AŞKOLSUN! BEN ÖYLE BİR İNSAN MIYIM?28.06.2011
24.06.2011
ŞIPOYLIR ŞIPİLBÖRG
... İçmiştik. Çok içmiştik ve Semih sinirliydi.. Eve girer girmez yıllardır Çakıl'ın evinde kalan çok çok eski çıktığım Fatma'yi evire çevire dövdü. Sinirini ex yarimden çıkarıyordu 'Sarhoş Semih'. Bir ara sarhoşluğunun da verdiği özgüvenle 'Ben bu Fatma'nın ağzına vericem' diye tutturdu. Emin o gece ayıktı ve Emin'in dediğine göre 'Ver la şu Fatma'nın ağzına' diye Semih'e akıl veren benmişim. Emin sarhoşluk verici maddelere mesafelidir, kullanmaz. Emin içmez, 7 ölümcül günahtan oburluk, şehvet, kumar, anaya küfretmek, nimetle şaka, Allah'a şirk koşmak Emin'de vardır ama Emin kattiyen içmez. Ben Fatma'yla ilgili ricada bulunduğumu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey Semih'in ağzında yılbaşı kukuletası, boynunda yılbaşı süsüyle Fatma'nın ağzına vermeye çalışmasıydı. Semih o gece Fatma'yı çok kırmış. Sabah kalkınca gördüm ben de. Anladım ki Semih Fatmayı çok kırmış.
...
Yazı hazır fakat yazıyı okuyanın mutlaka görmesi gereken caps'in hazırlanması için birkaç güne ihtiyacım var. Umarım spoiler bile güldürür, yazıyı beklersiniz.
...
Yazı hazır fakat yazıyı okuyanın mutlaka görmesi gereken caps'in hazırlanması için birkaç güne ihtiyacım var. Umarım spoiler bile güldürür, yazıyı beklersiniz.
14.06.2011
Nağber?
Sakız uzattı. Dışarda sakız çiğnemekten hoşlanmam. Dışarda sakız çiğneyen insanın evde dişini fırçalamaya 3 dakikasını ayıramayan, ama ağız kokusundan korktuğu için sakıza başvuran bir insan olduğunu düşünürüm. 'Sağol' diyerek geri çevirdim uzattığı sakızı. Öyle yürüdük durduk, ne ben ona sordum yorulup yorulmadığını ne o bana sordu. Sıkılmıştım, ama ne o bana sordu sıkılıp sıkılmadığımı ne ben ona sordum. Her sıkıldığımda yaptığımı yaptım, bir sigara yaktım. Çok mutlu olduğum zamanlarda da yakarım. Beni tanımıyordu, o yüzden ne zaman sigara yaktığımı bilmiyordu ve bu sefer hangi nedenden ötürü sigara yaktığımı...
Yürüyüşünü izledim. Bir ayağını alıyor öne atıyor, diğerini de sonra öne attığından daha öne atıyordu. Bu şekilde ilerleme kaydediyordu. Ben de böyle ilerliyorum diye düşündüm. Beden eğitimi derslerinde bir türlü senkronize edemediğim el ayak koordinasyonu (sol adım atarken sağ el ileri, sağ adım atarken sol el ileri) gördüm onda. Şöyle çaktırmadan bir de kendime baktım. Ben de doğru yapıyordum. Çaktırarak baksaydım kesin yine yanlış yapardım, lise zamanlarındaki gibi.
Oturduk bir yere, yemek yedi. Vücudun gerekli enerjiyi sağlayabilmesi için yemek denilen yenilebilir şeyi yeme organı olan ağza götürme işine yemek yeme deniyor. Toprakta yetişen bir canlıyı almışlar, kesip doğramışlar. Yağlamışlar, tuzlamışlar ve o, bu süslenmiş canlıyı, 4 tane sivri ucu olan çatala batırıp vücudunun en tepesinde yer alan kafasının ortasının biraz altında duran içi dişlerle bezeli ağız diye anılan yere koyuyor. O diş dedikleri öğüteçlerle iyice ufaltıp, parçalayıp sonra basit bir dil hareketiyle yutuyor ve 36,5 derece santigrat sıcaklığındaki içine gönderiyor.
Çok yabancılaşmıştım herşeye.
Canım birşey yemek istemedi. Mutsuz olduğunda yemek yeme işini daha bir şevkle yapıyor kimileri. Ben mutsuzken yiyemiyorum. Midemden ve hücrelerimin gereksinim duyduğu ATP'den ziyade göğüs kafesimi aklıma takmamdan dolayı yiyemiyorum. Tişörtüme takılıyor gözüm, uzuvlarımı çıkarmam için yapılmış deliklerine... Aklım daralıyor, içim gibi. Bir tişört giymeye çalıştığımı düşünüyorum. Tişörtün kafamı çıkarmam için tasarlanan yeri çok küçük. Veya tişörtün kafamı çıkarmam için tasarlanan yeri çok büyük ama kafam 'Padişahım senden büyük Allah var.' dercesine daha da büyük. Tişört kazağa dönüşüyor, saçlarım statik elektriğin etkisiyle hareketleniyor. The ebonit çubuk who wasnt there.

Eve dönmüyorum. Çünkü canım istemiyor. Canımın ne istediğini bilmiyorken eve gitmek istemediğini bilmem garip ama isteğini yerine getiremiyorsam istemediğini yerine getireyim diyip kırmıyorum paşa gönlümü. Nereye gittiğimi de bilmiyorum. Telefonumdan rastgele birini arıyorum. Sırf 'Nasılsın?' soruma cevap olarak verilen 'İyiyim sen...' den sonra söylenen bir "...Nasılsın?" duyayım diye. Hem belki sevişesi vardır.
(The Beatles'ı çok dinliyorum bu ara ama uzun zamandır dinlemediğim 'Hey Jude' bu şarkının son paragrafını yazarken çalmaya başladı karışık listeden fırlayıp. )
Yürüyüşünü izledim. Bir ayağını alıyor öne atıyor, diğerini de sonra öne attığından daha öne atıyordu. Bu şekilde ilerleme kaydediyordu. Ben de böyle ilerliyorum diye düşündüm. Beden eğitimi derslerinde bir türlü senkronize edemediğim el ayak koordinasyonu (sol adım atarken sağ el ileri, sağ adım atarken sol el ileri) gördüm onda. Şöyle çaktırmadan bir de kendime baktım. Ben de doğru yapıyordum. Çaktırarak baksaydım kesin yine yanlış yapardım, lise zamanlarındaki gibi.
Oturduk bir yere, yemek yedi. Vücudun gerekli enerjiyi sağlayabilmesi için yemek denilen yenilebilir şeyi yeme organı olan ağza götürme işine yemek yeme deniyor. Toprakta yetişen bir canlıyı almışlar, kesip doğramışlar. Yağlamışlar, tuzlamışlar ve o, bu süslenmiş canlıyı, 4 tane sivri ucu olan çatala batırıp vücudunun en tepesinde yer alan kafasının ortasının biraz altında duran içi dişlerle bezeli ağız diye anılan yere koyuyor. O diş dedikleri öğüteçlerle iyice ufaltıp, parçalayıp sonra basit bir dil hareketiyle yutuyor ve 36,5 derece santigrat sıcaklığındaki içine gönderiyor.
Çok yabancılaşmıştım herşeye.
Canım birşey yemek istemedi. Mutsuz olduğunda yemek yeme işini daha bir şevkle yapıyor kimileri. Ben mutsuzken yiyemiyorum. Midemden ve hücrelerimin gereksinim duyduğu ATP'den ziyade göğüs kafesimi aklıma takmamdan dolayı yiyemiyorum. Tişörtüme takılıyor gözüm, uzuvlarımı çıkarmam için yapılmış deliklerine... Aklım daralıyor, içim gibi. Bir tişört giymeye çalıştığımı düşünüyorum. Tişörtün kafamı çıkarmam için tasarlanan yeri çok küçük. Veya tişörtün kafamı çıkarmam için tasarlanan yeri çok büyük ama kafam 'Padişahım senden büyük Allah var.' dercesine daha da büyük. Tişört kazağa dönüşüyor, saçlarım statik elektriğin etkisiyle hareketleniyor. The ebonit çubuk who wasnt there.

Eve dönmüyorum. Çünkü canım istemiyor. Canımın ne istediğini bilmiyorken eve gitmek istemediğini bilmem garip ama isteğini yerine getiremiyorsam istemediğini yerine getireyim diyip kırmıyorum paşa gönlümü. Nereye gittiğimi de bilmiyorum. Telefonumdan rastgele birini arıyorum. Sırf 'Nasılsın?' soruma cevap olarak verilen 'İyiyim sen...' den sonra söylenen bir "...Nasılsın?" duyayım diye. Hem belki sevişesi vardır.
(The Beatles'ı çok dinliyorum bu ara ama uzun zamandır dinlemediğim 'Hey Jude' bu şarkının son paragrafını yazarken çalmaya başladı karışık listeden fırlayıp. )
25.05.2011
Sevişeblink?
Sevgili Britney Spears 'Till the World Ends' adında yeni bir şarkı söylemekte şu sıralar. Bu şarkının türkçe versiyonu 'Gel günaha girelim yanalım gitsin' adlı fazla güzide olmayan parça olabilir. ( Gel günaha girelim'in sadece nakaratını biliyordum, şarkıya hyperlink vermeden önce bi dinleyeyim dedim, dayanamadım. Ne bet şarkıymış lan, gel günaha girelim yanalım gitsin inceldiği yerden kopsun kısmını bilmeniz yeterli, dinlemenize gerek yok)
Sohbette kıyamet konusu açıldığında sunduğum yegane senaryoyu işlemişler klibinde de. Ama şarkının sözlerini yazan her kimse 'Ayıp olur la, annem kız kardeşim dinliycek bu şarkıyı sonuçta.' diyerek seks yerine dans etmek istediğini buyurmuş dünyanın sonu gelirken. Ben yemedim, siz de yemezsiniz tabi, kaçın kurrasıyız biz.
Tam kafamda canlandırdığım şeyleri gördüm klipte. Klipte kızlı erkekli toplaşmışlar dünyanın sonu diye, ıslatmışlar vücutlarını, zenci olanlar yağlamışlar hatta. Öyle sürtüne sürtüne oynuyorlar. Benim hayalimdeki kıyamet gecesi ise şöyle : Kızılay meydanı vb tüm meydanlar kızlı erkekli dolmuş, herkes birbirini süzen gözlerle bakıyor. Nasıl olsa öleceğiz düşüncesi ağır bastığından kalan dakikalar şehvetle aşkla tüketilmeye çalışılıyor. Klipte gördüğüm kadarıyla bi tek Britney Spears kimselere vermeye yanaşmıyor. Yeri geliyor elletiyor ama neticede vermiyor. 5-6 kişilik salak bir erkek grubu da meydanda kız yokmuş gibi Britney Spears'a yanlamaya çalışıyorlar. Hıyarlıklarına doymasınlar, zaman geçiyor... İşte o gün, o dünyanın son gününde artık kızlar teklif ediyor, artık damsız girilir girilmez düşünülmüyor. Açık büfede tek yemeğe abanmayıp da her yemekten, her tattan az az alan adam gibi 'Yemişim sevgilimi, karımı. Yattık onla yatacağımız kadar du bakiym şurada kız kekosu var bi tane, acaba bir kız kekosu nasıl sevişir bi 5 dk deneyeyim. Sonra şuradaki 70lik teyzeye yanlarım.' diye düşünüyor erkekler, 'Bunu da denemedim demeyeyim' düşüncesi ağır basıyor, her yemeğe bi çatal daldırılıyor. Yeri geliyor çok çok çirkin erkekler taş gibi kadınları reddediyor, gün oldu devran döndü, gün artık çirkinlerin günü. Güzel kızlar erkekler kendilerinden çirkin olanlara yaptıkları ayrımı, o ayrımın ruhlarda yarattığı defoyu, ızdırabı tecrübe ediyorlar. Bi şey olsa da kıyamet kopmasa İlyas Salmanvari adamlarla Natalie Portmanvari kızlar çok rahat takılabilecek, konuşup arkadaşlık edebilecek. Ama maalesef kıyamet bu, koptu diyosa Maya kopar!
Bi kelime-i şehadet'lik vakit kalana dek sevişiyor tüm insanlar. 1,5 senelik bir vakit kaldı klibin müstehcen versiyonunun gerçek olmasına. O gün yaklaşınca nerede olacağımı yazarım, sizi de beklerim.
(Seçim minibüslerinin çaldığı gubidik şarkılardan fırsat buldukça kulağıma Cake- Long Time çalınıyor.)
Sohbette kıyamet konusu açıldığında sunduğum yegane senaryoyu işlemişler klibinde de. Ama şarkının sözlerini yazan her kimse 'Ayıp olur la, annem kız kardeşim dinliycek bu şarkıyı sonuçta.' diyerek seks yerine dans etmek istediğini buyurmuş dünyanın sonu gelirken. Ben yemedim, siz de yemezsiniz tabi, kaçın kurrasıyız biz.
Tam kafamda canlandırdığım şeyleri gördüm klipte. Klipte kızlı erkekli toplaşmışlar dünyanın sonu diye, ıslatmışlar vücutlarını, zenci olanlar yağlamışlar hatta. Öyle sürtüne sürtüne oynuyorlar. Benim hayalimdeki kıyamet gecesi ise şöyle : Kızılay meydanı vb tüm meydanlar kızlı erkekli dolmuş, herkes birbirini süzen gözlerle bakıyor. Nasıl olsa öleceğiz düşüncesi ağır bastığından kalan dakikalar şehvetle aşkla tüketilmeye çalışılıyor. Klipte gördüğüm kadarıyla bi tek Britney Spears kimselere vermeye yanaşmıyor. Yeri geliyor elletiyor ama neticede vermiyor. 5-6 kişilik salak bir erkek grubu da meydanda kız yokmuş gibi Britney Spears'a yanlamaya çalışıyorlar. Hıyarlıklarına doymasınlar, zaman geçiyor... İşte o gün, o dünyanın son gününde artık kızlar teklif ediyor, artık damsız girilir girilmez düşünülmüyor. Açık büfede tek yemeğe abanmayıp da her yemekten, her tattan az az alan adam gibi 'Yemişim sevgilimi, karımı. Yattık onla yatacağımız kadar du bakiym şurada kız kekosu var bi tane, acaba bir kız kekosu nasıl sevişir bi 5 dk deneyeyim. Sonra şuradaki 70lik teyzeye yanlarım.' diye düşünüyor erkekler, 'Bunu da denemedim demeyeyim' düşüncesi ağır basıyor, her yemeğe bi çatal daldırılıyor. Yeri geliyor çok çok çirkin erkekler taş gibi kadınları reddediyor, gün oldu devran döndü, gün artık çirkinlerin günü. Güzel kızlar erkekler kendilerinden çirkin olanlara yaptıkları ayrımı, o ayrımın ruhlarda yarattığı defoyu, ızdırabı tecrübe ediyorlar. Bi şey olsa da kıyamet kopmasa İlyas Salmanvari adamlarla Natalie Portmanvari kızlar çok rahat takılabilecek, konuşup arkadaşlık edebilecek. Ama maalesef kıyamet bu, koptu diyosa Maya kopar!Bi kelime-i şehadet'lik vakit kalana dek sevişiyor tüm insanlar. 1,5 senelik bir vakit kaldı klibin müstehcen versiyonunun gerçek olmasına. O gün yaklaşınca nerede olacağımı yazarım, sizi de beklerim.
(Seçim minibüslerinin çaldığı gubidik şarkılardan fırsat buldukça kulağıma Cake- Long Time çalınıyor.)
23.05.2011
Sen Hiç Adın Soyadının Baş Harflerini Plakada Düşündün mü?
Aylardır yapmam gereken ama yapmadığım proje sunumumdan artık kaçamıyorum, yarın yüzleşeceğim hatta. Saçlarım yıkanınca çok kabarıyor. Dişlerim bu ara epey sarardı, salı günü gidip onları temizletmem lazım. Badem yağı bıyıklarımda istediğim etkiyi bir türlü yaratamadı. Minik minik böyle sorunlarım var.
Daha büyüklerinin de olduğunu düşünüyordum. Ta ki geçen pazartesiye dek. Karıncanın biri çıktı geldi, aldı gitti tüm derdi kederi. Hiç birşey yapmadan...

Anlatmamak için elimden gelen bu.
İnce ince Radiohead - Separator çalıyor arkada.
Daha büyüklerinin de olduğunu düşünüyordum. Ta ki geçen pazartesiye dek. Karıncanın biri çıktı geldi, aldı gitti tüm derdi kederi. Hiç birşey yapmadan...

Anlatmamak için elimden gelen bu.
İnce ince Radiohead - Separator çalıyor arkada.
8.05.2011
Bahar Özkan diye Garip bi Kadın Tanıdım Zamanında, Bir de Onun İmitasyonunu
Bahar geldi sevindim göt göreceğim diye
Sadece göt de değil, iki tane de meme
Hepsi yumuşacıklar, hepsine saygım sonsuz
Ben düşlerim dilberi kah sütyensiz kah donsuz
Realite dört duvar, hayal gücü okyanus
Açıl derinliklere, hem de ister mayosuz
Su yuttun boğulduysan uyanırsın uykundan
Gusül gelir daima hamamcının hakkından
Demirbey der ki seks diye sızlanmayın
Sağlıklı adamsınız, kapıyı kilitleyin
Her hayalin bir filmi sanal alemde mevcut
Kitli kapı çalanda 'Ders çalışıyorum, Git!' deyin.
<<<<<<<<<<<< Senle ben de böyle albümler yapsak ya! Kıp kıp kıp >>>>>>>>>>>>>
(Fonda komşunun süpürge sesi var bunu yazarken)
(Edit: Mühür gözlüm, şiir sözlüm, türkiye ortalamasında boylum al yazmalım bunları yazıyorum ediyorum lakin sapık değilim biliyorsun değil mi? )
Sadece göt de değil, iki tane de meme
Hepsi yumuşacıklar, hepsine saygım sonsuz
Ben düşlerim dilberi kah sütyensiz kah donsuz
Realite dört duvar, hayal gücü okyanus
Açıl derinliklere, hem de ister mayosuz
Su yuttun boğulduysan uyanırsın uykundan
Gusül gelir daima hamamcının hakkından
Demirbey der ki seks diye sızlanmayın
Sağlıklı adamsınız, kapıyı kilitleyin
Her hayalin bir filmi sanal alemde mevcut
Kitli kapı çalanda 'Ders çalışıyorum, Git!' deyin.
<<<<<<<<<<<< Senle ben de böyle albümler yapsak ya! Kıp kıp kıp >>>>>>>>>>>>>(Fonda komşunun süpürge sesi var bunu yazarken)
(Edit: Mühür gözlüm, şiir sözlüm, türkiye ortalamasında boylum al yazmalım bunları yazıyorum ediyorum lakin sapık değilim biliyorsun değil mi? )
7.05.2011
Havaya 'HOH'layan Adam
Bu ara ne tür müzikler dinliyorum aklım ermiyor. Kah David Guetta çalışmaları, Rihanna, Lady Gaga eşliğinde enerjik müziklere takılıyorum; kah bu enerjik müziklerin pek de popüler olmayan kimselerce yapılmış sıpsılov cover'larını dinliyip hüzünleniyorum rakı içiyorum; kah Semih arıyor, Deniz Seki- Hüsnü Şenlendirici sapık ilişkisinin ürünü bir düeti hemen dinlememi salık veriyor onu dinliyorum. Bazen de eski müzik zevkim olan grunge'a, trip-hop a kapılıp gidiyorum.
("Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun" mottosunun sahibi Hülya Uğur, Meteoroloji denince aklıma ilk gelen kişi)
Bu değişken müzik zevkimi havalara bağlayacak olanlara şimdiden teessüf ederim. Gökyüzünde neme, bağıl neme, doygunluk moygunluğa bağlı olarak gerçekleşen meteorolojik olayların bünyeme, algılarıma etki etmesi kadar saçma bir durum söz konusu olamaz. İnsanım lan ben! Gelişmiş canlıyım. Yağmur yağdı diye niye hüzünleneyim, güneş açtı diye niye musmutlu olayım? Mal mıyım, mal müdürü müyüm?
_Yağmur mu yağdı? Barajlar doluyo la diye sevinirim sokaktaki herhangi bir emmi gibi.
_Güneş mi açtı? Güneş enerjisinden yararlanamıyoruz şu canım ülkede diye hayıflanır, enerji ve tabii kaynaklar bakanına muhalefet ederim.
Hava durumu, bulut-güneş benim için arabamı ne zaman yıkatacağım veya yıkatmayacağımla ilgili fikir verir. Bazen doğru zamanda yıkatır 'Aklımı seveyim!' diye kendimi överim. Bazen de yanlış zamanda yıkatır şansım cenabetliğime küfrederim (Hayır bu mörfi kanunu falan değil, hep mtv izlediğiniz için bu etkilenmele, cenabetliğe mörfi demeler)
Güneş açar, 'Kızlar etek giyer, dekolte yapar bugün kesin.' der sevinirim.
Kapalı hava olur; 'Neyse ki yüzyılın gelmiş geçmiş en güzel en yararlı modası tayt var moruk, tapılası kadın vücudunun hatlarına doyacağız bu havada bile çok şükür.' derim.
Hep şükürden yanayım.
Bunun dışında hava durumu ile hissiyatlarım, içinde bulunduğum mod vb. arasında bağ kurmaya çalışmak düpedüz beynime, yaradılışıma hakarettir. Buluta ve gökteki 'Güneş' adlı, yıldız sisteminin üyesi bir alev topuna göre kararlarımı belirlememi istemeyin benden ne olursunuz..
Saygılarımla arz ederim
.............(Benim gibi Yemekteyiz Hasan Abi de sık sık arz ederdi)..................
Saygılarımla arz ederim
<< "Only Girl " adlı şarkı, Ellie Goulding'in cover çalışması halinde çalmakta ben bu son satırları yazarken>>
("Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun" mottosunun sahibi Hülya Uğur, Meteoroloji denince aklıma ilk gelen kişi)
Bu değişken müzik zevkimi havalara bağlayacak olanlara şimdiden teessüf ederim. Gökyüzünde neme, bağıl neme, doygunluk moygunluğa bağlı olarak gerçekleşen meteorolojik olayların bünyeme, algılarıma etki etmesi kadar saçma bir durum söz konusu olamaz. İnsanım lan ben! Gelişmiş canlıyım. Yağmur yağdı diye niye hüzünleneyim, güneş açtı diye niye musmutlu olayım? Mal mıyım, mal müdürü müyüm?
_Yağmur mu yağdı? Barajlar doluyo la diye sevinirim sokaktaki herhangi bir emmi gibi.
_Güneş mi açtı? Güneş enerjisinden yararlanamıyoruz şu canım ülkede diye hayıflanır, enerji ve tabii kaynaklar bakanına muhalefet ederim.
Hava durumu, bulut-güneş benim için arabamı ne zaman yıkatacağım veya yıkatmayacağımla ilgili fikir verir. Bazen doğru zamanda yıkatır 'Aklımı seveyim!' diye kendimi överim. Bazen de yanlış zamanda yıkatır şansım cenabetliğime küfrederim (Hayır bu mörfi kanunu falan değil, hep mtv izlediğiniz için bu etkilenmele, cenabetliğe mörfi demeler)
Güneş açar, 'Kızlar etek giyer, dekolte yapar bugün kesin.' der sevinirim.
Kapalı hava olur; 'Neyse ki yüzyılın gelmiş geçmiş en güzel en yararlı modası tayt var moruk, tapılası kadın vücudunun hatlarına doyacağız bu havada bile çok şükür.' derim.
Hep şükürden yanayım.
Bunun dışında hava durumu ile hissiyatlarım, içinde bulunduğum mod vb. arasında bağ kurmaya çalışmak düpedüz beynime, yaradılışıma hakarettir. Buluta ve gökteki 'Güneş' adlı, yıldız sisteminin üyesi bir alev topuna göre kararlarımı belirlememi istemeyin benden ne olursunuz..
Saygılarımla arz ederim
.............(Benim gibi Yemekteyiz Hasan Abi de sık sık arz ederdi)..................Saygılarımla arz ederim
<< "
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)