30.07.2011

Amustos Böceğiyle Sokunca (memo tembelçizer esprisi)

Bir süredir yazı girmiyorum. Bu durum beni biraz sıkıyor, eskiden cephanelikten çıkarır bi tane koyardım böyle durumlarda, şimdi cephanemde birşey yok zira cephaneye birşey koyabilecek en ufak vaktim dahi yok. Ama diğer taraftan ağustos ayında blog'um 4 yaşına giriyor. Bugüne kadar blog'umun yeni yaşını hiç kutlamadım. Bu sene kutlayasım var. Bir süredir bulabildiğim, daha doğrusu yaratabildiğim en ufak zaman aralıklarında 4 yılı özetleyen bir yazı yazmaya çalışıyorum. Ağustos 21 de görüşmek üzere.

Yorum yazmıyorsunuz ama yazan olursa diye sorayım 4 yılda böyle panora gibi kentpark gibi lüks araba dağıtır misali hediye mi dağıtsam bişey mi yapsam, bir yarış bir kura bişey yapıp kazananın nick inin baş harflerinden akrostiş mi yapsam, kazananla sevişsem mi napsam? Fikirleriniz olursa buyrun söyleyin çekinmeyin.

(sonralardan gelen edit: ya da 'vay balım sen bizi güldürdün, güldürmeye çalıştın 4 senedir al bu mont da hediyemiz olsun diyeniniz de çıkabilir. Hediye almayı da en az vermek kadar severim. Hediye vermek...)

12.07.2011

Ali Ece Ne Güzel Bir İnsan

Genel anlamda hakka, hukuka, eşitliğe olan inancımı çoook uzun zamanlar önce yitirdiğimi söylemiştim zaten. Bir an birşeyler oluyor, hak edene hakkı, hak gasp edene cezası dağıtılıyor sanmıştım. Salaklık bende. Şike soruşturmasından bahsediyorum. Şikeyi yaptığı ileri sürülen takım başkanının şikeyi sanki takımı için değil de kendi için yapmış olduğunu düşünen bir futbol federasyonu başkanı var. Güzel bir adammış. O da bir kez daha farkettirdi ki bu gece:
BEN ENDÜSTRİYEL FUTBOLDAN TİKSİNİYORUM!!!






Fotoğraflarda illaki eksik isimler, yad edilmesi şart iken unuttuğum isimler vardır. Ama bir anlık sinirle oturup 10 dakika gibi kısa bi süre içinde yazdım bu yazıyı. Son fotoğrafsa baktıkça gururlandığım bir hatıra fotoğrafıdır aslında. Fransa, İrlanda'yı Henry'nin eliyle attığı golle eleyip 2010 Dünya Kupası'nın yolunu tutmuştu. Utanmadan çılgınlar gibi sevinmişti o attığı gole. Utanmadan... Tabi bi Vedat Okyar terbiyesinde olmasını beklemiyordum zaten. Bilen bilir Vedat Okyar'ı. Yazının sonunda neden dürüstlükle ilgili rahmetlinin adını andığımı anlatacağım.

Konuya dönecek olursam, yukarıdaki fotoğraflar içinde en sondaki fotoğrafİnönü Stadı'nda çekilmiş.Hem de hemen o maçın sonrasında İnönü'de ilk maçta. Kapalının orta yerinde açılan dev bir bayrak! İrlanda Bayrağı!
Sorgusuz sualsiz (ama haklı ama haksız, kimse bilmiyor) Aziz başkanın taşşaklarını yalayacak raddede çıldırmış güruha karşı 'Bizde biri bu işe zerre kadar bulaşmış ise alt ligin yolunu gösterin bize, biz kendimiz gideriz' diyecek kadar onurlu bir güruh var. O güruh bu bayrağı açarken diğer güruh 'Adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan' diye pankart açıyordu, bugün ise 'Hep AKP yüzünden' diye ağlıyor sızlıyor.
Ben adım gibi eminim, Süleyman Seba dönemi ve öncesinde, yani 2000 yılından önce tertemiz bir Beşiktaş var. O dönemden sonra başa gelenlerin başına gelecekler beni zerre üzmez.
Allah Süleyman Seba'ya uzun ömür versin.

Güzel insan Vedat Okyar'la ilgili konuya dönecek olursam. Aşağıda yazılanlar Tezcan Ozan'ın ağzından Vedat Okyar'la ilgili bir anısı:

Oynanan bir maç sırasında rakip takımın bir oyuncusu öyle sıkı bir tekme atıyor ki Vedat Okyar can acısıyla bir anlığına zerafeti falan unutup küfür ediyor. Oyuncu hemen öğretmene şikeyete giden bir talebe gibi hakemin yanına koşuyor. “Hocam, Vedat bana küfür etti!”

Hakem de bir efsane: Doğan Babacan. Vedat’ın küfür edeceğine ihtimal vermiyor ama yine de yanına gidip soruyor: “Vedat, sen küfür ettin mi falancaya!”

Vedat duraksamadan: “Evet, ettim” diyor.

Doğan Babacan’ın eli cebine gidiyor. Geri geldiğinde o el bir kırmızı kart tutuyor. Havaya kalkan kırmızı kart tüm stadı şaşkınlık temelli bir sessizliğe gömüyor. Olacak iş değil… Beyefendi Vedat kırmızı kart yiyor. Üstelik yediği tekmenin üstüne, tatlı niyetine…

Tezcan arkadaşının yanında tüm olan bitenlere şahit olmuş. O da şaşkınlık içinde:

“Oğlum” diyor Vedat’a, “Manyak mısın sen, niye ettim diyorsun. Etmedim deseydin ya”

“Üstümde Beşiktaş forması varken yalan mı söyleyecektim!”

2.07.2011

Semih K. - Yatmadan Önce 100 XHamster Videosu

İçmiştik. Çok içmiştik. İçtiğimiz zaman çok komik oluyoruz. Ama çok komik olduğumuzu hatırlamıyoruz. Bize çok komik olduğumuzu hep Emin anlatır. Emin içmez. 7 ölümcül günahtan oburluk, şehvet, kumar, hayvan dövmek, anaya küfretmek, nimetle şakalaşmak Emin'de vardır ama Emin katiyyen içmez. Sırf bu içmeme tutumu sayesinde Emin cennete gidecek olursa ben de temyize gideceğim zaten.

En çok Semih içiyordu. Alkol dayandıramıyorduk ite. Gecenin en geç vakti, böyle nasıl diyeyim en uğursuz vakti bira bitti diye koskoca Semih K. hüzünlendi. Hüzünlenmek, ağlamak, ağlamaklı olmak vb bana gay liği çağrıştırdığı için Semih'i hüzün deryasından hemen çekip çıkardım. Git la Tekel Bayii açıktır daha dedim. Verdiğim müjdeyle birlikte hüzünden eser kalmadı ve ayakkaplarının topuklarına basa basa bira almaya gitti. Gitti ve uzun süre gelmedi. Çakılla canımız sıkıldığı için pilates topunu şişirip basketbol futbol ve bilimum toplu sporları oynamaya çalıştık. Emin ise alkol almamasına rağmen içimizde en alkollü kafası yaşayanımızdı. Televizyonun kanallarını 1den 99a gidip sonra bu işlemi tersten yapıyordu. Nasıl bi içmemişlik bu ya Rab? İçse ne olacak bu adam? Neden sonra sokaktan bir bağrış bir feryat duyduk. Sela sesi yok, ölmemiş yaralanmıştır dedim. Çakıl ev sahibi olduğundan 'Muhitimde neler oluyor?' düşüncesiyle cama depar attı. O daha cama ulaşmadan telefonum çaldı, arayan Semih'ti. 'Ben evi bulamıyorum da(dahi anlamındaki da değil laz da'sı) ! Bak, şimdi bağırcam. Sesime göre evi tarif edin da!' dedi. Sokak "Lahaayt! Laaaaahyt!" diye inliyordu. Semih'i sadece aptal çocukların ve yatakta fantazi arayanların oynadığı sıcak soğuk oyunuyla eve getirmeyi başardık.

Semih sinirlenmişti. Eve girer girmez yıllardır Çakıl'ın evinde kalan çok çok eski çıktığım Fatma'yı evire çevire komalık edercesine dövdü. Sinirini ex-yarimden çıkarıyordu adeta bu Sarhoş Semih. Bir ara sarhoşluğunun da verdiği özgüven patlamasıyla 'Ben bu Fatma'nın ağzına vericem!' diye tutturdu. Emin'in dediğine göre 'Ver şu Fatma'nın ağzına la' diye Semih'e akıl veren benmişim. Hatırlamıyorum. Emin Demirbeyi karalama kampanyası yürütüyor gibime geliyor. Hatırladığım tek şey kafasında yılbaşı kukuletası, boynunda yılbaşı süsü ile Semih'in Fatma'nın ağzına vermeye çalışışıydı. Başka da birşey hatırlamıyorum. Sabah uyandığımda gördüm ki Semih o gece Fatma'yı çok kırmış. Öyle böyle kırmamış, çok kırmış.


Yine klasik içki sohbetimiz olan 'Emin nolur la bi kere içsen' i adeta bir totem gibi, bir uğur gibi yineledik. 'Dene, sevmezsen içme' mi demedik, 'Hiç mi hatrımız yok, hatrımız için iç be babuş' mu demedik. Neler neler...Emin, sanki hepimiz 'Eminciğim, güzel kardeşim, zaten alkollüyüz. Şimdi hepimiz sana birer tur kayıcaz. Beğenirsek bir daha döndürebiliriz, duruma bağlı hemen sevinme' diyormuşuz gibi algılıyordu bu bir yudum isteğimizi. Neticede içiremedik ibneye.

Çakıl yavaş gidiyordu, ben Çakıldan da yavaştım. Emin yerinde sayıyor hiç gitmiyordu. Semih'in hızını ise şöyle tarif edeyim: O içtiği şişeye eşdeğer bi şişeyi ben lavaboya dökmeye başlasam, ben işimi bitiremeden Semih boş şişeyi götüme sokardı. Ortamda ise sürekli bölümden kime kayarsın, bölümden kime kaydın, hangi hoca için hangi not karşılığında yatarsın vs gibi benim gibi bir edebiyat neferinin sadece insanları gözlemlemek için orada durmaya dayanabileceği bir muhabbet dönüyordu. Ama ne yalan söyleyeyim insan, bu sohbetler sayesinde karşısındakini daha iyi tanıma fırsatı buluyor. Bir ara Çakıl bu muhabbetten sıkılıp 'Abicim hep am göt meme diyoruz, neden başka şeyler konuşmuyoruz. Türkiye'nin aydınlık yüzleri olacağız sözde' dedi. Nasıl da hak verdik. Daha önceleri salsa kursuna gitmiş, piyano dersleri almış olan Emin de kıpır kıpır olmuştu konunun sanata döneceğini duyunca. 'Kitap konuşalım la hadi' diyerek önerisinin devamını getirdi Çakıl. Koskoca Aydınlı adam da 5 yılda la lu diye inliyordu, o ayrı mesele.

Herneyse, ben 'Madem Çakıl bu öneriyi ortaya attı, herhalde bizimle bir kitap paylaşacak' diye düşünüyordum, hatta Çakıl da ağzını açmış cümleye girecek tonu arıyordu. Ama Semih fırsat vermedi. 'Ben Melisa P. okudum la' dedi. Çakıl da ben de okumamıştık o kitabı ve Semih'ten yüzeysel müzeysel, kısaca özet geçe geçe anlatmasını rica ettik. 'La karı şunla sikiştim, bu beni pis sikti, bu tam sikmedi gibime geldi, şu adam sikti tatilde belimi de ağrıttı hem' diye anlatıyor sikiş hikayelerini işte dedi. "Xhamster ın yazılı hali sizin anlayacağınız..." diye de ekledi. Sıra Çakıl'daydı. Çakıl yine cümlesine başlamak için ağzını açtığı anda gözü bizi görmeyen Semih 'Sikmişim kitabı, müzik konuşcaz' dedi. Bir Okan Bayülgen olmuştu adeta Semih, nasıl da sohbete yön veriyor, nasıl da konukları doyasıya konuşturmuyordu. Google chrome un adres çubuğuna yekten "deniz seki hüsnü ikili delilik" yazdı. Adres çubuğuna google.com muamelesi yapmasıyla şaşırttı bizi. Sonrasında ise o ince , o narin, o grammy e aday sesiyle eşlik etti şarkıcı çifte, kulaklarımızın pasını silip attı. 'Demirbey!' diye haykırdı şarkının ortasında. 'Senin için!' diye parmağıyla işaret etti. Sanırım nakarat kısmını bana hediye ediyordu. Ama işaret etmek için adını bağırdığıyla işaret ettiği birbirini tutmuyordu. Ya eli yanlışlıkla Emin'i gösteriyordu ya ağzı yanlışlıkla Demirbey diyordu.

(Canım senin de gözleri fişledik. Bence artık sen de herkes gibisin )

Gecenin sonunda yılan dinini, yılanizm felsefesini benimsemiş, YILAN soyadını almış ve yılanca konuşan Semih'e güzel sesinin ödülü olarak albüm hazırlamaya başladık. 'Yılanlar içinden bir seni seçtim', 'Yılan olmuş gidiyorsun, bana veda mı ediyorsun?', 'Tısslaya tısslaya gelin yılanlar' gibi nadide hitlerin yılan coverlarını içeren bir albüm için en azından şarkı sözlerini hazırladık. Albüm kapağı da Okyay Chanel'in ellerinden öperdi.

YILANLIĞINDAN SEN SUÇLUSUN

Çatal dilinden tırstım
Yanına varamadım
Yılan gibi kıvrıldın
Yetişip tutamadım, tutamadım oy diloy loy

Bana sarhoş diyorlar
Senin yüzünden zalim yılan
Ama bence biraz abartıyorlar
Polifonik melodi misali tıslayan

Bir giydiğin deriyi
Bir daha giymiyorsun
Mezara mı götürcen?
Neden yekten vermiyorsun

Senin gibi yılanı görmedim göremem ki
Beni mutlu kılanı kıyıp da sikemem ki

29.06.2011

Yılın En'leriyle İşim Olmaz, Yılın İçinde Boy Veririm Maksimum


Hacettepe Üniversitesi öğrencileri bu sene şahsımı bu plaketle onurlandırdılar. Öğrenciler arasında yapılan ankette oy birliğiyle 'Yılın en iyi mizah blog'u' dolma biber tezgahı seçildi. Ödül törenine ödülü almak için beni temsilen ben katıldım. Ödülü almam için sahneye çağırıldığımda bir ara Marlon Brando misali ödülü reddedip acayip havalı olmayı ve sonrasında ödül töreninde bu tavrıma hasta olan birkaç kızla takılmayı düşündüm. Ama kürsüye çıkanda civelek oldum tezcanlı oldum 'Ver bakiym bi la' diyerek aldım ödülü hemen rektörün elinden. Rektör bi de beni böyle giydirdi kuşattı sağolsun (Sanırım 1,5 yaşımda sünnet olduğumu, dolayısıyla sünnet düğünümü hatırlamadığımı ve bunun yüzünden arada eksikli hissettiğimi duymuş olacak) fahri doktora veriyorum sana kisvesi altında maşallahsız sünnet kostümüne oturttu beni sağolsun. Buradan seçimlerini blog umdan yana kullanan tüm Hacettepe Öğrencileri'ne bilhassa kızlarına kıp kıp kıpstaaa! diye bağırır boyunlarından öperim.

24.06.2011

ŞIPOYLIR ŞIPİLBÖRG

... İçmiştik. Çok içmiştik ve Semih sinirliydi.. Eve girer girmez yıllardır Çakıl'ın evinde kalan çok çok eski çıktığım Fatma'yi evire çevire dövdü. Sinirini ex yarimden çıkarıyordu 'Sarhoş Semih'. Bir ara sarhoşluğunun da verdiği özgüvenle 'Ben bu Fatma'nın ağzına vericem' diye tutturdu. Emin o gece ayıktı ve Emin'in dediğine göre 'Ver la şu Fatma'nın ağzına' diye Semih'e akıl veren benmişim. Emin sarhoşluk verici maddelere mesafelidir, kullanmaz. Emin içmez, 7 ölümcül günahtan oburluk, şehvet, kumar, anaya küfretmek, nimetle şaka, Allah'a şirk koşmak Emin'de vardır ama Emin kattiyen içmez. Ben Fatma'yla ilgili ricada bulunduğumu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey Semih'in ağzında yılbaşı kukuletası, boynunda yılbaşı süsüyle Fatma'nın ağzına vermeye çalışmasıydı. Semih o gece Fatma'yı çok kırmış. Sabah kalkınca gördüm ben de. Anladım ki Semih Fatmayı çok kırmış.

...


Yazı hazır fakat yazıyı okuyanın mutlaka görmesi gereken caps'in hazırlanması için birkaç güne ihtiyacım var. Umarım spoiler bile güldürür, yazıyı beklersiniz.

14.06.2011

Nağber?

Sakız uzattı. Dışarda sakız çiğnemekten hoşlanmam. Dışarda sakız çiğneyen insanın evde dişini fırçalamaya 3 dakikasını ayıramayan, ama ağız kokusundan korktuğu için sakıza başvuran bir insan olduğunu düşünürüm. 'Sağol' diyerek geri çevirdim uzattığı sakızı. Öyle yürüdük durduk, ne ben ona sordum yorulup yorulmadığını ne o bana sordu. Sıkılmıştım, ama ne o bana sordu sıkılıp sıkılmadığımı ne ben ona sordum. Her sıkıldığımda yaptığımı yaptım, bir sigara yaktım. Çok mutlu olduğum zamanlarda da yakarım. Beni tanımıyordu, o yüzden ne zaman sigara yaktığımı bilmiyordu ve bu sefer hangi nedenden ötürü sigara yaktığımı...

Yürüyüşünü izledim. Bir ayağını alıyor öne atıyor, diğerini de sonra öne attığından daha öne atıyordu. Bu şekilde ilerleme kaydediyordu. Ben de böyle ilerliyorum diye düşündüm. Beden eğitimi derslerinde bir türlü senkronize edemediğim el ayak koordinasyonu (sol adım atarken sağ el ileri, sağ adım atarken sol el ileri) gördüm onda. Şöyle çaktırmadan bir de kendime baktım. Ben de doğru yapıyordum. Çaktırarak baksaydım kesin yine yanlış yapardım, lise zamanlarındaki gibi.

Oturduk bir yere, yemek yedi. Vücudun gerekli enerjiyi sağlayabilmesi için yemek denilen yenilebilir şeyi yeme organı olan ağza götürme işine yemek yeme deniyor. Toprakta yetişen bir canlıyı almışlar, kesip doğramışlar. Yağlamışlar, tuzlamışlar ve o, bu süslenmiş canlıyı, 4 tane sivri ucu olan çatala batırıp vücudunun en tepesinde yer alan kafasının ortasının biraz altında duran içi dişlerle bezeli ağız diye anılan yere koyuyor. O diş dedikleri öğüteçlerle iyice ufaltıp, parçalayıp sonra basit bir dil hareketiyle yutuyor ve 36,5 derece santigrat sıcaklığındaki içine gönderiyor.

Çok yabancılaşmıştım herşeye.

Canım birşey yemek istemedi. Mutsuz olduğunda yemek yeme işini daha bir şevkle yapıyor kimileri. Ben mutsuzken yiyemiyorum. Midemden ve hücrelerimin gereksinim duyduğu ATP'den ziyade göğüs kafesimi aklıma takmamdan dolayı yiyemiyorum. Tişörtüme takılıyor gözüm, uzuvlarımı çıkarmam için yapılmış deliklerine... Aklım daralıyor, içim gibi. Bir tişört giymeye çalıştığımı düşünüyorum. Tişörtün kafamı çıkarmam için tasarlanan yeri çok küçük. Veya tişörtün kafamı çıkarmam için tasarlanan yeri çok büyük ama kafam 'Padişahım senden büyük Allah var.' dercesine daha da büyük. Tişört kazağa dönüşüyor, saçlarım statik elektriğin etkisiyle hareketleniyor. The ebonit çubuk who wasnt there.


Eve dönmüyorum. Çünkü canım istemiyor. Canımın ne istediğini bilmiyorken eve gitmek istemediğini bilmem garip ama isteğini yerine getiremiyorsam istemediğini yerine getireyim diyip kırmıyorum paşa gönlümü. Nereye gittiğimi de bilmiyorum. Telefonumdan rastgele birini arıyorum. Sırf 'Nasılsın?' soruma cevap olarak verilen 'İyiyim sen...' den sonra söylenen bir "...Nasılsın?" duyayım diye. Hem belki sevişesi vardır.


(The Beatles'ı çok dinliyorum bu ara ama uzun zamandır dinlemediğim 'Hey Jude' bu şarkının son paragrafını yazarken çalmaya başladı karışık listeden fırlayıp. )