyor (O 'Sana zahmet' diyen dilleri dil görmeyesice).

Ha bu çocuk da kendinden 1-2 yaş küçük kuzeni bilmemnesi geldiğinde o minik dimağı bir yerlere yolluyor, anasından babasından dayısından alamadığı hıncını o garipten alıyorsa onun da tıynetini sikeyim o ayrı. O çocuk sabah akşam ekmeğe gönderilsin. Fırıncının kızı olsun da filmleri çekilsin. Umut Sarıkaya'nın bir karikatüründe de geçen 'Fakat dar gelirlinin daha dar gelirliyi ezmesi..' şeklindeki tepkinin örneğidir o büyüklerinin getir götürünü yaparken kendinden bir yaş küçük çocuk eline geçer geçmez o zavallıyı işe güce koşturan çocuk.


Senin dayı kere fantazilerini, emirlerini..

Bak Getir Götür İsmail çıktı bir de. İsmail abi, Varsayalım İsmail, İsmail şarkısında bahsedilen İsmail, İsmail Özkısaoğlu gibi çok güzel İsmail'ler mevcutken yer kürede sen ne büyük orospu çocuğuymuşsunki filo kurucam hırsıyla aldığın bir emir ile arkadaşına terlikle dalabiliyorsun. Altında çalışacak çocuk işçiler alıp, minik minik bünyelerin iki günlük tatilini, iki gramlık tadını tuzunu, oyun oynayarak zekalarını geliştirme fırsatlarını ellerinden alan kapitalist orospu çocuğu!! Bir de o arkadaşlarına güvenmemesi yok mu; adeta Ermeni, Alevi, Kürt vatandaşların kapılarına işaret koyan faşist, ırkçı itler gibi arkadaşlarını balonla işaretleyip her işçisinin sürekli çalıştığından emin olmaya çalışması yok mu. Sen kimsin lan? Şimdi o çocuklar da tam oyun çağlarında İsmail tarafından kapitalizmin kölesi olarak kullanılmaya başlandıkları için oyun oynayamayınca zekaları da tam gelişememiş sanırım. Bir olup İsmail'e ağız burun girmeyi akıl edemiyorlar. Ya da belki 'Sonuçta ekmeğimizi veriyor lan' diyerek bir saygı duyup dövmüyorlar İsmail'i. Bu ikinci şık da olabilir nedeni. Bilmiyorum tam, ilgilenmiyorum da. Arkadaşlarıyla çalışmasın demiyorum, çalışsın yine. Ama arkadaşına güvenmiyor, balonla işaretliyorsa eğer o arkadaşını işçisi olarak görüyordur. Ayırt etmek önemli. Sonuçta at ile eşeği ayırt edemeyen anasıyla avradını da ayırt edemez demişler.

Efendim ben konudan saptım farkındaysanız. Ha farkında değilseniz de sizi buraya ne için toplamıştım şimdi kalkmış Getir Götür İsmail adlı bi sütü bozuğa sövmelerimi dinletiyorum diye uyarayım.Yazının ana fikri totalde ilk dört paragrafın tümü aslında. Köşeli cümlelerimi bağışlayın. Haziran'ı da bekleyin. Benim gibi...